İnsanlar bugüne kadar Dünya'nın ne kadar derinine inebildi?

Dünya'nın bir kesitini gösteren ve kabuğu, kalın mantoyu ve parlak sıcak çekirdeği ortaya çıkaran bir çizim.

Kaynak, DeAgostini/Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Dünyanın dört geniş katmanı var.
Okuma süresi: 4 dk

Dünyanın merkezinde ne olabileceğine dair çok sayıda film, kitap ve televizyon programı yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.

Tarih öncesi canlıların yaşadığı yeraltı dünyalarından farklı medeniyetlere bu hikayeler büyüleyici olduğu kadar korkunç.

Ayaklarımızın altındaki dünyayı, bütünüyle derinlerine kadar inememiş olsak da, ne kadar iyi tanıyoruz?

Peki ne kadar derine indik? Aşağılarda ne olduğunu nasıl biliyoruz?

Dünyanın katmanları

Dünyanın dört geniş katmanı var.

Londra'daki University College'da deprem bilimci Profesör Ana Ferreira, bu katmanların her birinin farklı özellikleri olduğunu söylüyor.

BBC'ye konuşan bilim insanı, "Üzerinde yaşadığımız, ince ve çok kırılgan tabaka kabuk" diye anlatıyor.

Dünyanın kesitini gösteren bir diyagram; başlıca katmanlar etiketlenmiş: yüzeyde okyanus kabuğu ve kıtasal kabuk, ardından manto ve daha sonra dış çekirdek ve iç çekirdek.

Dünya'nın yer kabuğu okyanus dibinde daha ince ancak kıtaların altında 70 km kalınlığa çıkabilir.

Bunun altında yaklaşık 3 bin km kalınlıkta manto bulunuyor, magma adı verilen bir tür kayadan oluşuyor. Magma insan zaman ölçeklerinde kaya gibi görünüyor.

Ferreira, "Ama milyonlarca yıldan uzun sürelik zaman diliminde aslında akışkan" diyor.

Bunların yanında çoğunlukla sıvı haldeki demir ve nikelden oluşan dış çekirdek bulunuyor. Burası Dünya'nın manyetik alanını oluşturuyor.

İç çekirdek ise katı demir ve nikelden oluşuyor. 5.500°C santigrat dereceyi bulan sıcaklıklarla Dünya'nın en sıcak bölümü.

'En derinlere' inmek

Tairhte yer kabuğunun en derinlerine inen kişi, Güney Afrika'da Johannesburg'un 75 km güneybatısındaki Mponeng altın madenindeydi.

Maden yüzeyden 4 km kadar derine iniyor.

Kameraya sırtı dönük, bej gömlek ve mavi baret giyen bir adam, bir mağaradaki kayalık bir oyuğa su püskürtüyor.

Kaynak, Eva-Lotta Jansson/Bloomberg/Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Mponeng altın madeni 4 km derinlere iniyor.

Fiziksel olarak bir insan daha derinlere inememiş olsa da sondaj makineleri yoluyla bu yapıldı.

Kola derin sondajı, insanlığın açtığı en derin kuyu. Rusya'nın kuzeyinde Sovyetler tarafından 20 yılda açılan kuyu, 1992'de tamamlandı. Yerin 12,2 km derinine iniyor.

Bu, 37 tane Eiffel kulesinin üst üste yerleştirilmesine eşit bir derinliği ifade ediyor. Buna rağmen, Dünya'nın kabuğunun ancak üçte birine ulaşmış durumda.

Dünya'nın kabuğundan derinlere inmenin zor olmasının birçok sebebi var.

Derinlere indikçe ısınma hızına jeotermal gradyan adı veriliyor. İngiliz yerbilimci Prof. Chris Jackson'a göre kıtasal kabuk için bu oran, km başına 25-32 Celsius derece.

Metruk bir alanda yıkılmış bir bina ve yıkıntılar var.

Kaynak, Lenorlux/Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Kola derin sondajının olduğu alan bugün harabe halinde.

Bir diğer zorluk da Dünya'nın derinlerindeki yüksek basınç.

Jackson, bir sondajı açık tutmak için bu basınca karşı koymak "müthiş zor bir iş" diyor.

'Dünya'nın tomografisi'

Yüzeyden fazla uzaklaşamıyorsak Dünya'nın iç kısımlarla ilgili nasıl araştırma yapabiliyoruz?

Cevap sismik dalgalar.

Bu dalgalar Dünya'yı dolaşan depremlerle oluşuyor.

Farklı maddelerden geçerken farklı özellik gösteriyorlar, bunlar sismometrelerle ölçülüyor.

Ferreira, "Çok sayıda ileri veri analizi, modellemesi yapıyor sonra bunları Dünya'nın iç bölümlerinin görüntülerine çeviriyoruz" diyor.

Jackson, görüntüleri, "Dünya'nın tomografisini çekmeye" benzetiyor.

Sismik dalgalar bir kağıt üzerinde aynı çizgide devam eden dikey uzunlu kısalı çizgiler olarak gösteriliyor.

Kaynak, Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Sismik dalgalar geçtikleri yere göre farklı özellik gösteriyor.

İki uzman da Dünya'nın katmanlarını çalışmanın dünyamızla ilgili birçok şeyi anlamamıza yardımcı olabileceğini söylüyor. Bunlar arasında depremleri oluşturan süreçler, volkanlar ve dağların oluşumu var.

Ferreira, "Nihayetinde mantonun nasıl çalıştığını anlamanız gerekiyor" diyor.

Bu, jeotermal enerjiyle ilgili anlayışımızı geliştirebilecek bir konu.

Ferreira aynı zamanda bu alanda yapılan çalışmaların daha çok keşif amaçlı olduğunu da söylüyor. Dünya'nın zamanla nasıl evrildiğini anlamamıza ve potansiyel olarak bunu başka dünyalara uyarlamamıza yardımcı olabilir.

"Bunu diğer gezegenleri anlamak için kullanabilir miyiz?" diye soruyor.