BBC muhabiri Bowen yazdı: 'Üçüncü Körfez Savaşı'nın büyük tehlikeleri

1991'e ait bir fotoğrafta çölde ilerleyen ABD araçlarını görüyoruz

Kaynak, Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, 1991'de Irak'ı Kuveyt'ten çıkarmak için düzenlenen askeri operasyon sırasında ABD askerleri
    • Yazan, Jeremy Bowen
    • Unvan, BBC Kıdemli Dış Haberler Muhabiri
  • Okuma süresi 6 dk

Bir Amerikan başkanının ayaklanma çağrısı yaptıktan sonra bu gerçekleştiğinde karışmamasının ne sonuçlar yarattığını biliyorum. Çünkü buna daha önce şahit oldum.

1991 yılında, tam olarak da 15 Şubat'ta, dönemin başkanı George Bush, muhtemelen ömrünün sonuna kadar pişman olacağı bir konuşma yaptı.

Bu konuşmanın adresi, ilk Körfez Savaşı'nda dönemin en gelişmiş silahı olarak ilk kez kullanılan Patriot füzelerinin üretildiği Massachusetts'teki fabrikadaydı.

Patriot füze savunma sistemi, Ukrayna ve İran'daki savaşta hala hayati bir role sahip.

Bush Patriot fabrikasında konuşurken Irak ordusunu, Kuveyt'ten çıkarmayı amaçlayan Çöl Fırtınası Harekatı devam ediyordu.

ABD, İngiltere ve müttefik ülkelerin hava kuvvetleri, Kuveyt'teki Irak ordusu ve Irak şehirlerini bombalıyordu.

On binlerce müttefik asker, dokuz gün sonra başlayacak kara savaşı için de Irak ve Kuveyt sınırlarında toplanmıştı.

Ben Bağdat'taydım, savaşla ilgili haberleri geçiyordum.

Birkaç gün önce Amerikalılar, Bağdat'taki Amiriyah mahallesinde bir sığınağa düzenledikleri hava saldırısında 400'den fazla sivili öldürmüşlerdi.

Amerikalılar ve İngilizler, saldırı sonrası doğru olmayan şekilde, buranın bir komuta merkezi olduğunu iddia ettiler.

Ancak ben, neredeyse tamamı çocuk, kadın ve yaşlı erkeklerden oluşan cesetleri ve hâlâ dumanı tüten sığınağı görmüştüm. Bu yüzden bunun doğru olmadığını biliyordum.

O zaman Bush'un fabrikadaki konuşmasını fark etmemiştim.

Ancak 35 yıl sonra, Donald Trump ve Binyamin Netanyahu, İran halkına İslam Cumhuriyeti'ni devirmek için ayaklanma çağrısı yaptığında ve fakat doğrudan askeri destek sözü vermediğini her duyduğumda, o zaman yaşananları düşünüyorum.

Baba Bush, o gün mucizevi bir silah olarak gösterilen füze savunma sistemini üreten işçileri övmek için Patriot fabrikasındaydı.

Birkaç kısa cümleyle, Saddam Hüseyin'in Birleşmiş Milletler kararlarına uyması Kuveyt'ten geri çekilmesi gerektiğini söyledi.

İran'da bugün süren savaşın aksine, ilk Körfez Savaşı BM Güvenlik Konseyi'nden onaylıydı.

Bush daha sonra muazzam sonuçları olacak şu cümleleri sarfetti:

"Kan dökülmesinin durmasının başka bir yolu daha var. Ve bu da Irak ordusunun ve Irak halkının meseleleri kendi ellerine alıp diktatör Saddam Hüseyin'i kenara çekilmeye zorlaması."

Füze fabrikasının işçileri bu sözleri alkışlar ve tezahüratlarla onayladı.

Bush ise sonrasında, Vietnam felaketinden bu yana ilk büyük savaşta sahada olan Amerikalıları motive etmek için hazırlanan cümlelerine geri döndü.

Bir ABD askeri devriye sırasında bir sokağı koruyor, beton zemine diz çökmüş, silahı aşağı doğru nişan almış. Kamuflaj üniforması giymiş. Genç bir kız binanın köşesinde durup onu izliyor.

Kaynak, Stefan Zalkin/EPA-EFE

Fotoğraf altı yazısı, 2003 yılında Irak'ta devriye görevi yapan bir ABD askeri.

Ancak bazı Iraklılar bu sözleri ciddiye aldı.

Irak ordusu Kuveyt'ten çıkarıldıktan sonra ilan edişen ateşkes sürecinde Saddam Hüseyin iktidarını korudu.

Ülkenin güneyindeki Iraklı Şiiler ve kuzeyindeki Kürtler, rejime karşı silahlı bir isyan başlatmıştı.

Amerikalılar, İngilizler ve koalisyonu oluşturan diğer ülkeler sonrasında yaşananları izledi ve müdahale etmedi.

Saddam rejimi savaşta ağır hasar görmüştü ancak ordunun helikopterlerini elinde tutmasına izin verilmişti. Bu helikopterlerle binlerce Kürt ve Şii'yi öldürüldüğü bir karşı saldırı başlatıldı.

İsyancılarsa, Bush'un bu ayaklanmanın başarılı olmasını sağlamak için müdahale edeceğini varsayma hatasına düşmüştü.

O sırada ben Kürtlerin yerleştiği ülkenin kuzeyindeki dondurucu, karlı dağlardaydım. On binlerce Kürt, Saddam Hüseyin güçlerinin katliam hikayeleri halen taze bir şekilde oraya kaçmıştı.

Her sabah, gece boyunca soğuktan veya dizanteriden ölen çocuklarının cesetlerini, battaniyelere sarılmış küçük bohçalar halinde dağdan aşağı indiren babalar görüyordum.

Sonunda Amerikalılar, İngilizler, Fransızlar ve diğerleri, Kürtleri kurtarmak için büyük bir insani yardım operasyonuna mecbur kaldılar.

Ülkenin güneyindeki Şiiler ise o kadar şanslı değildi.

Birinci Körfez Savaşı'nın sonuçları yıllarca sürdü.

Bir yanda Irak'ın kuzeyindeki uçuşa yasak bölge için kurulan hava devriyeleri vardı.

Diğer taraftaysa, Suudi Arabistan'da, yabancı birliklerin İslam'ın en kutsal türbelerinin yer aldığı toprakları ihlal ettiğini düşünen genç Usame Bin Ladin, sonrasında El Kaide'ye dönüşecek örgütü kuruyordu.

Üçüncü Körfez Savaşı

Her Körfez Savaşı, bir sonrakinin tohumlarını ekti.

2003'te, oğul Bush, babasının yarım bıraktığı işi tamamladığına inanarak Saddam Hüseyin'i devirdi.

İran bu savaşın büyük bir kazananıydı.

Amerikalılar, Tahran'ın acımasız düşmanı Saddam Hüseyin'i ortadan kaldırmışlardı.

Şu anda yaşanan Üçüncü Körfez Savaşı ve 2003'te ivmelenen İslam Cumhuriyeti'nin bölgesel güç olarak yükselişini tersine çevirmeyi amaçlıyor.

Hava harekatları, İsrail'in kendi varlığına tehdit olarak gördüğü İran'a ait askeri üsleri ve nükleer amaçlarını yok etmeyi amaçlıyor.

Trump'ın, ilk kez İsrail ile ortak savaşa girme kararı, son anketlere göre Amerika'da popüler değil.

Bununla birlikte İsrail hariç Amerika'nın diğer müttefikleri için de endişe verici.

Peki ya şüpheciler yanılıyorsa?

Ya uzmanlar ve yorumcular, Trump'a duydukları tepkinin, değerlendirme yeteneklerini gölgelemesine izin vermişse?

Belki de Trump'ın, Ortadoğu'daki önceki savaşlarda ABD ile birlikte savaşmış ve bu savaşlarda asker kaybetmiş müttefiklere hakaret etmesinin bir önemi yok. Bazen yalan söylemesinin de bir hükmü olmayabilir mi?

Trump, aralarında çok sayıda kız öğrencinin de bulunduğu, 165'ten fazla kişinin öldürüldüğü okul saldırısında kullanılan Tomahawk füzesini İran'ın ateşlemiş olabileceğini iddia etti. Ancak İran'ın Tomahawk füzesi yok.

Trump ve destekçileri, tüm bunların yalan haber olduğunu savunuyor.

11 Mart akşamı Beyrut'taki İsrail bombardımanının geride bıraktığı görüntü. Dumanlar ve alevler kent silüeti üzerinde.

Kaynak, Reuters

Fotoğraf altı yazısı, 11 Mart akşamı Beyrut'taki İsrail bombardımanı

Karar vericiler, İran'ın nükleer silah ve uzun menzilli balistik füzeler edinmesini engelleme amacında olduğunu söyledikleri bu savaşın, sadece Körfez ülkeleri ve İsrail'e değil, Avrupa'ya ve hatta Amerika'ya tehdidi önleyeceğini savunuyor.

Bunun için bir süreliğine daha yüksek benzin fiyatlarına katlanılabileceğini söylüyorlar.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, BM onayı veya ikna edici bir meşru müdafaa gerekçesi olmadan güç kullanımına ilişkin Avrupa ülkelerinden gelen karşı sesleri eleştirdi.

Hegseth, "Güç kullanımı konusunda tereddüt eden, ellerini ovuşturup incilerini sıkan geleneksel müttefiklerimizin birçoğu" ifadesiyle bu ülkeleri sert bir dille hedef aldı.

Ancak savaşın sona ermesinin kolay olmayacağı ve sonuçlarının en iyi ihtimalle belirsiz, en kötü ihtimalle tehlikeli olduğu zaten apaçık ortada.

İsrail'in kendi gündemi var. Netanyahu, ne istediği konusunda net. Hayatı boyunca kurduğu bir hayalini gerçekleştirebileceğine inanıyor: İran İslam Cumhuriyeti'ni yok etmek.

Savaşın ikinci gününde yaptığı bir konuşmada, İsrail'in ABD'nin "yardımıyla", "kırk yıldır yapmayı arzuladığım şeyi yapabildiğini" söyledi. "Terör rejimini kalçasından bacağına kadar vurmakla" övündü ve "Bunu söz vermiştim ve bunu yapacağız" dedi.

Trump gibi o da İran'da halk ayaklanma çağrısı yaptı.

İsrail, İran'ın şiddet içeren bir kaosa sürüklenmesinden endişe duymuyor gibi görünüyor. Hatta bu onlar için iyi bir sonuç bile olabilir.

Amerika, İsrail ve destekçileri, İran rejiminin ortadan kaldırılmasının dünyayı daha güvenli hale getireceğine inanıyor.

Haklı olabilirler. Ocak ayında baskıya, yolsuzluğa ve ekonomik çöküşe karşı yürüyüş yapan binlerce İranlıyı sokaklarda öldürmüş, şiddetle dolu bir rejim bu.

Rejim, uranyumu da nükleer bombaya dönüştürülebilecek seviyelere kadar zenginleştirdi.

Ancak müttefikler, savaşın sonuçları 2003'te Irak'ın işgaliyle başlayanla aynı ölçekte bir felakete dönüşürse yanılmış olacak.

Irak'ta diktatör Saddam Hüseyin'i, yerini alacak sürdürülebilir bir plan olmadan devirmek, yıllarca süren mezhep çatışmalarına, yüz binlerce kişinin ölümüne ve cihatçı aşırılıkçıların IŞİD'e dönüşmesine yol açan bir iktidar boşluğuna neden oldu.

2003'ün halefleri bu yeni krizden nasıl faydalanacaklarını araştırıyordur.

Netanyahu İran'la savaşı düşünmekle birlikte bunun ancak bir Amerikan başkanının yardımıyla olabileceğini her zaman kabul etti.

Sonunda biri çıktı, Trump.

Önceki başkanlar, Netanyahu'nun otuz yıl önce başbakan olarak muhatap olduğu ilk ABD Başkanı Bill Clinton da dahil, buna yanaşmadı.

İran'ı kontrol altında tutmak ve caydırmakla yetindiler. Gerçekten nükleer silah edinmeye çalışması halinde savaş ihtimalini uyarı olarak kullandılar.

Ve şu anda yaşananları öngörerek, harekete geçmediler.

İran'ın karşı hamleleri, Amerikan gücüne meydan okumayı, savaşı yaymayı, büyük ekonomik hasara yol açmayı ve ABD ile savaşı engellemeye çalışan Körfez ülkeleri arasında özenle kurulan ittifakları bozmayı amaçlıyor.

Trump arkasında destekçileriyle kürsüde konuşuyor.

Kaynak, Beyaz Saray

Fotoğraf altı yazısı, Trump Kentucky'de 11 Mart'taki konuşmasında İran'da "kazandık" dedi.

Şimdi İran Körfez ülkelerini de hedef haline getirdi.

Çin'in de hazırda beklediği bir ortamda, Trump, bir zafer ilan edip, Suudi Arabistan ve diğerlerini ortada kalan karmaşayı temizlemeye bırakırsa, bu ülkeler, ABD ile ittifakın ve İsrail ile yakınlaşmanın kazancını yeniden ele alabilir.

Amerikalılara artık sonsuza dek sürecek savaşlar olmayacağına söz veren Trump, aslında Çin'e karşı kullanmak isteyebileceği güçlerini kalıcı olarak Ortadoğu'da tutmak zorunda kalabilir.

İsrailliler için durum daha basit. Bugünü, Ortadoğu'yu yeniden düzenlemek ve tartışmasız askeri hakimiyete dair konumlarını güçlendirmek için şimdiye kadar sahip oldukları en iyi fırsatı görüyorlar.

İran'ın Lübnan'daki müttefiki Hizbullah'ı tamamen yok etmeyi hedefliyorlar. Bunu 1990'lardan beri deniyor ve başaramıyorlardı.

Dünyanın dikkati İran'dayken, İsrail de işgal altındaki Batı Şeria'nın fiili ilhakına yönelik daha fazla adım atıyor.

Trump, savaş başlatmanın bitirmekten çok daha kolay olduğunu bu süreçte öğrenebilir. Tam olarak nereye gittiğinizi bilmiyorsanız, ne zaman duracağınızı bilmek zordur.

Dünyanın en güçlü ülkesi olan ABD'nin, tutarlı bir siyasi strateji olmadan savaşa girmiş olması ve kanıtların gösterdiği üzere, yönetimi kafasına göre şekillendiren bir başkanın varlığında bunu yapması daha da zorlaşıyor.