|
22 Temmuz 2009 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Financial Times'ın satırlarında domuz gribi vakalarındaki artışı kaygıyla izleyen İngiltere'de kamu sağlığı için yeni önlemler açıklayan kurumlara Kilisenin de eklendiğini okuyoruz.
Financial Times, bundan 450 yılı aşkın süre önce vebadan sakınmak için getirilen kuralların Anglikan Kilisesi tarafından yeniden yürürlüğe sokulduğunu bildiriyor. Bugüne kadar domuz gribinden ölenlerin sayısının 29 olduğunu yazan Financial Times, bazı kiliselerin ayinlerinde İsa'yı anmak içilen şarabın aynı kadehten yudumlanmasından vazgeçildiğini belirtiyor. Kiliseye gelenler bunun yerine bir ekmek parçasını şaraba batırarak -tercihen ellerini değirmeden- ayine katılabilecekler. Financial Times, Londra'da bir kilisenin buna ilaveten el sıkışmamayı salık verdiğini; diğer kimi kiliselerde ise kutsal suya parmakları batırıp haç çıkarma geleneğinin askıya alındığını bildiriyor. Bıçaklı ölümler Grip virüsüne karşı alınan önlemlerden, geçelim Guardian'ın manşetine yerleşen suçla mücadele önlemlerine. Yalnız bu sefer, önlemlerin fayda etmediğini yazıyor Guardian. Gazete, kentlerde genelde gençler arasında işlenen bıçaklı saldırıları engellemek için neredeyse 5 milyon dolar harcanan kampanyaya rağmen, ölümlerin arttığına işaret ediyor. Ama rakamları başka türlü okuyanlar da var. Bütün yaş grubunda ölenlerin sayısı artsa da, 19 yaşın altında bıçaklı saldırı düzenleyen gençlerin sayısında bir azalma görülüyor. Dolayısıyla hükümet, istatistiklerin olumlu noktalara işaret ettiğini söylüyor. Guardian'ın bugün başyazısına ayırdığı konu da toplumsal istatistiklerle ilgili. ''Bazen herkesin zaten bildiği bir gerçeği yeniden vurgulamak gerekir'' diyor Guardian: ''İngiltere, eşit bir toplum değil''. Zengin-yoksul Guardian'ın başyazısına çıkardığı konu, partiler arası bir komisyonun öncülük ettiği raporla ilgili. Farklı toplumsal sınıflardan gelen gençlerin itibarlı ve iyi maaşlı işlere erişim olanaklarını irdeleyen rapor, İngiltere'de sınıf ayrımını gözler önüne seriyor. Ülke çapında öğrenci nüfusunun sadece yüzde 7'si özel okula gitse de, İngiliz yargıçların yüzde 75'i, finans yöneticilerinin yüzde 70'i, üst düzey bürokratların yüzde 45’i ve milletvekillerinin yüzde 32'si, özel okullarda yetişmiş. Guardian, 'gazetecilerin de birçoğu' diyerek iğneyi kendine de batırıyor. Gazeteye göre 1958 yılının İngiltere'sinde doğanların devlet okuluna gittikten sonra bir yargıç ya da büyük bir bankanın müdürü olma ihtimali daha yüksekti. Zorunlu eğitim Daily Telegraph'ta da bir eğitim haberi var. Ama Hindistan'dan. Gazete, dün Yeni Delhi parlamentosunun geçirdiği yasa ile birlikte bundan böyle Hindistan'da 6 ila 14 yaşlar arasında eğitimin zorunlu kılındığını bildiriyor. Daily Telegraph, Hindistan nüfusunun halen yüzde 35'inin okuma yazma bilmediğini, çocuk nüfusun neredeyse yarısının okula gitmediğini yazıyor. Gazetenin aktardığına göre geçirilen yasa, özel eğitim kurumlarının öğrenci sayısının en az yüzde 25'inin yoksul çocuklara ayrılmasını da şart koşuyor. Ucuz uçak yolculuklarının önderlerinden Ryanair'in önümüzdeki kış aylarında İngiltere'den kalkan seferlerini büyük oranda iptal edeceğini açıklaması gazetelerin ortak konuları arasında. Taşınabilir bir mal: uçak Neredeyse dolmuş gibi Avrupa'nın dört bir yanına kalkan düşük maliyetli uçaklara İngilizler son yıllarda bir hayli alışmıştı. Fakat Times, şirketin İngiliz havaalanlarına ödemek zorunda olduğu vergiden kaçmaya karar verdiğini bildiriyor. Gazete, resesyonun etkisiyle azalan yolcuları geri çekmek için Avrupa'nın bir dizi ülkesinde havaalanlarının uçak şirketlerinden talep ettiği vergileri düşürdüğünü yahut tamamen ortadan kaldırdığını bildiriyor. İspanya, Belçika ve Yunanistan gibi. Times, ''Havayolu seferlerinin hükümetler arası ikili görüşmelerde belirlendiği eski günler maziye karışıyor'' diyor. Gazete, Ryanair şirketinin artık İngiltere'de tutmayacağı uçaklarını vergisiz bir Avrupa ülkesine nakletmeyi düşündüğünü yazıyor. Sahte ve güzel Basın özetimizi noktalamadan, soralım: İnsanlar sanat müzelerine neden gider? Birçok turist için bunun nedeni, efsane olmuş meşhur tabloların aslının karşısında dikilmek, gerçeğini görmek değil midir? Ama İngiltere'nin Louvre'u diyebileceğimiz, Ulusal Galeri adlı büyük müzesi, bu sefer sanatseverleri sahte eserleri görmeye davet ediyor. Independent'ın geniş yer verdiği haberde müzenin direktörü, ''Sahteler de kendi başına katıksız bir zevk verir'' demiş. Independent, köprünün altından çok sular aktığını belirterek başlıyor habere. 1845 yılında Ulusal Galeri'ye yanlışlıkla sahte bir resmin satıldığının anlaşılması üzerine, müzenin müdürü kendisini anında kapının önünde bulmuş. Fakat aradan neredeyse iki yüzyıl geçtikten sonra müzenin müdürü Nicholas Penny, tamamen sahte eserlere ayrılmış özel bir sergi ilan edebiliyor. Independent'a konuşan Nicholas Penny, müzenin daimi koleksiyonunda 40 kadar sahte eserin yer aldığını ve bunları gururla halka göstermek istediğini söylüyor. ''Çünkü'' diyor ''sahtekârların ne kadar kurnaz ve yetenekli olduğunu bilmek gerek...'' | İlgili haberler 20 Temmuz 2009 Basın Özeti20 Temmuz, 2009 | Basın Özeti 19 Temmuz 2009 Basın Özeti19 Temmuz, 2009 | Basın Özeti 17 Temmuz 2009 Basın Özeti17 Temmuz, 2009 | Basın Özeti 16 Temmuz 2009 Basın Özeti16 Temmuz, 2009 | Basın Özeti 15 Temmuz 2009 Basın Özeti15 Temmuz, 2009 | Basın Özeti 14 Temmuz 2009 Basın Özeti14 Temmuz, 2009 | Basın Özeti 13 Temmuz 2009 Basın Özeti13 Temmuz, 2009 | Basın Özeti 12 Temmuz 2009 Basın Özeti12 Temmuz, 2009 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||