|
12 Mart 2008 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Financiel Times, "Kıbrıs görüşmelerinin yeniden başlaması için umut doğdu" diyor.
Financial Times'ın Strasburg kaynaklı haberine göre, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yeni Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, 4 yıllık aranın ardından, Türk tarafıyla yeniden müzakere masasına oturmak istediklerini dile getiriyor. Haberde dikkat çeken satırlar şöyle: "Markos Kipriyanu, Ada'nın birleşmesi için müzakerelere yeniden başlama konusunda temkinli bir iyimserlik içinde olduğunu söyledi. Kipriyanu, yeni Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas ile Mehmet Ali Talat'ın gelecek hafta yapacağı görüşmenin ardından, Lefkoşa'nın ana caddesini ikiye ayıran duvarın da sökülebileceğini belirtti." "Bu, geçen ayki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından ilişkilerde yumuşanın sinyali. Bu türden bir görüşme son olarak 2006 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos ile Talat arasında gerçekleşmişti. İki lider Birleşmiş Milletler himayesinde güven artırıcı önlemlere başvurma konusunda anlaşmış, ancak bunu kapsamlı görüşmelerin takip etmesi mümkün olmamıştı." "Kipriyanu, güven artırıcı önlemler çerçevesinde değerlendirdikleri konulardan birinin, Yeşil Hat'ta bir ya da iki yeni geçiş noktasının açılması olduğunu söyledi. Şu anda Ada'nın kuzey ve güneyini ayıran dört kapı bulunuyor." "Birleşmiş Milletler temsilcilerinin, gelecek ay Kıbrıs'ı ziyaret ederek, müzakerelere yeniden başlamanın yollarını değerlendireceğini söyleyen Kıbrıs Dışişleri Bakanı, çözüm çabalarının Birleşmiş Milletler himayesinde, ancak dayatılan değil, Kıbrıslıların kendilerinin tasarladığı bir model olması gerektiğini de sözlerine ekledi." "İsrail önce Suriye ile barışsın" Guardian yazarlarından Jonathan Freedland, eski Amerikan başkanı Bill Clinton'ın 8 yıl önceki çabalarından, Annapolis zirvesine, İsrail Filistin sorununda şimdiye kadar denenen çözüm yöntemlerini irdeliyor ve şu sonuca varıyor: "İki devletli çözümü sağlayabilmek için, İsrail önce Suriye ile barışmalı". "Daha önce en az üç kez denendi ve her seferinde çözüme çok yaklaşıldı. Planın adı, Filistin'den önce Suriye ile barışmak. Bunun İsrail'e kazandıracakları ortada. Öncelikle kurucu başbakanı David Ben-Gurion'un, 'komşularıyla barış içinde bir İsrail' hayali gerçekleşmiş olacak: Mısır, Ürdün, Suriye ve dolayısıyla Lübnan." "Böylece iki devletli çözümün potansiyel engelleri Hamas, Hizbullah ve Suriye'nin kendisi artık tehdit olmaktan çıkacak. Filistinli müzakereci Hüseyin Ağa, "Suriye Huzbullah'ın akciğerleri gibi. Eğer Suriye İsrail ile uzlaşırsa, örgüt İsrail ile savaşmaya son vermek zorunda kalır' diyor." "Aynısı Hamas için de geçerli. Hatta İran bile tavrını değiştirmek zorunda kalır. Böylelikle İsrail, Filistinliler ile barış konusunda kendisini birden bire çok daha güvende hisseder." Peki bu formülün hayata geçmesi, yani iki devletli çözüm için, İsrail'in önce Suriye ile barışması mümkün mü? Guardian yazarı Jonathan Freedland bu soruya şöyle yanıt veriyor: "Arap dünyasındaki dayanışma beklentisinin farkında olan Şam, Filistinlilerden önce böyle bir anlaşma imzalamaya muhtemelen yanaşmayacaktır. Dolayısıyla da bu iki sürecin dikkatli bir şekilde ve eş zamanlı olarak yürütülmesi gerek." "İyi haber, Suriye ile uzlaşının, İsrail yönetiminin en üst seviyelerinde tartışılıyor olması. Kötü haber ise, İsrail, Suriye'nin barışın gereklerini yerine getirmeye hazır olduğu konusunda yeterli kanıt göremediğinde ısrarlı." "İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in de kendi üzerine düşeni yapıp, 1967'de işgal ettikleri Golan Tepeleri'nden çekilecek kadar güçlü olmadığı da akılda tutulması gereken bir pürüz." "İsrail Suriye barışının önünde son bir engel daha var. Bush yönetiminin, "Şer Ekseni"nin bir üyesi kabul ettiği Şam ile görüşmesi için İsrail'e izin vermeyeceği ortada. İşte size, dünyanın sonunda George W Bush'un gideceği 20 Ocak 2009 gününü, iple çekmesi için bir sebep daha." "Darfur cehenneme geri döndü" Independent, "Darfur cehenneme geri döndü" manşetiyle çıkmış. Manşetin altında ise şu satırlar var: "Çocuklar tecavüze uğruyor, evler yağmalanıyor, köyler yakılıyor ve binlerce kişi hava bombardımanı altında evlerini terk ediyor. Birleşmiş Milletler'in barışı koruma görevini üstlenmesinin üç ay ardından..." Bu satırlardan da anlaşılacağı gibi, Independent mevcut tablodan Batı'yı sorumlu tutuyor. Gazetenin başyazısında şu satırlar dikkat çekiyor: "Son zamanlarda Darfur konusunda tek uluslararası adımın Çin'den gelmiş olması üzücü. Yönetmen Steven Spielberg kısa süre önce, Çin'in yakın ilişkileri bulunan Sudan'a, Darfur konusunda baskı yapmamasını protesto amacıyla Pekin Olimpiyatları sanat danışmanlığından ayrılmıştı." "Bunun ardından Çin'in Hartum Büyükelçisi, sivillere yönelik saldırıları tırmandırdığı için Sudan hükümetini sert bir şekilde eleştirdi. Bunu laftan ibaret bir tepki olarak bir kenara itmek mümkün. Ancak Çin, en azından uluslararası baskıya yanıt verdiğini göstermiş oldu." "Bunu, Darfur'daki zavallı insanların acılarına duygusal tepkiler veren, ancak onlara yardım etmek için somut hiçbir şey yapmayan Batılı hükümetlerin davranışı ile karşılaştırın." "Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği'nden oluşan gücün, Darfur'da barışı koruma görevini resmen devralmasının üzerinden iki ayı aşkın bir süre geçti. Ancak başlangıçta 26 bin askerin gönderilmesinin planlanmasına rağmen, bölgedeki askerlerin sayısı 9 bini anca buluyor." "Üstelik, başta helikopter olmak üzere gerekli askeri malzemeden yoksunlar. Dahası, bir üç ay daha, gereken güce ulaşmaları mümkün görünmüyor." Kraliçeye bağlılık yemini tartışması İngiltere gündemini en çok meşgul eden, hemen her gazetenin başyazılarında yer verdiği konu, Başbakan Gordon Brown'ın talimatıyla hazırlanan bir raporda, zorunlu eğitimi bitiren öğrencilerin Kraliçe'ye sadakat yemini etmelerinin önerilmesi. Halkın Britanyalılık duygularını pekiştirmeyi amaçlayan öneriler arasında bir "ulusal gün ilan edilmesi" de var. Tahmin edileceği gibi eleştiriler yoğun. Örneğin Times şöyle diyor: "Herşeyden önce Britanyalılığı tanımlamaya çalışmak, pek de Britanyalı bir çaba değil. Britanyalılık, Amerikalılık gibi birşey değil. Zira biz yeni kurulmuş bir ulus değiliz. Tarihi, devrim gibi tek bir olayla belirlenmiş bir ulus da değiliz. Birleşik Krallık'ın dört parçadan oluşması da, ortak bir tanım bulunmasını zorlaştırıyor." "Britanyalılar, devlet güdümünde bir vatanseverlikten uzak durmuş, ulusal bir kültür yaratma yönündeki siyasi çabalardan hoşlanmamış, milliyetçiliğe yönelik popülist yaklaşımları tehlikeli bulmuştur." "Britanyalılar kimliklerini, tarihlerinde, dillerinde ve toplumlarında bulur. Bu işleri biraz karmaşıklaştırıyor olabilir, ama böylesi daha anlamlı." Times böyle derken, Guardian, Birleşik Krallık'ın dört parçadan oluşuyor olmasına biraz daha vurgu yapmış eleştirisinde. Gazete başyazısında şu satırlara yer veriyor: "İskoç kökenli olan Başbakan Gordon Brown'ın, seçmenlerin İngiliz çoğunluğu ile paylaşabileceği bir kimliğe vurgu yapma ihtiyacı hissettiği anlaşılıyor. Ancak bunu yaparken, milliyetçiliği bir sorun hale getirme riskini de yaratıyor." "Nitekim Edinburgh'taki İskoç milliyetçisi yönetim, bu önerilere karşı olduğunu ve uygulamaya konmalarına yardımcı olmayacağını hemen ortaya koydu. Cardiff'ten, Galler'den gelen tepki de olumsuzdu." "Kuzey İrlanda'ya gelince, Kraliçe'ye sadakat yemininin burada hiçbir zaman söz konusu olamayacağını, fikir babası; eski hukuk işlerinden sorumlu devlet bakanı Lord Goldsmith de kabul ediyor zaten." | İlgili haberler 5 Mart 2008 Basın Özeti05 Mart, 2008 | Basın Özeti 4 Mart 2008 Basın Özeti04 Mart, 2008 | Basın Özeti 3 Mart 2008 Basın Özeti03 Mart, 2008 | Basın Özeti 2 Mart 2008 Basın Özeti02 Mart, 2008 | Basın Özeti 29 Şubat 2008 Basın Özeti29 Şubat, 2008 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||