|
6 Ağustos 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Lübnan'da dün düzenlenen ara seçimin sonuçları gazetelerin erken baskılarına yetişmemiş.
Ancak Independent'ın deneyimli muhabiri Robert Fisk, ülkedeki siyasi tabloyu kaygı verici buluyor ve "Lübnanlı Hıristiyanlar birbirlerini yok etmeye ne zaman son verecekler?" diye sorarak başlıyor yazısına: "General Michel Aun ile Suriye yanlısı müttefikleri dünkü seçimde Falanjist aday Emin Cemayel'e karşı yarışıyordu. Emin Cemayel'in adının yerine otorite, demokratik olarak seçilmiş parlamento, hükümet daha doğrusu ABD destekli hükümet ifadelerini koyabilirsiniz. 1990'larda Lübnan'ı Suriye'den kurtardığını iddia eden Michel Aun ise, şimdi, Suriye'nin Lübnan'daki cumhurbaşkanı olmak istiyor. "Hıristiyanlar bir kez daha ve şüphesiz Suriye'yi memnun eder şekilde bölünüyor. Hıristiyanlar arası çatışma olasılığı artıyor. Mezheplere göre düzenlenen seçim sistemi, Ermeni Daşnakların Aun'u desteklemesi gibi bir sonuç yaratıyor ki, bu da Ermenistan'da büyük öfkeyle karşılanıyor. 'Aun, Osmanlılarca 1915'te 1,5 milyon Ermeni'nin öldürülmesi konusunda ne yaptı?' diye soruyorlar... "Her şeyin temelinde basit bir denklem yatıyor: Eğer Lübnanlılar birbirlerine Washington'a, Tahran'a Tel Aviv'e, Şam'a Londra'ya ya da Paris'e güvendikleri kadar güvenseydiler, huzur içinde yaşayabilirlerdi. Ancak siyasetin mezhepler temelinde düzenlenmiş olması, bu düzenin ortadan kalkmasının Lübnan’ın kimliğini de yok etmesi sonucunu barındırıyor. Bu nedenle Lübnan, sürekli bir iç savaş tehdidi altında yaşayıp gidiyor." Irak'ta vilayetler şebekeden kopuyor Guardian, Irak'ta siyasetin bölünmüşlüğünün uzantısı olarak günlük yaşamı sekteye uğratan bir soruna elektrik sıkıntısına geniş yer ayırmış bugün. Elektrik arzının talebin ancak yarısını karşıladığı belirtilen haberde, sıkça sabotaja da uğrayan ulusal şebekenin çökmek üzere olduğundan söz ediliyor: "Elektrik bakanlığı sözcülerinden Aziz Eş Şimari, ülkedeki kesintilerin 2003 yazından bu yana yaşananların en kötüsü olduğunu söyledi. Bağdat’a günde en fazla bir kaç saat elektrik verilirken, Kerbela'da üç gündür elektrik yok. Kerbela pazarında giysi satan bir tezgahtar, "taş devrini görmek için belgesel izlemeye ihtiyacımız yok. Biz bizzat içinde yaşıyoruz" diyor. "Ulusal şebekenin karşı karşıya olduğu sorunların en büyüklerinden birisi de vilayetlerin, santrallarını sistem dışında bırakması. Vilayetler ürettikleri kadar elektrik alamadıkları için böyle davranmaktan başka şansları olmadığını savunuyorlar. Eş Şimari, Basra, Divaniye, Nasıriye, Babil gibi güney vilayetlerinin santrallarından şebekeye elektrik vermediğini, Kuzeydeki Kürt vilayetlerinde de benzer bir durum olduğunu belirtip, "özellikle güneyde bazı kesimler üzerinde hiç bir denetimimiz yok. Vilayetler kurallara uymazsa ulusal sistem çökecek' diyor." Gazze Şeridi'nde yaşam Independent'ta bu sabah Çocuklara Yardım Kuruluşu Save The Children'ın kampanya yöneticisi Martin Kirk'ün tespitleri yer alıyor. Kirk, "Burada çocuk olup akıl sağlığını koruyabilmek başlı başına bir başarı" diyor ve Hamas'ın Gazze Şeridi'nde denetimi ele geçirmesi sonrası dış dünyayla bağları iyice kopan Gazze'deki çocuk ve gençlerin dış dünyayı tanımadan, İsraillileri de sadece saldırıp yakınlarını öldürenler olarak tanıyarak büyüdüğünü vurguluyor. Kirk, sağlık ve eğitim hizmetlerinde ciddi aksamalar olduğunu vurguluyor: "Tüm bunların çocuklar için ne demek olduğunu ya da geleceğin çatışmalarına nasıl yansıyacağını anlamak için psikolog olmaya gerek yok. Korkunç adaletsizlikleri ve vahşeti bir kenara bıraksak bile, toplumsal ve eğitsel olarak dışlanmış bu neslin, kendilerinden daha iyi eğitimli olan ebeveynlerine göre, bu kaostan bir barış yaratmaya daha fazla muktedir olabileceğine inanıyor musunuz? Bir sonraki nesil, insanlık konusunda sağduyu ile yetişemezse, bölgenin uzun vadeli güvenliği nasıl sağlanacak? Çıldırmış olan Gazze'nin çocukları değil, onları bu ortamda yetişmeye zorlayanlar." Financial Times'ta yer alan Harvey Morris imzalı haber-yorumda ise; yazarın Hamasistan olarak nitelediği Gazze Şeridi'nde, denetimin Hamas'ın eline geçmesinden 50 gün sonra durum değerlendirmesi yapılıyor. "Gazze Şeridi'nde yaşayan 1 milyon 400 bin kişi için bölge, hem siyasi hem ekonomik olarak hiç olmadığı kadar tecrit edilmiş halde. Kimileri ise, Filistinlilerin iki devlet çözümünü de aşıp üç devletli çözüme, İsrail, Hamasistan ve Fetihistan çözümüne yöneldiği şakasına hala gülümseyebiliyorlar. "Laik orta sınıftan geriye kalanlar için başlıca kaygı unsuru, Hamas'ın İslami kurallar konusunda ne yapacağı. Çarpışmadan zaferle çıkan ama yeni gücüyle ne yapacağını bilemeyen Hamas şimdilik muhafazakar toplumu daha da İslamileştirme konusunda yumuşak bir yaklaşımı tercih ediyor. "Ekonomik sıkıntılar içinse İsrail Amerika ve Avrupa ile yeni düşmanları Mahmud Abbas'ı suçluyorlar. Hamas sözcülerinden Fevzi Barhum: "biz Amerika ve Avrupa tarafından dışlanmak istemiyoruz diyor. Türkiye'de ılımlı İslam, İslami model itibariyle iyi bir tablo sunuyor" diye ekliyor Barhum. "Hamas'a şüpheyle bakan Gazze sakinlerinden İmad Ebu Dayya ise, Abbas amerikanın 50 yıldır varolan gündemine kanacağına, Hamas ile masaya oturmalı diyor. "Bize 1999'da kendi devletiniz olacak dendi, sonra 2005'te olacak dediler. Şimdi Bush bize yine bir hayali satmaya çalışıyor." FT: Dışişleri'nin durumu belirsiz Financial Times, Türkiye'deki gelişmeleri izlemeyi de sürdürüyor. Gazete bugün Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından hükümeti kurmakla görevlendirilecek olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bakanlarını belirlemeye başlayacağını aktarıyor okurlarına: "Erdoğan, ekonomik ve toplumsal reform programını canlandırıp Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım yolunda aksayan girişimlerine hayat vermek ve ABD ile Irak savaşı nedeniyle bozulan ilişkileri onarmak için kilit görevlere pek çok yeni isim getirebilir. "Ancak Dışişleri Bakanlığı görevinin durumu hala şüpheli. Çünkü 2003'ten bu yana bu görevi sürdüren Abdullah Gül, cumhurbaşkanlığı konusundaki niyeti hakkında net bir sinyal vermedi. Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı konusunda bir uzlaşma adayı seçebileceği yolundaki imalarına rağmen, son kararı Gül'e bırakmış görünüyor." Rusya ve Çin öncülüğünde tatbikat Times, Şanghay İşbirliği Örgütü kapsamında düzenlenecek bir askeri tatbikata dikkat çekiyor; örgütün kimilerince NATO'ya rakip olabilecek nitelikte bulunduğunu vurguluyor. "Rusya ve Çin askerleri bu haftaki tatbikatlar için güçlerini birleştiriyor. Rusya'nın orta kesimlerinde, Kazakistan'ın kuzeyindeki Çelyabinsk bölgesinde terörle mücadele amaçlı olduğu ifade edilen tatbikata 6.500 asker ve 500 muharip araç katılacak. Rusya ve Çin hava kuvvetleri yarın ortak tatbikatlara başladıktan sonra, bir haftalık askeri tatbikatta Perşembe'den itibaren Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan da yer alacak. Rus kara kuvvetleri başkan yardımcısı, tatbikatın ilk kez Şangay İşbirliği örgütünün tüm üyelerini kapsayacağını söyledi. "2001'de uyuşturucu ve silah ticareti ile mücadele amacıyla kurulan örgüt, son dönemde Moskova ve Çin tarafından artan şekilde ABD'nin ağırlığına karşı bir denge unsuru olarak görülüyor. Örgütün liderleri de gelecek hafta Kırgızistan'da bir araya gelecekler." İngiltere'de şap korkusu İngiltere basınına bugün bütünüyle hakim olan konu ise Londra'nın güneyinde, Surrey bölgesinde bir çiftlikte görülen şap hastalığı... Bundan altı yıl önce binlerce hayvanın itlafına yol açan ve başta hayvancılık sektörü olmak üzere ekonomiye ağır bir darbe vuran hastalık, hemen her gazetenin manşet haberi... Daily Telegraph, manşetinde "Bu nasıl olabildi?" diye soruyor: "Şap hastalığı konusunda araştırmalar yapan önde gelen bir laboratuar ile aşı üreten Merial adlı bir şirketin hastalığın yayılmasından sorumlu olup olmadığını belirlemek üzere bağımsız bir soruşturma başlatıldı. Tesis yakınlarındaki 38 hayvan itlaf edilmesi, 2001 yılında binlerce hayvanın 8,5 milyar sterline mal olan şekilde itlaf edilmesinin anılarını canlandırdı." Guardian, virüsün aşı geliştirilen bir laboratuardan yakındaki çiftliğe sıçradığı varsayımını akılcı buluyor, buna insan hatası yol açmış olabilir diyor. Times Başbakan ve hükümetin duruma hızlı ve dikkatli şekilde müdahale etmesinden övgüyle söz ediyor. "Başbakan ve yetkililerin şap vakalarına gösterdiği tepki, takdirle karşılandı. Kimileri ise, bu olaya adı karışan aşı şirketi, ticari olduğundan ve Amerika ile bağları bulunduğundan muhakkak güvenlik standartları konusunda gevşek olmalıymış gibi; ya da David Cameron gibi düşünenler, ayrıntıları ne olursa olsun hükümet muhakkak kabahatli olmalıymış gibi bir yaklaşım sergiliyor. Bu çiğ ve ahmakça bir yaklaşım. Başbakanın da ifade ettiği gibi, amaç öncelikle bu hastalığı kontrol altına alıp ortadan kaldırmak olmalı. Suçlu arama süreci ancak bundan sonra başlayabilir." Financial Times’ta yazan Sean Rikard, "Histeriye kapılmayın bu hastalık hayvancılığın bir gerçeği" görüşünü savunuyor: "Konu ilk andan itibaren bir tarım değil hükümet meselesi olarak ele alındı. Başbakan vakanın ertesi günü tatilini kesip hükümetin Cobra acil durum komisyonu toplantısına başkanlık etti. 2001'de Cobra devreye ancak bir ay sonra girmişti. Hayvanların naklini sınırlama kararı da o zamanki gibi üçüncü günde değil üç saatte alındı." Rikard bununla beraber, bir önceki krizde yüklü tazminatlar alan hayvancılık sektörünün de gelirlerinde yaşanabilecek değişiklikler konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguluyor. Pek çok yazarsa, önlem olarak toplu itlaflara yönelinmemesi görüşünü dile getiriyor. Örneğin Times'ta yazan Magnus Linklater, "ülkemizi bu deliliği bir daha yaşamaktan koruyun" diyor. Independent, "krizden kaçınıldı, ama çözüm henüz sağlanmış değil" hükmünü veriyor; olaya karışan araştırma merkezleri gibi tesislerin iyileştirilmesi ihtiyacına inanıyor: "Bu tür tesisleri yenilemek hem hükümetin hem özel sektörün yeni yatırımlar yapmasını gerektirebilir ama bu iyi yere harcanmış bir para olacaktır. Hükümetin geçmişe göre bu tür krizlere müdahalede daha başarılı olması olumlu bir durum. Ama bu krizlerin hiç ortaya çıkmaması sağlanabilirse, daha da iyi olacak. " Edinburgh festivali Geçen yıl, 1,5 milyon izleyicisi ile ülkenin ve dünyanın en büyük sanat festivali olan Edinburgh Festivali, dün başladı. Gazeteler bu yılki festivalde komedi unsurunun payına dair bir tartışma yaşandığına dikkat çekiyorlar sayfalarında. Times ise festivalin yöneticisinin kaynak sıkıntısı nedeniyle, kapsamın daraltılabileceği uyarısına yer veriyor. "Uluslararası festivalin yeni atanan yöneticisi, Jonathan Mills kamu kaynaklarından aktarılan paranın yetersizliğinden şikayet ederek görevini bırakabileceği uyarısında bulunurken, Fringe adı verilen alt kolunun sorumlusu Jon Morgan, festivalde komedinin fazla haklim hale geldiğinden yakındı. "Komedi, festivalin iki bini aşkın gösteri noktasına gelmesinde en etkili unsur oldu ve programdaki yüzde 30'5'lik payı, tiyatrodan sadece 0,5 puan geride. Bu yıl sadece Fringe kapsamında, 250 salonda, 2050 gösteride 18 bin 626 sanatçı yer alacak. Daily Telegraph ise 2 Eylül’e dek sürecek Edinburgh festivalinden bir kaç etkinliğe dikkat çekiyor. Bunlardan birisi şarkıları 'Bugün Bomba Yapıyorum', 'Kılavuz ne der' ve 'Ben de Usame gibi olacağım' gibi isimler taşıyan 'Cihad Müzikali'. Kiliselerin gelir kazanma yöntemlerini ti'ye alan Cash in Christ'ın yanı sına Daily Telegraph, eski Başbakan Tony Blair'in de en popüler isimlerden olduğunu yazıyor. Festivalde, "Tony! The Blair Musical' ve 'Tony Blair The Musical' adında iki ayrı müzikal komedi sergilenecek. | İlgili haberler 5 Ağustos 2007 Basın Özeti05 Ağustos, 2007 | Basın Özeti 3 Ağustos 2007 Basın Özeti03 Ağustos, 2007 | Basın Özeti 2 Ağustos 2007 Basın Özeti02 Ağustos, 2007 | Basın Özeti 1 Ağustos 2007 Basın Özeti01 Ağustos, 2007 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||