|
1 Şubat 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bu sabahki tüm İngiliz gazetelerinin sayfaları ülkenin ikinci büyük kenti Birmingham'da terörle mücadele birimlerinin düzenlediği baskının ayrıntıları ile dolu.
Polis, dokuz kişinin gözaltına alınmasıyla sonuçlanan operasyonun Müslüman bir İngiliz askerini kaçırıp kameralar önünde başını kesmeye yönelik bir planı engellediğini açıkladı. Rehinelerin kameralar önünde öldürülmesi özellikle son yıllarda Irak'ta sıkça başvurulan bir yöntem olduğundan Independent, ''Bağdat'tan Birmingham'a mı?" diye soruyor manşetinde. Daily Mail, planın arkasında El Kaide'nin olduğunu iddia ederken, Daily Mirror ise "Bir kahramanın başı kesilecekti" diyor manşetinde. Çoğu evlerine düzenlenen baskınlarla gözaltına alınan zanlıların hemen hepsinin Pakistan asıllı İngiliz vatandaşı olduğu bilgisini aktaran Guardian şöyle devam ediyor: “Hedef olarak seçildiği anlaşılan 20'li yaşlarındaki onbaşı, dün ailesinin çok sayıda mensubuyla birlikte polis korumasına alındı. İstihbarat teşkilatı MI5 yakın zamanlarda Afganistan'daki görevinden dönen askerin yolda bir kamyonete bindirilip kameraya kaydedilmesi için hazırlanan hücreye götürülmesinin ve burada işkenceye tabi tutulup başının kesilmesinin planlandığına inanıyor.” Guardian, rehinelerin başını kesme uygulamalarının saldırganlar için topluma korku salan ama düşük maliyetli ve kolay bir yöntem olduğundan, tercih edildiğine dikkat çekiyor. Daily Telegraph, ülkedeki 330 kadar Müslüman askere ve ailelerine güvenlik tavsiyelerinde bulunulduğunu yazıyor. Times, daha önce Afganistan'da ölen Müslüman bir askerin aşırı gruplarca hain ve kafir diye nitelendiğini hatırlatıp, polis ve diğer kamu kuruluşlarında çalışan Müslümanların da işbirlikçilik ve hıyanet ile suçlandığını, bunun da hükümet için çalışanlar arasında panik yaymayı hedeflediğini belirtiyor. Gazete ülkedeki tüm polis kuvvetleri ve istihbaratın altı aydır bu komployu ortaya çıkarmak için çalıştığını kaydediyor. Times, İngiltere'de kimlik tartışmasını yeniden gündeme taşıyarak, "İngiliz olmak İngiltere tarihinde, ve paylaşılan değerlerdedir, buna asimilasyondan gurur duymak ve karşılıklı mahremiyete saygı da dahildir. Bu değerlere sahip çıkılması milliyetçilik değil, geçmiş göçmen nesillerinin de katıldığı bir medeniyetin özüdür." diyor. Independent'ta yazan Adrian Hamilton çözümün sadece Müslümanları suçlamakta ya da çok kültürlülüğü tartışmakta olmadığı kanısında: "Müslümanlara verilen mesaj, İngiltere'deki Müslümanların özel bir sorun yarattığı ve bunun da dinlerinden kaynaklandığı, bu ülkede hoşgörü istiyorlarsa entegre olmaları gerektiği şeklinde. "Eğitimsizlikten kaynaklanan yabancılaşma sorunları Müslümanlara has değil ki; Karayip kökenliler arasında Brixton'da, Bristol'da yaşanan ayaklanmalar da bundan kaynaklanıyordu. "Önceden planlanmış evliliğe zorlama da Müslümanlara has değil, Hindistan başta olmak üzere Asyalılar ve Afrikalılar arasında yaygın. Yabancı vaizler gelmesinde de tuhaf bir yan yok. Katolik kiliselerinin yarısına giderseniz görürüsünüz... Bu nedenle çok kültürlülüğe hiç olmadığı kadar çok ihtiyacımız var..." 2007'de askeri dengeler Londra merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü IISS'in 2007 Askeri Dengeler Raporu yankı bulmuş. Times'ta dış haberler editörü Bronwen Maddox, raporun bulgularını "batılı ülkeler savaş çıkarmamalı çünkü bunları durdurmakta pek başarılı değiller." diye özetleyip ekliyor: "Donald Rumsfeld de orduların, uydu sistemleri ve füzelerle daha küçük ve hafif hale gelebileceğini sanırken yanılıyordu." Raporda en dikkat çekilen unsurlardan birisi İran'ın bir nükleer bombayı 2-3 yıl içinde yapabileceği tahmini. Guardian ise şu satırlarla yorumluyor raporu: "Yıllık değerlendirmede, dünya 1980'lerden bu yana ifade edildiği gibi tek kutuplu ya da çok kutuplu olarak değil, bu kez kutupsuz olarak niteleniyor. "İster rakip devletler ister Lübnan'daki Hizbullah gibi devlet-dışı oyuncular, 'artık Amerikan gündemine direnebilecek kadar güçlü fakat, uluslararası çapta cazip olabilecek bir gündemi şekillendirmekten ya da dış müdahalelere dayanabilecek bir yerel gündem oluşturmaktan acizler' deniyor. "Geleneksel askeri düşünüşün değişmesi gerektiği ifade edilirken, isyancılara karşı psikolojik operasyonlar için Arabistanlı Lawrence örneği veriliyor." Kuzey Irak'a müdahale tartışmaları Financial Times yazarı Vincent Boland, Türkiye'nin Kuzey Irak’a askeri müdahale ihtimalini değerlendirdiği yazısında, 1 Mart tezkeresini Irak savaşının aldığı yönü belirleyen bir katkı diye ifade ederken, Kuzey Irak'a bir askeri müdahale ihtimalinin de ikinci kilit katkı unsuru olabileceğini kaydediyor. "PKK'ya karşı tek taraflı bir müdahalenin önüne geçmenin bir yolu, Amerikan ve Irak kuvvetleri ile ortak bir operasyon olabilir. Ankara'yı huzursuz eden bir diğer unsursa, Kerkük. "Kerkük'te çatışma çıkmasının Amerika'nın Bağdat'ta asker artışı planlarını karıştırabileceğini söyleyen Jamestown Vakfı'ndan Glen Howard, “Türkler şimdi Kürtler Kerkük'te referandumdan geri adım atmazsa Iraklı Türkmenleri silahlandırma sinyali veriyorlar" diyor. "Bu alanda alınacak bir kararın siyasi ve askeri hesaplarına vakıf olan emekli bir üst düzey Türk diplomat, askeri planlamanın henüz siyasetçilerin açıklamalarının düşündürdüğü kadar ileri safhada olmadığını söylüyor. Kimliğinin gizli tutulmasını isteyen diplomat, "Uluslararası hukuk açısından hakkımız olsa da bu kolay bir karar değil," diyor. "Bazı diplomatlarsa Ankara'nın Kerkük'teki referanduma müdahale etmektense Kürt topluluklarına cömertlik göstermesi gerektiğini savunuyor." Avrupa tarihine yeni bir perspektif Financial Times'ın yorum sayfasında, Columbia Üniversitesi'nden tarihçi Mark Mazower, Türkiye'de Hrant Dink cinayeti sonrasında Ermeni olayları ve milliyetçilik tartışmalarını ele alıyor. Bu konudaki tartışmaların, Cumhuriyetin temelindeki ideolojilerle ilişkisi olduğunu belirten ve Erdoğan hükümetinin arşivleri açma kararını anımsatan yazar, ülkeyi kutuplaştırdığını söylediği bu konunun çözümünün kolay olmadığına dikkat çekiyor. "1945'ten sonra Yahudi Soykırımı uzmanları, belgelere, hayatta kalanlara, olanlara karışanlara rahatça erişme imkanı buldu. Aradan geçen 60 yılda bazı temel meselelerin nasıl yorumlanacağı bile hala tartışma konusu. 1915-1916 olayları açısından bu tartışma çok daha erken safhalarda. "Türk milliyetçiler olayların Osmanlı İmparatorluğu'ndan geriye kalanlara karşı topyekün bir saldırı olduğunu savunuyor. Avrupalılar nahoş gerçekleri kabul etmeseler de, ulusal Hıristiyan devletlerin yayılması Balkanlar ve Rusya’daki Müslümanların öldürülmesine ve yurtlarından sürülmesine yol açtı. Bunu açıklamak, haklı olmasını gerektirmez. Ama 1914'te Anadolu'da başlayan tırmanma da kesinlikle daha önceki bu olaylarla bağlantılıydı. "Yani Ermesi meselesi konusunda daha açık bir tartışma, Avrupa'nın modern tarihine bütünüyle farklı bir perspektifle bakılmasını da beraberinde getirebilir. Türk hükümeti bu alanda pek çok yardım sağlayabilir. Asıl sorumluluğu bu tartışmanın gelişebileceği ortamı yaratmaktır. "Bunun için de TCK'nın kötü bir şöhrete sahip 301. maddesinin kaldırılması önemli bir adım olur. Ancak bunun da ötesinde, tarihin okullara nasıl okutulduğuna dikkatlice bakmak gerekir. Kemalist eski tüfekler, hala cumhuriyetin kuruluşu sırasındaki mitleri tartışmanın devletin güvenliğini tehlikeye atacağına inanıyorlar. Bu saçmalıktır. Türkiye devleti, Ermeni soykırımı tanınsa yıkılmaz, ordusu da 90 yıl önce yaşanmışlar yüzünden zayıflamaz." İngiliz uzman Mark Mazower "aksi halde, vatanseverliği ve tarihi tanımlamak, tetik düşkünü 17 yaşında bir çocuğun eline bırakılıyor" diyerek noktalıyor yazısını. Anglikanların çekişmesi Times ise okurlarına Türkiye'deki ve İngiltere'deki Anglikan kiliseleri arasında sert bir tartışma yaşandığını, İstanbul'da görev yapan ülkedeki en üst düzey rahibin, bir Türk misyonerin rahip yapılmasını reddettiği için görevden alındığını belirtiyor. "Londra'da bir piskopos, Türkiye'deki en üst düzey rahibi, Türk bir evangelistin hızlı yoldan rahip yapılmasına karşı çıktığı için geçici olarak görevden aldı. Tartışma, ülke dışındaki Anglikanların toplumdan elini çekme tavrıyla Protestanlığa geçen Türklerin hararetli heveslerinin çarpışması ihtimalini ortaya koyuyor. "İstanbullu Anglikanlar piskoposu "baskıcı” ve “başbelası” diye nitelerken kendisi de görevden alınan bir yetkili "biz buraya insanların dinini değiştirmeye değil, var olanı korumaya geldik" diyor. Gazete meselede rahip ve piskopos arasındaki husumetin de etkisi olabileceğini ima ederken, misyonerlik faaliyetlerinin tartışıldığı bu dönemde iki Protestan Türkün ''Türklüğe hakaret'' suçlamasıyla 301. maddeden yargılandığını yazıyor. AİHM eski başkanı: Ruslar beni zehirledi Guardian ilk sayfasından duyurduğu bir haberde, yakın zamana kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin başyargıcı olan Luzius Wildhaber'in Ruslar tarafından zehirlendiği iddialarına yer veriyor. "Wildhaber, İsviçre gazetesi Neue Züricher Zeitung’a verdiği mülakatta Ekim ayı sonunda Rusya ziyaretinden döndükten iki gün sonra kan zehirlenmesi geçirdiğini, ambulans evine ulaştığında ölmek üzere olduğunu söylüyor. "Mahkemede yaşadığım tüm deneyimler ardından her ihtimali değerlendirmek zorundayım" diyen Wildhaber, geçmişte Rusya tarafından tehdit edildiğini sözlerine ekliyor. Yargıç, Çeçen insan hakları savunucularının bir dizi şikayetini kabul ettiği için Rusya'dan sürekli eleştiri görüyordu. "Rus yetkililer iddiaları gülünç diye niteleyerek, yargıcın Rusya topraklarında zehirlendiğine dair bir kanıt olmadığını kaydettiler. Rusya anayasa mahkemesi başkanı, ''hatırladığım kadarıyla yargıç ziyareti sırasında iyiydi, sanırım sadece bir gıda zehirlenmesi geçirdi'' dedi. "Wildhaber mülakatında, eski casus Aleksandr Litvinenko'nun zehirlendiği haberlerini okuduktan sonra klinikte alınmış olan kan örneklerini bir adli tıp laboratuvarına göndermeye karar verdiğini, ancak örneklerin yok edildiğini öğrendiğini söyledi." İngiltere AB anayasasına direniyor Times, Avrupa anayasası konusundaki tartışmada İngiltere'nin veto kılıcını çektiğini belirtiyor: "Başbakan Tony Blair ve Gordon Brown, seçimlerden önceki iki yılda, anayasa konusunun İngiliz siyasetine hakim olmasını engellemek için hükümetin anayasaya karşı sert bir tavır koyması konusunda anlaştılar. İngiltere Avrupa anayasasının canlandırılmasından vazgeçilmezse; AB'nin işleyişinde ufak değişiklikler yapılmasına karşı çıkacak. "Hükümet Avrupa'da yeni referandumlar yapılmasına direnecek. Başbakan sadece ufak değişiklikler getirecek bir mini anlaşma ile dönem başkanlığına son verilmesinin kabul edilir olduğuna inanıyor." Suya düşen Golan planları İsrail'in eski Ankara Büyükelçisi olan Alon Liel, Suriye ile İsrail arasında 3 yıl süren müzakere sürecini Daily Telegraph'a anlatmış. Liel, Golan Tepelerinin 15 yıllık bir geçiş dönemi kapsamında Suriye'ye bırakılmasını öngören planı, üç yıl süreyle İsviçre'deki otellerde görüştüklerini anlatıyor. Basına haber sızdırmanın ve teknolojik izleme imkanlarının bu kadar yaygın olduğu bir zamanda çabalarının bunca zaman gizli kalmasının kendisini şaşırttığını söylüyor. "Görüşmeler geçen yaz, ABD'nin yakın müttefiki İsrail'e Suriye ile iş yapmaması yolundaki baskısı nedeniyle kesildi" diye ekliyor gazete. Lord Goldsmith'e baskı Guardian, İngiliz savunma şirketi BAE'e yönelik, ihaleye rüşvet karıştırma suçlamalarına dair soruşturmanın kapatılmasını yeniden gündeme taşıyor. Gazeteye göre, hukuk işlerinden sorumlu devlet bakanı Lord Goldsmith'i bu konuda bir soruşturma açılabileceği görüşünden, başbakanlıktan gelen siyasi baskı vazgeçirdi. "Bugün Guardian'da yazan insan hakları avukatı Lord Lester, Lord Goldsmith'in siyasi yetkilerinden sıyrılması gerektiğini savunuyor. "Liberal Demokrat Lordlar Kamarası üyesi, BAE soruşturması, Irak savaşına ilişkin hukuki tavsiyeler ve mali çıkar karşılığı unvan verildiği suçlamaları konusunda Goldsmith'in tutumunu eleştiriyor. "Anayasal işlerden sorumlu bakan yardımcısı Harriet Harman da hükümet safından koparak hukuk işlerinden sorumlu bakana kamu güveninin sarsıldığını, bunun onarılması için istenen bir hukuki görüşün sonradan yayımlanması gerektiğini belirtiyor. "Ancak Harman, yargının bağımsızlığından ve işleyişinden sorumlu olan kabine üyesi Lord Falconer'ın, bu mevkinin bağımsız hale getirilip kabine dışına çıkarılması görüşüne karşı çıkıyor." 'Heil Hugo!' dönemi mi? Venezuela lideri Hugo Chavez'in 11 alanda kanun hükmünde kararnameyle yönetim yetkisi kazanmasını duyuran Guardian, Hitler için kullanılan selamlama şekline atıfla, şimdi muhalifleri "Heil Hugo" diye bağırıyorlar diyor. Daily Telegraph ise, başyazısında, Chavez'in parlak seyrinin çok sürmeyeceğni öne sürüyor: "Chavez dalgasının muhtemelen en yükseldiği döneme tanık oluyoruz. İsa'nın da özünde Sosyalist olduğunu söylemeye varan söylemi gitgide gülünç hale geliyor. Chavez yoksullar arasında popüler ama bu onların Küba tarzı bir diktatörlük istedikleri anlamına gelmiyor. Ondan önceki pek çok şişirilmiş siyasi- askeri lider gibi, Chavez de düşüş noktasına doğru gidiyor olabilir." | İlgili haberler 31 Ocak 2007 Basın Özeti31 Ocak, 2007 | Basın Özeti 30 Ocak 2007 Basın Özeti30 Ocak, 2007 | Basın Özeti 29 Ocak 2007 Basın Özeti29 Ocak, 2007 | Basın Özeti 28 Ocak 2007 Basın Özeti28 Ocak, 2007 | Basın Özeti 26 Ocak 2007 Basın Özeti26 Ocak, 2007 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||