|
16 Kasım 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Guardian bugünkü manşet haberinde, “Amerika Irak'ta son bir büyük hamle planlıyor”.
Simon Tisdall, haberinde, yönetime yakın isimlere dayanarak Bush'un planladığı stratejinin, Irak'a asker takviyesi olduğunu yazıyor: "Bush'un Irak konusunda geri adım atmama tavrı Irak Çalışma Grubu'nun hazırlayacağı çalışma üzerinde de etkili oluyor. Henüz nihai halini almayan önerilerin dört maddeli bir zafer stratejisi öngörmesi bekleniyor." "İlk madde, Irak'taki asker sayısında düşüş değil, muhtemelen 20 bin askerlik bir artış öngörüyor. Bu sayı John McCain gibilerin istediğinden çok daha az. Ancak Bush asker sayısını artırarak bir çizgi çekmiş ve Demokratların baskısına meydan okumuş olacak. "İkinci madde bölgesel işbirliğinin altını çiziyor. Bu uluslararası bir konferans toplayarak veya Kuveyt ve Suudi Arabistan gibi Amerikan müttefiklerinin daha fazla doğrudan katkısı sağlanarak yapılabilir. "Üçüncü madde Sünni Şii ve diğer gruplar arasındaki ulusal uzlaşma sürecinin canlandırılması. Yeni muhafazakarların canını sıkacak olsa da batı demokrasisi standartları getirilmesi fikri bir kenara bırakılacak; raporda ayrıca gevşek bir federal düzende bölünmenin barış getirmeyeceği, geniş çaplı bir insani kriz yaratacağı fikri vurgulanacak. "Son olarak da asker takviyesi ve Irak ordusunun eğitimi için Kongre'ye daha fazla kaynak aktarma çağrısı yapılacak." Tisdall haberinde, üst düzey bir Amerikalı yetkilinin "Bush planını işletebilmek için bir yıldan az, belki altı ay vakti kaldığını biliyor. Eğer başarılı olunamazsa gelecek sonbahar çekilme başlayacak" dediğini aktarıyor. Aynı gazetede bir makalesi yer alan eski Amerikan Başkanı Bill Clinton'ın danışmanı Sidney Blumenthal ise yeni muhafazakarların son mücadelelerini verdiğini savunuyor. "Bush'un batan gemisinden kaçışıyorlar, ama hala Orta Doğu siyasetinin yön değiştirmesini engellemeye çalışıyorlar" diyor: "Temmuz ayında Baba Bush'un ulusal güvenlik danışmanı Brent Scowcroft bölgede istikrarın Orta Doğu barış sürecini yeniden rayına oturtmaktan geçtiğini belirtmişti. Onun sözleri James Baker'ın söyleyeceklerinin de bir özeti... "15 Eylül'de de, Condoleezza Rice'ın hukuki danışmanı Phillip Zelikow, bu görüşleri yineledi. Bunun ardından Dick Cheney Rice'a baskı yaptı, o da kendi zaafını gösterir şekilde, en yakın adamını susturdu. "Seçim felaketi Baker'ın elini güçlendirdi. Hatta Baker Salı günü Orta Doğu barış sürecinin yeniden başlatılması fikrini desteklemesi için Tony Blair'i komisyona bilgi vermeye davet etti. "Baker Bush'a bunu önerirse, bunun yapılabilmesi için ulusal güvenlik konseyindeki ve özellikle Cheney'nin altındaki yeni muhafazakarlara yol verilmesi gerektiğini biliyor. Bush'un ya babası ve adamlarının bilgeliğini kabul etmesi gerekecek ya da bu görüşleri ve ihtiyatı yine bir yana bırakacak." Daily Telegraph, dün senatörlere bilgi veren Orgeneral John Abizaid'in Irak'tan çekilme yolunda takvim verilmemesi sözlerini, Demokratlara açık bir uyarı olarak niteliyor. Ancak Abizaid'in asker sayısının artırılmasına da yanaşmayarak bazı Cumhuriyetçileri de hayalkırıklığına uğrattığını belirtiyor. Dost bir İran, İslamcı kanadı böler mi? Anatole Kaletsky ise Times sayfalarındaki makalesinde Irak'taki başarısızlığın dünya düzeninde şaşırtıcı bir değişimi de beraberinde getirebileceği tahmininde bulunuyor: "Her krizden bir fırsat doğar" diyen Kaletsky, eski başkan Richard Nixon 1970'lerde Vietnam'dan çekilme kararı aldığında, durumun bugünkünden de kötü göründüğünü belirtiyor, tam o sırada Henry Kissinger'ın hiç beklenmedik şekilde yürüttüğü görüşmelerle, Çin ile diplomatik ilişkiler kurulmasının önünü açtığını anımsatıyor. "Nasıl ki Amerika'nın Çin'e açılımı Rusya ve Çin arasında soğukluk yaratıp Komünist dünyasında onarılmayacak bir bölünme yarattıysa, teokratik İslam dünyası da İran'a bir açılımla bölünebilir. "Böyle bir bölünmeyi sağlayabilmek için İran'ın nükleer hedeflerinin kabulü ödenebilir bir bedel olacaktır. Amerika, zaten artık bunun önünü kesecek durumda değil. "Böylece hem İsrail'in bölgedeki en büyük düşmanı tarafsız hale gelecektir, hem de İran, aşırılığın asıl kaynağı olan Sünni Suudi Arabistan'a karşı bir denge unsuru olacaktır... "Zira İslamcı teröristlerin beyninin yıkandığı Pakistan, Afganistan, Türkiye, Endonezya, Kuzey Afrika, hatta İngiltere ve Avrupa'daki medreselerin ve camilerin finansmanı İran'dan değil, Suudilerden geliyor." Blair'in son yasama yılı Tüm gazetelerin en geniş şekilde ele aldığı konu ise Kraliçe İkinci Elizabeth'in dün yeni yasama yılının açılışını yaparak, konuşmasında hükümetin icraat planlarını ilan etmiş olması. Independent, 'Kraliçe'nin konuşması taç giyme törenine dönüştü' diye yazıyor ilk sayfasında. Gazete Başbakan Tony Blair'in dün parlamentoda sarfettiği sözlerle ilk kez, gelecek yıl yerini bırakmak üzere Gordon Brown'u seçilmiş halefi olarak gösterdiğini belirtiyor... "Bir sonraki seçimde bir tüy sıkletle bir ağırsıklet karşı karşıya gelecek. Ne kadar dans ederseniz edin, sonunda iri, ağır bir yumruğun hedefi olacaksınız. Sırtüstü devrilip ringden taşınarak çıkarılacaksınız..." Blair'in, muhalefet lideri David Cameron'a karşı sarfettiği işte bu sözler, gazeteye göre iri yapılı Brown'u bir anlamda takdis ettiğinin göstergesi. "Blair, halefi olarak Brown'u gördüğünü açıkça ortaya koyarak Maliye Bakanı da dahil Avam Kamarası'ndaki herkesi şaşırttı. Gülümseyen Brown konuşmanın sonunda Blair'in sırtını sıvazlıyordu." Daily Telegraph, 'Blair'in yaşadığı trajedi, bunca şey vadedip bu kadar azını gerçekleştirmiş olması' diyor; konuşmanın bilinen unsurların tekrarından ibaret olduğu görüşünü dile getiriyor. Financial Times da Başbakan olarak son yasama yılına giren Blair'in organize suçla ve terörle mücadele, iklim değişimi hakkında alınacak önlemler, emeklilik sistemi gibi unsurlara vurgu yaptığını ancak yasama planları hakkında beklenenden az detay açıkladığını kaydediyor. Gazete başyazısında "Blair hükümetinin istimi tükendi, açıklanan program, Blair'in siyasi sermayesinin kalmadığının göstergesi" diyor... "Bu planlar yakında seçime gidecek olan bu nedenle de zamana oynayan bir hükümetin programını andırıyor. Oysa bu hükümet daha 18 ay önce seçim kazandı ve seçim bildirgesinde vadedip yapmadığı daha pek çok sözü var. "Dahası bu konuları tartışmak da anlamsız çünkü Gordon Brown başbakan olursa bunlar hakkında ne düşündüğünü bilmiyoruz. Ama öğrenmeliyiz... "Blair sahnede kaldıkça, Brown ise bunları açıklamayacak. Bu nedenle şimdi herkes Blair'in son kez selam verip sahneden çekilmesini bekliyor." Times değerlendirmelerinde, Blair'in nükleer enerji üretimini aynı düzeyde sürdürmek üzere yeni santraller yapma planlarını ve iklim değişikliği karşısındaki önlemlere yıllık çıtalar getirmeme ısrarını öne çıkarıyor. Gazete, "parlamentonun bir sonraki açılış konuşmasını yeni başbakan yapmalı" diyerek, Kraliçe'nin sadece parlamentoyu açmasını, kendisine ait olmayan sözleri söylemekten artık kurtarılmasını savunuyor. Somali ambargosunu kimler deliyor? Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan bir raporda İran ve Suriye'nin de aralarında olduğu bazı ülkeler Somali'ye silah ambargosunu delme suçlamalarına uğramıştı. Times bu raporun, Somalili aşırı unsurlara dış yardımın boyutlarını ortaya koyduğu kanısında: "Rapor, bu kanunsuz ülkede iktidarı ele geçiren İslamcıların bir istikrar gücü olmadığını, konumlarını komşularını da istikrarsızlaştırmak için kullanabileceğini, El Kaide ve diğer aşırılara barınak sağlayabileceğini gösteriyor." Guardian ise bazı uzmanların bu rapordaki iddiaların doğruluğunu sorguladığını kaydediyor. "Rapordaki Somali'den yüzlerce kişinin Hizbullah safında çarpışmak için Lübnan'a gittiği iddiaları doğrulanırsa, Somali'nin büyük bölümünü elinde tutan Şeriat Mahkemeleri Birliği'nin dünya barışına tehdit oluşturduğunu savunanların konumu pekişecek. Ancak Afrika’nın batısından pek çok yorumcu, iddiaların abartılı ve kanıttan yoksun göründüğünü, batı için bir propaganda aracı olarak kullanılmasından çekindiklerini söyledi." Sosyalistlerin seçimi Fransa'da, bugün muhalefetteki Sosyalist Parti üyeleri, cumhurbaşkanı adayını seçmek üzere oy veriyor. Guardian bu seçimin 'Fransız solunun ruhu' için bir savaş haline geldiğini belirtiyor. Gazete göreve soyunan ilk kadın olan Segolene Royal'in bugün oyların yüzde 50'sinden fazlasını alamazsa, ikinci turda rakiplerinin kendisi aleyhinde birleşmesi riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Financial Times da konuya geniş yer ayırmış. Gazete başyazısında adaylar bir yana Sosyalist Parti'nin bütün olarak çağdaş dünyayı kavrayamadığı, eski nakaratları tekrarladığı eleştirisini getiriyor: "Bir zamanların rockçılarından eski Başbakan Laurent Fabius, 1970'lerin melodilerini mırıldanıyor: tam devletleştirme, kamu harcamasında artış, faha yüksek asgari ücret... "Eski maliye bakanı Dominique Strauss-Kahn, 1980'lerin baladlarıyla; sosyal demokrat söylemlerle seçmenlerin gönlünü çelmeye çalışıyor. "Segolene Royal ise, 1990'ların sosyal adalet ve katılımcı demokrasiden söz eden sakarinli şarkılarıyla serenat yapıyor. En ilerici adayın bile zamanın 10 yıl gerisinde kalmış olması üzücü.” “Artık Fransa Sosyalist Partisinin 21. yüzyılda ülkeyi bekleyen asıl sorunlardan söz etmesi gerekiyor. Küreselleşmenin etkilerinden nerede ve nasıl faydalanılabileceğinin konuşulması gerekli. "Oysa Çin yapımı tişörtlerin bir euroya satıldığı bu ülkede, tek bir aday bile, bunun tüketicilere bir faydası olabileceğini söylemedi. Fransız Sosyalistler çağdaş dünyayı anlamadıkça, bunu iyiye doğru değiştirmeyi de başaramaz. Cumhurbaşkanı adayları her kim olursa olsun..." Times ise bu ortamda Bayan Bernadette Chirac'ın verdiği bir mülakatla Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın üçüncü dönem için aday olup olmamaya henüz karar vermediğini vurgulamasını manidar buluyor. Gazete Chirac’ın düşük seyreden popülaritesi biraz iyileşirse, Nicolas Sarkozy'nin umutlarını kırabilecek şekilde aday olabileceğinden söz ediyor. Kadın rahipler tartışması Daily Telegraph, Anglikan kilisesinin lideri, Canterbury Başpiskoposu Rowan Williams'ın Vatikan'ın resmi gazetesine verdiği bir mülakatı ilk sayfasına tartışıyor. Williams "kadın rahipler konusunu yeniden düşünmemiz gerekebilir" demiş. Gazete Wiliams'ın bu sözlerle 1993'ten bu yana rahip olabilen kadınların durumunun sorgulanmasına kapı açmasını eleştiriyor. Hatta başyazısında: "Vatikan'ı ziyarete hazırlanan Williams, olmayacağını bilse de Anglikanların Katolik ve Ortodokslarla birleşmesinin yolunu mu yapıyor? Oysa kadın rahipler şimdi pek çok kilisede tercih edilir oldu. Peki Willams neden bir kez bile kadın rahiplerden övgüyle söz etmiyor?" diye soruyor. El Cezire'de durum El Cezire İngilizce yayına dün başladı. Guardian, Daily Telegraph'ta da yer alan aynı haberlerin hep yinelendiği görüşünü paylaşır görünüyor. Gazete, kanalın genel havasını verdiği hava durumuyla örnekliyor: "Sarışın meteorologun hava tahminleri, Arap Yarımadası'nı kaplayan bulutlarla başlıyor, ayrıntılı olarak Asya ve Avrupa'yı anlattıktan sonra kısaca Amerika'da bol yağıştan bahisle kapanıyor. "Bu yaklaşım, El Cezire'nin televizyon gazeteciliğinin iklimini değiştirme girişimini de simgeliyor. Amaç Avrupalı ve Amerikalı izleyicilere yıllardır BBC ya da CNN izleyen bir Asyalı ya da Arabın düşündüklerini düşündürmek. "Örneğin spor haberleri de Steve McLaren ile değil, saha arayan Irak futbol takımıyla başlıyor. "Düne bakılırsa El Cezire'nin hedef izleyicisi, İngiltere'de nadir görülen bir tür olacak." | İlgili haberler 15 Kasım 2006 Basın Özeti15 Kasım, 2006 | Basın Özeti 14 Kasım 2006 Basın Özeti14 Kasım, 2006 | Basın Özeti 13 Kasım 2006 Basın Özeti13 Kasım, 2006 | Basın Özeti 12 Kasım 2006 Basın Özeti12 Kasım, 2006 | Basın Özeti 10 Kasım 2006 Basın Özeti10 Kasım, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||