|
7 Mart 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Independent'ın Beyrut'ta bulunan yazarı Robert Fisk'in bugünkü yazısının başlığı ''Lübnan başka bir kabusa mı ilerliyor?''
Fisk yazısında ABD Başkanı George Bush'un artan baskısı sonunda, Suriye'nin Lübnan'dan çekilişinin 1975 ile 1990 yılları arasında yaşanan iç savaştaki mezhep bölünmelerini canlandıracağına dair işaretlerin arttığını bildiriyor. Fisk, askerlerin bu gün sabah saatlerinde çekilmeye başlayabileceklerini ve dış dünya için bunun arzulanan bir gelişme olarak görülebileceğine dikkat çekiyor ve devam ediyor: ''Suriye'nin Lübnan'daki varlığına karşı çıkan Refik Hariri'nin öldürülmesinden iki hafta sonra, Şam yönetiminin ordusu 29 yıldır hükmettiği ülkeden çekiliyor. Sonunda, Lübnan'da özgür seçimler yapılabilir. Arap dünyasında, Bush sayesinde, demokrasinin yayıldığını gösteren bir kanıt daha. Irak seçimlerini yaptı, Suudi Arabistan yerel seçimlerini yaptı, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, rakiplerinin de yarışacağı bir seçim yapma vaadinde bulundu. Lübnanlılar neden mutlu olmasın ki?'' Fisk, yazısının devamında sorularını sormaya bu kez Lübnan'da yıllarca süren iç savaşı anımsatarak devam ediyor: ''Ölen 150 bin kişiyi, 23 Ekim 1983'te gerçekleştirilen intihar saldırısında ölen 241 Amerikalıyı, ya da rehin alınan Batılıları unuttuk mu? Eğer gelirse, bu demokrasi, kanla yıkanacak ve bu Lübnanlıların kanı olacak, kendilerine özgürlük ihsan etmek isteyenlerin değil.'' Binlerce Lübnanlının Suriyeli askerlerin ayrılmasının ardından iç savaşın aniden ve esrarengiz bir şekilde başlamasından endişe ettiklerini vurgulayan Fisk, 30 yıl boyunca Amerika'nın Suriye'nin Lübnan'daki varlığına hoşgörüyle yaklaştığını, hatta desteklediğini, bunun ardında da Lübnan'daki 300 bin mültecinin kontrol edilmesi isteği bulunduğunu, ancak şimdi, Bush'un gerçek kaygısının Şam'ın Irak'taki direnişe sözde desteği olduğuna dikkat çekiyor ve devam ediyor: ''Görülmemiş bir ironi var burada. Orta Doğu'da 140 bin Amerikan askeri Irak'ı işgal etmiş durumda. Hadi, İsrail'in Filistin'deki işgal güçlerini bu denklemin dışında bırakalım, Amerikan Başkanı kalkıp, Lübnan'daki 14 bin Suriye askerinin çekilmesini talep edebiliyor.'' 'Gazeteciye saldırı, kaza mı, kasıtlı mı' İtalyan gazeteci Giuliana Sgrena'nın Irak'ta serbest bırakıldıktan sonra ülkesine götürülürken Bağdat havaalanı yolunda Amerikan askerlerinin saldırısına uğramasının yankıları Avrupa gazetelerinde öne çıkıyor. Sgrena, Amerikalıların kendisinin de içinde yer aldığı konvoya bilerek ateş ettiklerini öne sürmüştü. Fransa'da yayımlanan Liberation, ''affedilemeyecek bir hata'' olarak nitelediği saldırının kasti olduğu yönünde inandırıcı kanıt bulunmadığını savunuyor, ancak ''Bu aptalca hata, Iraklı sivillerin kurbanı oldukları, yetersiz eğitimli ve kovboyculuk oynama yönünde rahatsız edici eğilimlere sahip askerlerin çok sıklıkla sergiledikleri davranışı gösteren basit bir örnek'' görüşünü vurguluyor. Saldırının kasti olmadığı görüşünde olan bir gazete de Almanya'da yayımlanan Die Welt. Gazete, İtalyan halkının öfkesini anlaşılır buluyor, ''ama gazetecinin çok şey bildiği gerekçesiyle Amerikalıların saldırısında uğradığına inanmanın saçmalık olduğunu savunuyor. ''Basit gerçeğin muhtemelen dayanılmaz olduğu kadar yalın olduğunu'' kaydeden gazete ''Irak'taki en tehlikeli yolda görev yapan askerlerin konvoyun varış saati konusunda bilgilendirilmediğini yazıyor. Ancak İtalyan gazetesi La Stampa tersini savunuyor. Gazeteye göre, Roma yönetimi Washington'u ''çok hassas bir operasyonun yürütülmekte olduğu'' konusunda bilgilendirmişti ve İtalyan gazeteciyi ve serbest bırakılmasını sağlayan istihbaratçıları Bağdat havaalanında bekleyenler arasında bir de Amerikalı albay yer alıyordu. Almanya'da yayımlanan Frankfurter Rundschau, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'nin bu olay ardından zor durumda kaldığına dikkat çekiyor ve devam ediyor: ''Berlusconi'nin, Irak politikasını savunması şimdi daha zorlaştı, savaşa karşı çıkan ve İtalyan askerlerinin geri çekilmesini isteyenlere halkın desteği ise arttı.'' Hırvatistan'a uyarı İngiliz Guardian gazetesi 17 Mart'ta Avrupa Birliği'ne tam üyelik görüşmelerine başlaması beklenen Hırvatistan'a giden mesajı iç sayfalarında ''10 gün içinde kaçak generali bul ya da Avrupa hevesini unut'' başlığıyla duyuruyor. Zagreb'ten Ian Tyanor'un haberinde, ''Yugoslavya'nın parçalandığı iç savaştan 10 yıl sonra , Hırvatistan'ın geçmişteki suçları geleceğini rehin aldı'' deniliyor. Gazete, eğer Zagreb yönetimi savaş suçları iddiasıyla aranan 49 yaşındaki general Ante Gotovina'nın yerini bulup tutuklamazsa, Avrupa Birliği'nin üyelik görüşmelerine başlamayı kabul etmeyeceğini yazıyor. Avrupa Birliği içinde bu konuda görüş ayrılıklarının bulunduğunu ancak, İngiltere'nin, general yakalanmazsa görüşmelerin başlamasını engellemekte kararlı olduğunu yazan gazeteye göre, Avrupa Birliği hayallerinin erimekte olduğunu izleyen Zagreb hükümeti de panik halinde. IMF'ye Arjantin uyarısı Arjantin'in devlet tahvili borçlarını yeniden yapılandırdıktan sonra yeniden IMF'yle masaya oturdu. Financial Times gazetesi başyazısını bu konuya ayırmış ve Arjantin'in tehlikeli bir emsal oluştuşturduğunu düşünüyor. Gazete, Arjantin'in oynadığı kumarın karşılığını aldığını, ancak bu durumun gelişmekte olan piyasaların finansmanında oyunun kurallarını yeniden yazmasına neden olduğunu belirtiyor. Son operasyonun borçlu ülkelerin devlet tahvilleri konusunda çok fazla güce sahip olduklarını kanıtladığını belirten gazete, bunun da gelişmekte olan piyasaların borç riskini ve buna bağlı olarak da gelişmekte olan piyasalara borçların faiz oranlarını arttıracağını yazıyor. Gazete IMF'ye, Arjantin'e, borç vermeye yeniden başladığında daha katı kurallar koyacağını açıkça ifade etmesini öneriyor. Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de yayımlanan Nebzabadsag'ın, kentteki yerel yetkililerin ''dilencilerin, turistleri rahatsız ettikleri gerekçesiyle, şehir merkezinde dilenmelerini yasaklaması konusunda kendi ifadesiyle ''birbiriyle yarıştığı'' yolundaki haberi var. Gazete, yetkililere, ''neden dilenciler ve evsizlerin ''kentteki kirlilikten, köpek pisliğinden, kaba garsonlar veya şaibeli yüksek hesaplardan daha büyük bir bela olduğunu düşünüyorsunuz'' sorduktan sonra alaycı bir dille devam ediyor: ''Peki kentimizin yöneticileri şimdi sokak çalgıcıları ya da bastonla yürümek zorunda kalanlar, ya da sakallı kişiler veya imza kampanyaları düzenleyenlere karşı eline silah mı alacak? Ayrıca yaşlıların da turistleri rahatsız etmediklerinden eminler mi?'' Yetkililerin 1990'larda, yoksullara karşı davranışları konusunda en azından mahcubiyet duyuyormuş gibi yaptıklarını yazın gazete, şimdi ise, ''toplumun dışlanmışlarına karşı çok açık bir birleşik bir cephe var'' diyor. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||