|
20 Şubat 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiliz Pazar gazetelerinde, köpekle tilki avı yasağının yankıları, eski Lübnan Başbakanı'na yönelik suikaste ilişkin analizler, gerilen Rusya ABD ilişkileri ve Kazakistan Devlet Başkanı'nın inşa ettirdiği dev cam piramit var.
Hemen hemen tüm İngiliz gazetelerinin ilk sayfalarını aynı konu işgal ediyor; köpekle tilki avı. İngiltere'de kırsal alanlarda son derece yaygın olan, köpekle tilki avı, Perşembe günü yürürlüğe giren bir yasayla yasaklandı. Cumartesi günü, meraklılarının yeni kurallara uymak zorunda olduğu ilk av günüydü. Ancak birçok gazete, hiçbir şeyin değişmediği gözlemine yer veriyor. Observer manşetinde; "Av 270, ölü tilki 91, tutuklanan avcı 0" diyor. Öldürülen tilki sayısında, yasak öncesine kıyasla bir değişiklik olmadığını söyleyen gazete, beklenenin aksine, av taraftarları ile polis arasında da herhangi bir gerilimin yaşanmadığını aktarıyor. Sunday Telegraph'ın ilk sayfasındaki büyük fotoğrafta, vurduğu tilkiyi kuyruğundan tutup havaya kaldırmış bir avcı silüeti var. Haberde, önde gelen av kulüplerinin, yasağa uydukları, tilkileri tüfekle öldürdükleri yönündeki açıklamalarına yer verilmiş. Tilkilerin sadece bir kaç tanesinin, onların da kazara, köpeklerce öldürüldüğü de eklenmiş. Gazete başyazısında, yasağın neye yaradığını şu satırlarla sorguluyor; "Bu yasayı çıkaranlar, köpekle tilki avının yasaklanmasından nasıl bir fayda umduklarını hiçbir zaman açıklayamadılar. Bir kere tilkileri av yasağı ile koruyamazsınız. "Vurulduktan sonraki kan kaybı sırasında çok daha fazla acı çekerler. Ayrıca bu hayvanların bundan da acılı bir şekilde, çoğu zaman açlıktan öldüğünü unutmayalım. "Gerçek şu ki, İşçi Partisi bu yasa ile asıl olarak, atın üzerindekileri, yani üst sınıftan avcıları cezalandırmayı hedefliyor. Ancak kırsal kesimde hayatını avdan kazanan yoksul kitleleri unutuyorlar. Atları besleyen, köpeklere bakan, her türlü av hazırlığını yürüten asıl bu insanlar. Zenginler gider Fransa'da avlanır, ya da poloya merak salar. Peki tilki avı geçim kaynağı olanlar ne yapacak?" İngiliz Pazar gazetelerinde, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin hafta başında uğradığı suikast sonucu ölümü de geniş yer bulmuş. Hariri'nin son dönemde aldığı Suriye karşıtı tutum nedeniyle, suikastın ardından gözler Şam'a çevrilmişti. Ancak Observer gazetesi, Hariri'nin düşmanı çok olan bir isim olduğuna dikkat çekiyor ve cinayetin ticari anlaşmazlık nedeniyle de işlenmiş olabileceğini vurguluyor. Observer şöyle devam ediyor; "Hariri'nin kamu görevi ile ticari hayatı tehlikeli bi şekilde içiçe geçmişti. 15 yıl süren iç savaşın ardından iktidara gelen Başbakan, savaşın yerle bir ettiği Beyrut'u yeniden inşa eden Solidere inşaat firmasının da en büyük hissedarıydı. "Bazı kamu mallarının haraç mezat satılmasına olanak sağlayan bir yasanın da mimarları arasındaydı Hariri. İddialara göre, söz konusu kamu mallarının fiyatları, Solidere'in yüklü miktarda rüşvet verdiği yargıçlar tarafından belirlenmişti. "Dolayısıyla, Hariri'nin seveni kadar nefret edeni de vardı Beyrut'ta. Bu nefretin kaynağı da, yoğun yolsuzluk iddiaları ile karşı karşıya olan Solidere şirketindeki hisseleriydi. "Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, suikastın ardından hemen Suriye'yi işaret ederken, İngiliz diplomatlar bu konudaki şüphelerini giderek daha yüksek perdeden dile getiriyor. "Bu şüpheler, Lübnan Şeffaflık Birliği adlı sivil toplum kuruluşunun geçen yıl başkent Beyrut ile ilgili yaptığı tanımlamada buluyor ifadesini. "Refik Hariri'nin "mimarı" olarak gösterildiği iç savaş sonrası Beyrut için şöyle diyordu bu kuruluş; "Kitabına uydurulmuş yolsuzluğun, okullarda okutulması gereken bir örneği". Lübnan'daki gelişmeler ve İran ile Suriye'nin Amerika'ya karşı ittifak kuracaklarını açıklamaları gözleri Orta Doğu'ya çevirdi hafta boyunca. Daily Telegraph, bu hafta İran ve Suriye denince, adı onlarla birkite anılan bir ülkeyi; Rusya'yı mercek altına almış. Daha doğrusu Kremlin'in, Tahran ve Şam ile girdiği yakınlaşma sürecinin, müttefiki Washington'da nasıl algılanacağını sorguluyor gazete. Başkan George Bush ve Vladimir Putin'in Perşembe günü gerçekleşmesi beklenen buluşması öncesi ortaya çıkan bu gelişmeler, Con Coughlin imzalı yazıda şöyle yorumlanıyor; "Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya arasında, 11 Eylül'den sonra kurulan teröre karşı savaş ittifakı bir süredir zayıflıyordu. Ancak bu hafta çatırdama sesleri geldi bu ilişkiden. "Rusya ilk olarak, hava savunma sistemini güçlendirmek isteyen Şam'a, kısa menzilli Strelet füzeleri satacağını duyurdu. "Oysa Washington daha bir kaç gün önce, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesinde parmağı bulunduğundan şüpnelendiği Suriye'yi protesto etmiş, Şam'daki büyükelçisini geri çağırmıştı. "Bununla da kalmadı. Moskova bir adım daha atarak, bir süredir nükleer güç üretmesine yardımcı olduğu İran'a, nükleer yakıt satacağını duyurdu. Başkan Bush'un Rusya'nın özellikle İran ile yakınlaşmasından duyduğu sıkıntı biliniyor. "Bir Alman gazetesine verdiği mülakatta; "Perşembe günkü görüşmemizde, kendisine özellikle İran konusunu açmayı düşünüyorum" diyordu. Görüldüğü gibi, Başkan Bush, Rusya ile ilgili olarak diplomatik bir dil kullanmaya, biraz daha sabırlı görünmeye dikkat ediyor. "Ancak Beyaz Saray'daki sıkıntı derin. Bush'un yeni muhafazakar ekibine yakınlığı ile bilinen Amerikan Enterprise Instittue adlı düşünce kuruluşunun Başkan Yardımcısı Danielle Pletka şöyle diyor; 'Ruslar Orta Doğu'da etkin olma fikrini çok seviyorlar. Ancak bu etkinlik için ilişkiye girdikleri ülkeler nedense hep en kötüler oluyor" Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev'in Almatı'nın yerine başkent olmasını istediği ve modern bir görünüme sahip olması için kesenin ağzını iyiden iyiye açtığı Astana yine gündemde. Bu kez bizzat Nazarbayev tarafından, İngiltere'nin en ünlü mimarlarından Lord Foster'a ısmarlanan devasa bir cam piramid söz konusu. Norman Foster, yakın zamanda inşa edilen, ancak Londra'nın modern simgeleri arasındaki yerini çabucak alan bir bina ile tanınıyor. Dev bir top mermisini andıran ve İngilizcede turşuluk hıyar anlamına gelen "Gherkin" adıyla anılan camdan bina, İsviçreli bir sigorta firmasına ev sahipliği yapıyor. Lord Foster'ın Kazakistan'da girişeceği yeni projenin ise çok daha büyük olacağını şu satırlarla anlatıyor Sunday Times; "Piramidin dinler arası hoşgörünün ve dünya barışının bir sembolü olması öngörülüyor. İçinde devasa bir opera sahnesi, milli kültür müzesi, bir medeniyetler üniversitesi ve Kazakistan'ın etnik ve coğrafi gruplarına adanmış bir kültür merkezi olacak." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||