BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 06 Şubat, 2005 - TSİ 19:25
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
6 Şubat 2005 Basın Özeti
İngiliz Pazar gazetelerinde; Guantanamo tutsağının anlatımları, Irak'ın yeni Başbakanı olması beklenen El Caferi ile röportaj ve 'ABD'nin Irak'tan sonraki hedefi kim?' tartışmaları.

İngiltere'de yayımlanan gazeteler

Observer gazetesinin birinci sayfasında, Guantanamo Üssü'nde 3 yıl hakim karşısına çıkarılmadan tutulduktan sonra geçen ay İngiltere'ye iade edilen İngiliz vatandaşlarından biriyle yapılan röportaj var.

Zambiya'daki akrabalarını ziyaret ederken, terörist olduğu iddiasıyla tutuklanan Martin Mubanga, Guantanamo'da 33 ay boyunca maruz kaldığı kötü muameleyi şöyle anlatıyor;

"Saatler süren sorgulardan birinde, tuvalete gitmem gerekti. Görevliye tuvalete gitmem gerektiğini söylediğimde; 'Ben ne zaman izin verirsem o zaman gidersin' diye yanıt verdi.

"Bana izin vermesi için 5 dakikası kaldığını, aksi takdirde yere yapmam gerekeceğini söyledim. Dışarı çıktı. Ben de, ortalığı daha az kirletmiş olurum düşüncesiyle, odanın köşesinde gördüm ihtiyacımı.

"Sanırım beni güvenlik kamerasından izliyordu. Elinde bir paspas ile geldi. Önce yerdeki idrarı, paspasa iyice emdirdi. Sonra da bir ressam edasıyla, yani paspası adeta bir fırça gibi kullanarak, idrarı vücuduma sürmeye başladı.

"Bunu yaparken de dokunaklı bir ses tonuyla; 'Zavallı zenci, zavallı zenci".

Martin Mubanga, her sorguda farklı bir yöntemle karşılaştıklarını, temel hedefin sürekli şoka uğratılmaları olduğunu vurguluyor.

Sorgu odasının bir gün buz gibi soğuk, ertesi gün cehennem gibi sıcak olduğunu söyleyen Mubanga, o sıcak günlerden birini şöyle anlatıyor;

"Aşırı terliyordum. Sonunda dayanamayıp biraz su istedim. Yeni sorgu yöntemi çerçevesinde, yerde yatıyordum. Görevli yanıma geldi ve ağzıma su fışkırtmaya başladı.

"Zorlukla doğrulup içmeye çalışırken, bir anda dizini karnıma bastırmaya başladı. Geri geri sürünerek, güvenlik kamerasının görüş sahasına girmeye çalıştım. Belki birileri görür de, onu durdurur diye. Bu sefer de saçıma basmaya başladı. Acıya katlanıp devam ettim".

Sunday Telegraph, bu hafta içinde açıklanması beklenen sonuçlar çerçevesinde, Irak'ın yeni Başbakanı olabileceği belirtilen İbrahim el Caferi ile konuşmuş.

Ilımlı bir Şii politikacı olan Caferi, Birleşik Irak İttifakı'nın adayı olarak girmişti seçimlere. Şiilerin Irak'taki ruhani lider Büyük Ayetullah Ali el Sistani'nin de desteklediği listede, ikinci sırada yer alıyordu.

Birinci sıradaki Abdülaziz El Hakim'in Başbakanlık için pek hevesli görünmemesi nedeniyle, Caferi'nin isminin öne çıktığı yorumunu yapıyor Sunday Telegraph.

Haberde öne çıkarılan unsur, Caferi'nin, radikal Şii lider Muktada es Sadr'a yönelik, hükümete katılma çağrısı.

Gazete Caferi'nin bu sözlerini, Irak'ın yeni yönetiminin, direnişi kırmak ve en etkili unsurlarını marjinal kılmak için çok kararlı olduğunun bir işareti olarak yorumluyor. Caferi'nin şu sözlerine yer verilmiş;

"Muktada es Sadr, yeni Irak'ın inşası sürecinde yapıcı bir rol oynayabilecek iyi bir insandır. Babası Saddam Hüseyin tarafından öldürülmüştür. Çok sayıda taraftarı var. Bunların arasından elini kana bulamamaşı olanları saflarımıza katabiliriz.

"Bu insanlara siyasi sürece katılmaları için bir şans tanıyabiliriz. Sünnilere gelince, Seçimlere inanmadığını açıklayan Sünni kardeşlerimiz oldu. Onlara saygı duyuyoruz. Son derece açık sözlü dürüst olduklarını düşünüyoruz.

"Bizce hükümette yer alacak tüm grupların, seçimlere katılmış olması gibi bir ön koşul yok."

Haberde, İbrahim Caferi'nin, Saddam Hüseyin döneminde Londra'da sürgünde yaşamış, ılımlı bir Şii siyasetçi olduğuna işaret ediliyor. Laik tutumuna, kadın erkek eşitiliğine yönelik şu sözleri örnek gösterilmiş;

"Kadın haklarının sınırlandırılması kabul edilemez. Benim karım bir cerrah. Ne yani, kalp ameliyatı yapabilirken, araba mı kullanamayacak?"

Sunday Times'ın yorum sayfalarında dikkat çeken, Andrew Sullivan imzalı yazının başlığı; "Bush birilerini vurmaya hazırlanıyorsa, bu İran değil Suriye olacak".

Önce, İran'ın neden ilk hedef olamayacağını, şu sözlerle açıklıyor yazar; "Bush'un çok açık olan ve yeni muhafazakar ekibi tarafından da uzun süredir savunulan stratejisi, İran'da değişimin fitilini ateşlemek için, Irak'ta demokratik çözüm.

"Eğer Irak'ta ortaya çıkacak Şii ağırlıklı hükümet, seküler politikalar yürütürse, bunun böyle olduğu net olarak görülecek. Zira, Amerikan bombaları, demokratik ve seküler bir Irak kadar korkutamaz Tahran'ı.

"Bush'un ulusa sesleniş konuşmasında da bu stratejinin ipuçları açıkça görülüyordu. İran halkına, ayaklanma çağrısı yapıyordu Bush."

Sunday Times yazarı Andrew Sullivan, Suriye'nin durumunun ise çok farklı olduğunu söylüyor. "Eğer bir sonra vurulacak ülke kim olur diye sorarsanız, Suriye derim" diyen yazar, şöyle devam ediyor;

"Bush'un konuşmasındaki en sert ifadeler Suriye'ye yönelikti. 'Büyük Orta Doğu'da barışı sağlamak için, teröristlere yataklık etmeye devam eden ve kitle imha silahları edinmeye çalışan ülkelerle mücadele etmeliyiz' diyordu Bush".

Sunday Times yazarı Andrew Sullivan, Bush'un sözlerindeki Suriye tanımına katıldığını belirtiyor. Sullivan'a göre Şam, Irak'taki demokrasi sürecini sabote etmek isteyen direnişçilere kucak açıyor.

Yazıda Suriye'nin Lübnan'ı işgal altında tutmasına ve Şam'ın kırık insan hakları karnesine de göndermeler yapılmış. Yazının sonunu ise şöyle bağlıyor Sullivan;

"Tabii tüm bunlar, Amerika Birleşik Devletleri'ne yönelik yeni ve büyük bir terör saldırısı daha olmaması durumunda geçerlidir. Unutmayın Bush'un ilk dönemi için yazılan çizilen herşey 12 Eylül 2001 sabahı geçersizdi artık.

"Bana sorarsanız, ikinci döneminde farklı bir Bush ile karşı karşıya olduğumuz, tek su götürmez gerçek. Daha olgun ve kendine daha güvenli."

Independent on Sunday, İngiliz ekonomisi için giderek büyüyen bir sorundan bahsediyor. "Siesta sendromu", yani öğleden sonra, özellikle 2 - 4 arası, iş yerinde uyuyakalma durumu.

İngiltere'de 1000 çalışanın katılımıyla yapılan bir araştırmaya göre, çalışanlar bu saatler arası yaptıkları hataları, genelde yorgunluğa bağlıyor. Gazete bunun bir numaralı müsebbibi olarak da öğle paydosunda yenen yemeği gösteriyor. Haberde özetle şöyle denmiş;

"Çalışanların çoğu, öğlenleri ya hazmı çok zor olan bol yağlı şeyler, örneğin kızartmalar yiyorlar, ya da bol şekerli abur cuburla geçiştiriyorlar. İkisi de öğlen sonra, yoğun uyku halini beraberinde getiriyor. En kötüsü ise öğle yemeğinin yanında yuvarlanan bir kadeh şarap ya da bir kupa bira."

Ancak tek sorumlulunun öğle yemeği olmadığını da hatırlatıyor Independent on Sunday. Öğleden sonranın, vücudun direncinin kendiliğinden düştüğü bir aralık olduğuna dikkat çeken bir uzman şöyle diyor;

"Genelde performansımızda, öğleden sonraları bir düşüş olur. Bu son derece normal. Sabahın 8'inden akşamın 5'ine, 6'sına kadar aynı performansı göstermemiz olanaksız zaten. İş yerlerinde de öğleden sonraları, resmi siesta zamanına dönüştürmek mümkün olmadığına göre, geriye tek bir çözüm kalıyor, öğle yemeğine dikkat etmek.

"Bir kere gün boyunca meyve sebze tüketimine dikkat edilmeli. Öğle yemeğinde ise, ton balıklı sandviç, balık ve tavuk gibi, salata gibi daha sağlıklı yiyecekler tüketmeye özen östermeli."

Independent on Sunday, günün çalışan açısından en verimli saatlerine de yer vermiş haberinde. Buna göre, sabah 10.30 ile 12.00 arası, enerjinin dorukta olduğu saatler. Siesta sendorumunu takip eden, saat 17.00 sonrası da, enerji açısından fena bir zaman dilimi değil deniyor.

İlgili haberler
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik