|
Lübnan şiddet döngüsünden kaygılı | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Refik Hariri, ülkede son 30 yıla yayılan iç mücadeleler sırasında öldürülen Lübnanlı liderler listesine eklenen son isim oldu.
Bu olayların hemen hepsinde, suikastler nedeniyle hiç kimse mahkeme önüne çıkarılmadı, sorumluluk net ve tartışmaya yer bırakmayacak bir şekilde kimsenin üzerine yüklenemedi. Eski başbakanın ölümü, kaçınılmaz olarak, bizzat Hariri öncülüğünde sağlanan göreli istikrar ve yeniden yapılanma sürecinin ardından, ülkenin yeniden karışıklık ortamına döneceği kaygılarını yaratıyor. Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'ye baskı uygulamaya ve askerlerini Lübnan'dan çekilmeye zorlamaya çalıştığı bu dönemde, Lübnan'ın bölgesel ve uluslararası çekişmelerin ortasında kalmasından korkuluyor. Lübnan'daki Suriye aleyhtarları, şimdiden bu olaydan Şam yönetimini sorumlu tutuyor. Suriye'nin nüfuzu Refik Hariri, Suriye aleyhtarı muhalefet saflarına açıkça katılmış olmasa da, uzun yıllar Suriye'nin kadim müttefiki, Devlet Başkanı Emil Lahud ile
Hariri geçen Ekim ayında, Lahud'un görev süresinin üç yıl uzatılmasına imkan veren bir anayasa değişikliği arkasına Şam yönetiminin de ağırlığını koyması üzerine, başbakanlıktan istifa etmişti. Aslında Suriye'nin en başta gelen destekçileri, Hariri'yi geçen Eylül ayında, Suriye'den ülkedeki askerlerini çekmesini isteyen ABD destekli Birleşmiş Milletler kararının ardındaki kişi olmakla suçluyordu. Hariri liderliğindeki geniş milletvekili grubu, Şam yönetiminden askerlerini çekmesini isteyen muhalefet toplantılarına da katılmıştı. Suriye'yi eleştirenler, şüphesiz, görevini bırakmış olsa da Hariri'nin siyasi dönüşler gerçekleştirebilen bir kişi olduğunu, Mayıs ayında yapılacak seçimlere de yeniden katılmayı planladığını belirtiyorlar. Suriye destekli devlet başkanına meydan okumak üzere, arkasına güçlü bir destek alarak yeniden başbakanlığa seçilseydi, Hariri, Lübnan'da 1976'dan bu yana süren Suriye askeri varlığına tehdit oluşturabilirdi. İslamcılar üstlendi Ancak Suriyeli liderler, Hariri'nin öldürülmesini sert bir dille kınamakta gecikmedi. Olayın sorumluluğunu şimdiye dek adı duyulmamış olan "Büyük Suriye'de Zafer ve Cihad" adlı bir örgüt üstlendi. Bu gibi eylemler sonrasında bilinmedik örgütlerden benzer üstlenme açıklamaları gelir. Ancak bunlar uzmanlarca genelde suları bulandırmaya ve şüpheleri dğıtmaya yönelik girişimler olarak değerlendirilir. Zafer ve Cihad örgütü açıklaması, belli ki, suikasti Suudi kaynaklı şiddetin uzantısı olan İslamcı militanların düzenlediğini imaya yönelikti. Bu Lübnan için çok yeni bir durum. Böyle bir grubun imkanı olsa da, ansızın çıkıp da eski başbakanı öldürmek istemesini açıklayabilecek pek bir neden yok. Açıklama gerçek bile olsa, bu başka çevrelerin de olayda parmağı olması ihtimalini devre dışı bırakmıyor. İsrail faktörü Hariri'nin ölüm şekli, büyük bir istihbarat kurumunun olaya müdahil olabileceğini düşündürüyor. Saldırının, eski başbakanın hareketlerine dair güçlü ve doğru istihbarata dayanan titiz bir planlamanın sonucu olduğu açık. Patlamanın büyüklüğü ve hedefi bulmaktaki başarısı, seçilen kurbanın hayatta kalması için fırsat bırakmıyordu. Bu nedenle saldırı gerçekten böyle küçük bir örgütün işiyse bu çok şaşırtıcı olur. Geçmişteki benzer suikastler sonrasında, Lübnanlı gözlemciler, ilk akla gelen zanlı Suriye olsa da, bu durumun İsrail gibi ezeli düşmanlara da Şam'ın üzerine yıkılabilecek bir eylem düzenlemek için güçlü bir gerekçe verdiğine işaret ediyordu. Görünürde bir gerekçesi olmasa da İsrail'in bu gibi bir eylemi düzenlemeye yetecek imkanı olduğu, ve kimilerinin suçlamalarına hedef olacağı da kesin. İsrail Lübnan'ın yakın tarihinde, bomba yüklü araçla düzenlenen ilk saldırıyı düzenlediğini hiç açıkça yalanlamadı. 1979'da Batı Beyrut'ta düzenlenen bu saldırıda Filistinli istihbarat şefi Ebu Hasan Selami öldürülmüştü. İsrail, Ebu Hasan Selami'yi 1972 Münih Olimpiyatları sırasında, İsrailli atletlerin öldürüldüğü Kara Eylül olaylarından sorumlu tutuyordu. İlk örnek değil Ancak yine Lübnanlı uzmanların dile getirdiği bir nokta daha var: Başlıca bölgesel ve uluslararası istihbarat kuruluşlarının faaliyetlerinde kullandıkları yanıltıcı ve yönlendirici yöntemlerin etkisiyle saldırının arkasında kimler olduğunu muhtemelen gerçekten bilen bir avuç insan vardır. 1980'li yıllarda, çoğu büyük bombalarla düzenlenen çok sayıda saldırı yapıldı. Bu yöntem bir suikastçi kullanmakla karşılaştırıldığında, ifşa olmayı büyük oranda engelliyordu.
Lübnan'ın iki devlet başkanı, 1982'de Beşir Gemayel, 1989'da Rene Muavad henüz yeni seçildikleri sırada, bu gibi bombalı saldırılar sonucu öldürüldü. Hariri'nin seleflerinden, başbakan Raşid Kerimi de 1987'de seyahat ettiği helikoptere yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetti. 1990'ların göreli sükunet ortamında bu gibi saldırılar durulmuştu. Ancak 2002 Ocak ayında Hıristiyan milis örgüt lideri Eli Hubeyka yine böyle bir saldırıyla öldürülürken, eski bir bakan olan Dürzi Mervan Hamadi geçen yıl Eylül'de benzer bir girişimden kılpayı kurtuldu. Refik Hariri gibi önemli bir ismin şiddete hedef olarak sahneden çekilmesi, Lübnan'da pek çoklarının 1989'daki Taif Anlaşması'ndan bu yana kavuştuğu barış ortamına inancını sarsabilir. Hariri, Suudi Arabistan'ın desteklediği bu anlaşmanın ve bunu takip eden yeniden yapılanma sürecinin başlıca mimarlarından biriydi. Dinamik, serbestçe harcamalar yapan, iş dünyasına odaklı yönetim biçimi ile zaman zaman tartışma yaratmış da olsa, Lübnan doğumlu ve Suudi asıllı bu milyarder işadamı, başbakanlık görevinin altından kalkabilecek az sayıda Sünni siyasetçiden biri- ve muhtemelen bunu kendi belirlediği gündem uyarınca yapacak güçte olan tek kişiydi. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||