|
FORUM: Türkiye-AB ilişkileri | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin üyelik sürecinde son bir yılda katedilen mesafeye dair değerlendirmelerini açıkladı.
Raporda yine ifade özgürlüğü, asker sicil ilişkileri, azınlık hakları ve işkence gibi sorunlar hakkında, reformların yavaşladığı biçiminde, son dönemde iyice aşina olduğu eleştiriler tekrarlandı. Asıl mesele ise Avrupa Komisyonunun geçen yıl Türkiye ile müzakerelere başlarken ortaya koyduğu Kıbrıs ile Gümrük Birliği, ya da limanların açılması konusundaki tutumu. Türkiye-AB ilişkileri konusundaki görüşlerinizi bizimle paylaşın... Türkiye'nin AB üyesi olmasının getireceği yarar ve zararlar nelerdir? AB'nin Türkiye'yi üye olarak kabul edeceğine inanıyor musunuz? Avrupa Birliği Türkiye için bir 'olmazsa olmaz' mıdır? Görüşlerinizi yandaki formu kullanarak bize ulaştırabilirsiniz... Avrupa Birliği'ni anlamakta güçlük çekiyorum. Türkiye gibi tartışılmaz stratejik öneme sahip bir ülkeyi sudan sebeplerle oyalayıyor. Her zaman Türkiye'ye negatif yanlarıyla bakıyor. Halbuki son derece kıymetli olan Türkiye'yi bünyesine katarak gerçek bir global oyunucu haline gelebilir. Tam tersini yaparsa kendisi zaralı çıkacaktır. Kimse AB'ye girmek için can atmıyor. Türkiye Avrupa için olmazsa olmazdır çünkü müslümanların sempatisini çekmek istiyen Avrupa için İran, Suriye gibi devletlerle uğraşmak yerine Türkiye'yi aralarına almak daha avantajlı bir yol olacaktır. Avrupa Birliği Türkiye'den istenmeyecek şeyler talep ediyor. Türkiye ye Türk halkına ters talepler bunlar. Anayasa değişikliği olsun, Kıbrıs sorunu olsun. Bunları istiyolar ama kendi içlerinde bir tutarsızlık var. Türkiye AB'ye girer ama prejtiji kalmamış bir ülke olarak girer. Atatürk'ün yaptığı gibi kendimizden taviz vermeden bir Birliğe üye olcaksak olalım yoksa kime yarar ki. Avrupa Birliği Türkiye'yi almama sebebi olarak Kıbrıs'ı ve ifade özgürlüğünü gösteriyor acaba Avrupa Birliği'nin yasalarında sorunlu bir ülkeyi birliğe almayı engelleyen bir yasa var mı? Ayrıca ifade özgürlüğüne gelince Hollanda'da üç milletvekili adayı düşünceleri yüzünden meclise giremedi ve Fransa'nın özgür düşünceyi engelleyen yasası var. Sorarım Avrupa Birliği'ne kimin tarihinde Mevlanalar, Yunus Emreler var; kimin tarihinde engizisyon mahkemeleri, cadı yakmalar var? Ben ilk önce belirtmek isterim ki AB’ye karşıyım. Bu düşüncemin birçok nedeni var. Bunlar arasında en önemlisi bence bizim AB’ye ihtiyacımızın olmamasıdır. Kendi potansiyel gücümüzün bir an önce farkına varıp onu en iyi biçimde kullanmamız gerekiyor. Eğer bunu daha fazla zaman kaybetmeden gerçekleştirebilirsek globalleşen dünyada hak ettiğimiz yeri alabiliriz. Bizim zaten coğrafik anlamda bir Avrupa ülkesi olmadığımız kaçınılmaz bir gerçektir. AB Türkiye’ye karşı bitmek tükenmek bilmeyen yeni koşullar ileri sürmekle ikiyüzlülüğünü defalarca kanıtlamıştır. Umarım gerçek yurtsever politikacılarımız da vardır ve bu çirkin oyuna bir son verirler. Dünya sadece 25 Avrupa ülkesinden ibaret değil. AB ülkeleri ile yine de dost kalarak Türkiye ekonomik, sosyal, demokratik, bilimsel alanlardaki gelişmesini sürdürmeli ve bağımsızlığından, egemenlik haklarından daha fazla taviz vermemelidir. AB'ye üye olmadan yolumuza devam etmeliyiz, biz ısrarla üye olmak istedikçe hem daha fazla taviz vermeye zorlanıyoruz hem de hakarete uğruyoruz. Son olarak üye yaptıkları on ülkenin hangisinde koşullar bizden daha iyi? Seneye Bulgaristan ve Romanya tam üye yapılacak bu iki ülke hangi alanlarda bizden daha iyi durumdadır? Türkiye geri dönülemez bir noktaya çekilmeden önce bu ikiyüzlü oyuna bir son vermelidir. AB ile Türkiye arasındaki müzakereler artık bir üyelik müzakeresinden çıkmış, toplam faydalar dikkate alındığında hiçbir önemi olmayan Kıbrıs meselesine indirgenmiştir. Bu talihsiz bir durum elbette. Keza Türkiye büyüyen bir ekonomi ve güç olarak 2020 yılının dünyanın ilk 15 ülkesinden birisi olacak. AB Türkiye’ye yükümlülüklerine uymasını haklı olarak talep ederken bu yükümlülüklerden önce AB kamuoyunda kendisinin girdiği yükümlülükler yokmuş gibi bir hava yarattığının farkında mı acaba? İslamî geleneklerle ve dinle hiç ilgisi olmayan ve AB’nin savunucusu birisi olarak son bir yılda bu isteğim kırılmış olarak AK partinin politikasını doğru buluyorum. Önümüzdeki seçimlerde AK partiye oy vereceğim. AB ile Türk vatandaşlarının onurunun korunması için bir restleşmenin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum ve ne pahasına olursa olsun ilişkilerimizin gelecekte eşit seviyeye çekilmesi için müzakerelerin durmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Ancak AB ile veya AB’siz Türkiye’nin demokratik reformlarına ve ekonomik büyümesine devam edeceğine gönülden inanıyorum. AB liderleri istisna ve her toplumda olabilen, genel bireysel suç niteliğindeki olayları bile magazin yaparak, değerlendirme yerine küçük düşürmeyi amaçlayan raporlar yazarak Türkiye’yi AB kamuoyuna olumsuz tanıtımdan tamamen kendisi sorumludur. Önümüzdeki birkaç yılda Türkiye’nin kendisinin AB üyeliğinden çekilmesi ve kendisine yeni bir gelecek 50 yıl çizmesinde büyük fayda görüyorum. AB diye bir tanım var ama buna birlik demek bence insanları kandırmak çünkü birlik içersindeki ülkeler ilk önce kendileri çoğu konularda anlaşamıyorlar. Türkiye çoğu AB ülkesinden daha iyi durumda ve daha da iyi olacak ilerleyen yıllarda. AB’nin Türkiye’ye bir getirisi olması gerekirken bir de elindekileri de almaya çalışıyor çeşitli oyunlarla. Bunu Güney Kıbrıs’ı birliğe alarak gösterdiler.İlk önce dürüst olunacaksa Güney Kıbrıs’ı birlikten çıkartacaksınız sonra Türkiye Cumhuriyeti’yle masaya oturacaksınız. Atatürk'ün dediği gibi, hiçbir ülkenin, başkalarının istek, tavsiye, zorlama ya da yol göstermesi ile bağımsızlığını geliştireceğine ve güçleneceğine inanmıyorum.Türk'ün Türk'ten başka dostu yok. Ne güzel zamanında söylenmiş söz. Bence Türkiye AB’ye girmekten vazgeçmeli, kendine uygun gördüğü kanunları oradan alıp uygulamalı. AB’nin hiçbir zaman Türkiye’yi alacağını zannetmiyorum. Türkiye’nin kendi dinamikleriyle ayakta kalması mümkün. Zaten Karadeniz işbirliği gerçekleştiğinde Rusya ve diğer ülkelerle Avrupa’nın karşınıza çıkınca bakalım onlar ne yapacaklar. siyasilerimizden tek beklentim bir an önce Karadeniz işbirliğini öne çıkarmaları ve artık AB’ye taviz vermemeleri. Eğer bizi ezdirmezlerse yanlarındayız. Yeter artık AB’nin itip kakmaları biraz da biz onlarla oynayalım. yapılan hatalar varsa kim yaptıysa halka anlatılsın. Tehdit politikasıyla kimse halkımızı ezdirip oynatmasın. yaşlı Avrupa’nın bize ihtiyacı var bizim onlara değil. Özgürlük AB’nin dayatmasıyla değil sivil toplum örgütleriyle, halkın iradesiyle gelsin ülkeme. Avrupa Birliği'ne neden girmek istediğimizi son günlerde unuttuğumuzu düşünüyorum. Bu amaç ulusumuzun çağdaşlaşma projesinin bir parçası ve birliğin bir parçası olmaktan daha çok aldığımız yolun önem taşıdığını düşünüyorum. Onların bizi gerçekten almak isteyip istemediklerini ancak önümüzdeki on yılın sonunda anlayabileceğimize inanıyorum. O zamana kadar her iki topluluk da çok yol kat etmek zorunda. Biz yolumuza odaklanalım derim. Avrupa Birliği önce Kıbrıs Rum kesimini nasıl tek yanlı birliğe kabul etti biz Türklere anlatsın. Nasıl olur da Avrupa Birliği Türkiye’den azınlık hakları, vakıflar ile ilgili yeni yasalar ister, daha çok ifade özgürlüğü, yabancı okulların açılmasını ve bunun gibi daha birçok şeyi ister. Ama biz Kıbrıslı Türkler kaç senedir dünyadan izole edildik, hiçbir hakkımız bize güzellikle verilmedi ve inanıyoruz ki 1960’da ortağı olduğumuz Kıbrıs Cumhuriyeti’nde, Rumlar tarafından ve de Avrupa Birliği’nin de yardımıyla haklarımız elimizden alınmak isteniyor. Bunu anlamak mümkün değildir. Lütfen Sayın Olli Rehn veya Sayın Barosso veya kendi Avrupa’nın demokrasi savunucusu sayan birileri bize anlatsın. Gerçekten kabul etmek gerekir ki, Türkiye'de Avrupa Birliği vizyonu sayesinde gerçekleşmesi çok daha uzun zaman alabilecek reformlar gerçekleştirildi. Ancak bunlar gerçekleştirilirken Avrupalı siyasetçilerin, iç siyasi çıkarlarını da düşünürek Türkiye'ye uyguladığı iki yüzlü siyaset, iyi eğitimlisinden dağ köylerindeki çiftçisine kadar ülke insanını bu üyeliğin ne kadar olumlu olup olmayacağını tekrar sorgulamaya sevk etti. Avrupalı siyasetçilerin kendini yukarıda, ulaşılması zor değerler zincir gibi gören havalı tavrı, ülkelerinde yaşayan insanlarına, Türkiye’nin birliğe katacağı yaraları anlatma ihtiyacı duymak yerine birliğe katılmaması için çıkaracağı zorluklardan bahsetmeleri, zaten birliğe katılım konusundaki inancı az olan Türk insanının katılım konusundaki inancını iyice zayıflattı. O halde ucu açık sonu belli olmayan bir yolda itilip kakılmak niye? O halde mücadeleye devam. İşte Türk insanında Avrupa Birliği ızdırabının ortaya çıkardığı sinerji. Bu sinerjinin yararttığı güç neye dönüşecek o halde. Eğer müttefik sanılan yer altı teşkilatları ortaya çıkan bu gücü , komplolarla frenlemezler ise, karşılarında Türki Cumhuriyetler ya da Rusya ile oluşabilecek yeni bir güçler dengesi bulabilirler ki ortaya çıkabilecek bu şartlar Avrupa'nın menfeatlerini oldukça zorlar. O halde soğuk savaş sonrası bitti sanılan bu yer altı teşkilatlarına da yeni görevler var desenize. Sağolsun Avrupa Birliği ülke insanını yaptıkları ile kızgın ve uyanık tutuyor zaten. Gerisi de Türk halkına kalıyor. 12 yıl süreyle Avusturya'da yaşadım ve Avrupalıların Türklere ve Türkiye'ye yaklaşımlarını yakinen gözlemlediğimi düşünüyorum. Orada hâlâ sanki Osmanlı fobisi devam ediyor gibiydi. Avrupa Birliği'nin hiç bir zaman Türkiye'yi birliğe alamayacağına, çünkü Türk ulusunu Avrupalıların kesinlikle içlerine sindiremeyeceklerine inanıyorum. Türkiye'nin Kürt sorunu ne zaman oldu? Kimin Kürtlerle sorunu var? Biz 1071'den beri beraberiz. Nasıl ayıracaklar? Bir Kürt asıl sahibi olduğu bu ülkede azınlık olmayı nasıl içine sindirebilir? Bir Kürt İstanbul'u bir Çeçenin Moskovayı gördüğü gibi görebilir mi? Yani bu ülke hepimizin, hiçbirimiz azınlık değiliz. Bunu biliyorlar, ama niyet farklı. Millet-i Sadıka'yı kullanarak bu topraklarda kan döktürenler yine aynı şeyin peşinde. AB-Türkiye ilişkileri Brüksel merkezli olması gerekirken bazı Avrupa bölge ülkeleri sayesinde minder dışına taşınmaya çalışılıyor. Türkiye kendi menfaatine olmayan konular karşısında duruşunu bozmamalı, AB’nin de Türkiye’nin de birbirine çıkar haricinde ihtiyacı yok. AB genç nüfus isterse mülteci olarak dünyanın bir yerinden bulur, kendi kalıbına sokar. Fransa gibi ülkeler de, halkoyuyla AB üyeliği istiyorsa, kendi halkları AB’yi reddetmişti, AB üyeliğinden çıkar örnek olur. AB, üye yasallığı tartışılan bazı ülkelerin sözcülüğünden kendini soyutlamalı. Türkiye-AB ilişkileri gerçekçi bir platformda sürmekte, taraflar ne istediğini iyi biliyorlar. Alış-veriş kuralları iki tarafı da memnün edene kadar sürecek. Bu süre tahmin edileni biraz aşabilir, süre sonunda iki taraf yeni değerlendirme yaparak nerede olduklarının muhasebesini yapacaklar. Eğer hâlâ başlangıçtaki gibi bir düşüncedeyseler uzun soluklu maratonda soluklanmak için ara verilecek. Benim fikrim, bu mücadelenin daha heyecanlı ve dinamik sürmesi ve böylece her iki tarafın da birbirlerini hep düşünür olmaları. Bu herkes için daha iyi olur diye düşünüyorum. AB, birliği mi ifade ediyor, yoksa çelişkileri mi? Evvela onu anlamak lazım. Politikalara, birliğin temel değerleri olarak gösterilen kriterler değil de birlik üyelerinin sahsi hesapları yön vermeye başlıyorsa hangi birlikten söz edeceğiz. Bu çelişkiler Türkiye'den, Türkiye'ye karşı gösterilen tavırdan çok net biçimde anlaşılmaktadır. Bunu anlamak için bir siyasetçi yada bilim adamı olmak da gerekmiyor. Şu haliyle AB, Türkiye'nin sosyal, siyasi ve ekonomik gelişmesine yarayacak politikaları değil, bu ülkenin parçalanmasına yol açacak çelişkiler ortaya koymaktadır. Maalesef Türk iktidarı da AB'nin yanlışlarına adeta destek olmaktadır. Eğer gerçekten birlik olunacaksa dürüst olmak şart. Evvela AB bunu yeniden bir düşünmeli. Ama çok iyi düşünmeli. AB önce kendi sözlerini tutsun. Kanımca bu şartlarda AB'ye girmek mümkün değil. Hükümetin pasif tutumu AB'yi cesaretlendiriyor. Bu AB denilen topluluk, Güney Kıbrıs’ı hangi kriterleri yerine getirdi de AB topluluğuna aldı. Yani işine gelmediğinde ortada kriter kalmıyor. Canı ne isterse ona karar veriyor. Güney Kıbrıs’ı AB’den atsınlar, derhal Türkiye’yi AB’ye alsınlar. AB Türkiye’yi kabul edecek ama ne zaman biliyor musunuz? Türkiye onların istediği kıvama gelince. bu da Türkiye’den bir çok şey götürecek. Kıbrıs’ı tanımamızı, Ermenistan kapılarının açılmasını isteyecekler ama bunu iyi niyetli istemiyorlar. barış iyidir tabii ki. İyi niyetlerine inandırsalar dünya barış içinde olur. Ama bunların amacı Türkiye’yi kullanmak. yoksa milli geliri düşük, açlık, sefalet içindeki Türkiye’yi ne yapsınlar? Benim düşüncem bir zamanlar Sayın Erdoğan’ın da dediği gibi AB yasalarını uygulasınlar ama bunu AB için değil, Türkiye’nin daha iyi bir konuma gelmesi için yapsınlar. AB herşeyin sonu değil. Ortak Pazar nedir? Almanya, Fransa ve de İngiltere ortak, geri de kalan Pazar. Türkiye iştahları kabartan bir pazar çünkü Türk Cumhuriyetleri ve de Orta Doğu’da nüfuz sahibi bir ülke. Üstüne üstlük bir de artımız var - kalabalık bir nüfus, yani ucuz iş gücü ve de damızlık. Peki bu lokma nasıl yutulur; klasik yöntem, önce böl, sonra istediğin parçayı istediğin zaman ve de istediğin şekilde yut. İyi ki Çin ve ABD var. Bizi bunların dengeleri ancak Avrupa'ya yakınlaştırır. O adamların, Fransa, Almanya ve Avusturya'nın, başka türlü akıllanacakları yok. AB Türkiye’yi almak isteseydi çoktan alırdı. Benim görüşüm şu: Türkiye’nin AB’ye girişi en az 15 sene sürer. O 15 sene geçtikten sonra dahi, bugün Romanya’ya uygulanan prosedür Türkiye’ye uygulanacak. AB’nin ana amacı, Türkiye’ye hep bir perspektif verip, hiç bir zaman kaybetmemek, ve oynatmak. çünkü, AB perspektifi olmayan bir Türkiye, AB için büyük bir kayıp ve Güney Kıbrıs için büyük bir tehdittir. AB'nin yıllardır Türkiye’mize oynattığı "dön o yana dön bu yana" gösterisi Türkiye’nin AB üyeliğine kabulü varsayımının getireceği zararın ümit edilebilecek yarardan çok daha fazla olacağını tekrar tekrar pek güzel sergiledi. Tavizlerden önce tarihimizi hatırlatalım AB'nin büyüklerine. En azından, Lord Kinross'un ‘Atatürk’ eserini okusunlar. Sadece ve bilhassa Türkiye'nin önündeki en önemli sorunlarından bir tanese tabii ki Kürt sorunudur. Kürt sorunu çözülmüş ve Avrupa standartlarına ugun, demokrasi getirmis bir Türkiye Orta Doğu'da ve dünyada saygın bir ülke temennisiyle. İlerleme veya gerileme raporları. Biz avrasyalıyız. Zaten Avrupalıyız. Bir önemli artımız ise Asyalı oluşumuz. Bence hepimiz fazlaca enerji harcıyoruz ve meşgul oluyoruz bu durumla, çok da önemli degil AB'li olmak. AB ülkelerinin şimdiye kadar tutum ve davranışlarına göre Türkiye'den ne istiyor, amaçları ne? Benim kanaatime göre son Osmanlı padişahı zamanındaki yapmak istediklerini Ulu önder Atatürk'ün sayesinde yapamadılar bu istilayı şimdi masa başında yapmak istiyorlar. AB eğer hakikaten Türkiye ile her konuda işbirliği yapmak istiyor ise öncelikle samimi tarafsız ve ülkeler arası menfaatleri ciddiye alması gerekir. Herşeyden önce 80 milyonluk bu asil milletin ülkesi için ne canlar verdiğini hiçbir ülke göz ardı edemez ve bunu yaşamayan da idrak edemez. Türkiyede aslında azınlıklar sorunu yok. Bu ülkede bu insanlar bin yıldır beraber yaşıyor, hepsi birbirine akraba olmuş. Askerin ülke üzerinde baskılarından söz ediliyor. Geçmişinde çok badireler atlatan bir ülkenin sigortası olan ordumuz temkinli davranmak mecburiyetinde ve kendi insanı da bu durumdan şikayetçi değil. Çünkü bu asker milletin bağrından çıkıyor yani paralı asker değil. Kıbrıs meselesi kanayan bir yara herşey Yunanlılar'ın ve Rumlar'ın istediği şekilde olsun isteniyor, yani çifte standart uygulanıyor. Bu düpedüz adaletsizlik. Türkiye 40 yıldır AB'ye girmek için çok yollar katetti. Bu çabayı gözardı etmemek lazım çünkü Türkiye gibi bir ülkenin birliğe katılımı hem Avrupa ülkelerinin hem de Asya ülkelerinin menfaatine olacaktır. Yok bu sadece oyalama, parçalama taktiği ise yanılırlar, zaman kaybederler. Çok yakın bir zamanda AB ülkelerinin tavrı belli olacaktır. O zaman Türkiye tam tavrını koyacaktır çünkü başka çare yok. Yeni bir Asya birliğinin kurucusu olacaktır. İşte o zaman Avrupalılar şaşırıp kalacaklar fakat iş işten geçmiş olacak. Bizim Avrupa'ya gereksinmemiz yok. yaşlı Avrupa'nın bize gereksinimi var. Ayrıca son derece çapsız Avrupalı diplomatlar ön plana sürülüyor. Hiçbirinin doğru dürüst tarih bilgisi yok. Benim beklentim görüşmelere ara vermek. Bakalım nasıl bir vizyonla öne çıkacaklar. AB'de Türkiye konusunda en yetkili ağızlardan çok farklı beyanatlar çıkmaktadır. Komisyon Başkanı 20 yıl vade biçmekte, Merkel imtiyazlı ortaklıktan vazgeçmem demekte, Fransa ve Avusturya herşey olumlu gitse bile benim halkım evet demezse olmaz diyebilmektedir. Bütün bunlara rağmen 50 yıllık Kıbrıs probleminin hemen şimdi çözülmesi için tavizler talep edebilmekteler. Bu Türkiye'ye karşı kötü niyet göstergesidir. Doğu Akdeniz'de 20 yıl sonra bir kriz çıkarmaktansa bu krizin bugün olmasında sakınca yoktur. Son 8 yılda başını yastığa huzurlu koyan Yunan ve Kıbrıslı Rumlar şapkalarını önüne koyup bir daha düşünmeliler. Atatürk'ün dediği gibi; hiçbir ülkenin başka ülkelerin istek, tavsiye, zorlama yada yol göstermesi ile bağımsızlığını geliştireceğine ve güçleneceğine inanmıyorum. Tarihte böyle bir olay görülmemiştir. Görülmeyecektir. Biz ne doğuluyuz, ne batılıyız. Bizi batılı yapmak isteyenlere, doğulu yapmak isteyenlere karşı olduğum kadar karşıyım. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||