|
Putin'e bakıp Yeltsin'i sorgulamak | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
''Batı deyince, nedense aklıma Amerika Birleşik Devletleri geliyor'' diyor Vahdan.
Bir yandan da müstehzi bir ifadeyle gülüyor; gönderme çok açık: Soğuk Savaş. Ancak yeni Rusya'yı tanımlarken, odaklanılan ayrışma 'soğuk savaş öncesi ve sonrası' dönemden ibaret değil. Arada, Batı'da yaşayanların pek de hatırlamadığı ya da Batılılara liberalizmin ve demokrasinin zaferi olarak hatırlatılan bir Yeltsin dönemi var. Başkanlık seçimlerini izlemek için 18 gün kaldığım Moskova'da; yabancı bir gazeteci olarak en azından benim konuştuğum kişilerde gözlemlediğim, Yeltsin dönemine ilişkin belirgin bir hesaplaşma hissiydi. Rusya başkanlık seçimlerinde, televizyonlarda ya da gazetelerde değil belki ama birebir sohbetlerde, Putin'in mirası tartışılırken, hesaplaşılan Yeltsin dönemiydi, Yeltsin'in mirasıydı. Rusların, 20'inci yüzyıl öncesinde Rus imparatorluğu, sonrasında ise, 1991'e kadar kimileri için şer imparatorluğu; kimileri için de ideal toplum modeli olan ülkelerinin, 1990'larda itilip kakılan, dışarıdan halkını nasıl beslemesi gerektiği öğretilen bir yönetime sahip olmasıydı. 1990'ların başında Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, Batı'nın kendilerine kucak açacağını bekleyen Ruslar için 1998 yılında yaşanan borç krizi, açlık, yoksulluk sırasında Batı'nın parmağını kımıldatmaması; krizin bizzat Batı'lı kurumların, kurtarıcı olduğu söylenen IMF'nin politikaları izlenirken gelmesi, sıradan Rusların hafızasında derin yer etmiş. Demokrasi konusunda farklı izlenimler
Bu nedenle, şimdi nasıl bir demokrasileri olması gerektiği yönündeki söylevler, ekonomilerini liberalleştirmeleri çağrıları çoğu Rus tarafından kuşkuyla karşılanıyor. Rusların öncelikleri de, 1990'larda yaşananların uzantısı biçiminde şekillenmiş durumda. Levada Enstitüsü'nün geçen yıl Ruslar arasında yaptığı bir kamuoyu araştırması, her dört Rus'tan üçünün Rusların kendi kalkınma modelinin peşinden giden bir Avrasya ülkesi olduğuna inandığını ortaya koyuyor. Rusya'nın Batı'nın parçası olduğuna inananların oranı ise, yüzde 10'un altında. Tehdit algılaması Aynı araştırmada Avrupa Birliği ve Amerika'nın Rusya'nın ekonomik bağımsızlığı ve kültürüne tehdit oluşturduğuna inananların oranı da yüzde 50'ye yakın. Moskova'nın iyi üniversitelerinde iktisat eğitimi almış; şimdi bir uluslararası şirkette çalışan Andre'ye Batı senin için ne ifade ediyor diye sorduğumda aldığım yanıt; ''Öteki'' olmuştu. "Bir zamanlar; bizim için Avrupa, Amerika 'harikalar diyarı'ydı. Şimdi, zihniyetimizin farklı olduğunu görüyoruz" diyor. Ülkeler arasında çıkarların, dış politikada belirleyici olduğu gerçeğinin yeniden farkına varmışlar.
Çeçenistan'da 1990'ların sonlarında yaşananlar; soğuk savaş bitti derken, NATO'nun genişleyip sınırlarına kadar gelmesi, Amerika Birleşik Devletleri'nin, Rusya'nın eski arka bahçesine füze savunma sistemlerini yerleştirme planları... Ve Kosova... Bunlar, Rusların günlük hayatlarında haber bültenlerinde işittikleri, Batı'nın Rusya'ya yönelik politikasının bir kaç başlığı... Hele bu haberlerin, neredeyse Sovyet dönemini aratmayacak ölçüde hükümet yanlısı olan bir medya süzgecinden geçiyor olması da, Ruslar'da Batı'ya karşı varolan kuşkuculuğu pekiştiren bir olgu. Batı'yla Rusya arasındaki gerilim yalnızca ulusal ve uluslararası çıkarlar konusunda yaşanmıyor kuşkusuz. Rusya demokrasisi de Batı, Rusya hakkında konuşurken hemen ilk sıralarda sayılan konulardan. Ancak, Rusya konusunda geniş sohbet etme olanağı bulduğum Küresel Çalışmalar Merkezi'nden Boris Kagarlitski, Rusya demokrasisi konusunda, sorun Rusların demokrasiye inanmaması değil, Batı'nın Ruslara demokrasiyi sunuş biçiminde olduğu görüşünde. Rusya'nın ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, seçme seçilme özgürlüğü konularındaki sicili eleştiriliyor. Kagarlitski, ''Bunların hepsi haklı eleştiriler'' diyor. Ama bu noktada da, hemen akla yine Sovyetler Birliği dağılırken tankın üzerine çıkarak darbeye direndiği için demokrasi kahramanı olarak ilan edilen Boris Yeltsin geliyor. 'Aynı Yeltsin, bir kaç yıl sonra parlamentoyu tanklarla saldırı düzenletmiş, muhalifleri tutuklatmıştı. Batı'dan da alkış almıştı' diyor Rus uzman.
Kagarlitski'ye göre, şu anda Rusların demokrasi ve özgürlük sorununun odağında, gazetecilerin, haber sunucularının neler söyleyip söylemediği değil, günlük hayatında karşılaştığı antidemokratik uygulamalar var. Devletle bir işi olduğunda, bu işinin nasıl çözüleceği, polise işi düştüğünde nasıl muamele göreceğinin derdinde sıradan Rus halkı. Seçimler, 1990'ların başında başlayan ve Putin'in ilk döneminin sonuna kadar süren çalkantılı dönemin ardından, Rusya'nın zirvesinde değişikliğin olağan bir süreç sonunda yaşanabileceğini gösterdi sıradan Ruslara. Bu Ruslar için hayatlarının biraz daha normalleşmekte olduğunu gösteren, istikrarın altını çizen bir başka işaret. Petrol ve doğalgaz ihracından elde edilen yüzmilyarlarca dolarlık gelirle çevrilen bir ekonomiyle pekiştirilen bir istikrar. İşte bu istikrarın akıbetini ise, dış politika, Batı ya da iç siyaset değil, Batı'nın nefesini tutarak izlediği bambaşka bir konu, dünya ekonomisindeki küresel kriz ihtimalinin yönü belirleyecek. |
İlgili haberler Rusya'nın büyüme sancısı03 Mart, 2008 | Dünyaya Açılan Pencere Medvedev'in öncelikleri 03 Mart, 2008 | Haberler | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||