|
Türkiye'nin Ermeni ikilemi | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
ABD Temsilciler Meclisi 1915 olaylarını soykırım olarak tanımayı oylamaya hazırlanırken, Economist Dergisi'nin editörü ve tarihçi Bruce Clark, Türkiye'nin konuya ilişkin tavrının son 90 yıl içindeki seyrini şöyle irdeliyor:
"Dış ülkelerin parlamentoları atalarımızın insanlığa karşı suç işlediğinde ne kadar ısrar ederse, Türkiye'nin tarihinin en zor anlarından biriyle yüzleşmesi ihtimali o kadar az olacaktır." Yabancı parlamentolar birbiri ardına 1915 yılında yüzbinlerce Osmanlı Ermenisi'nin öldürülmesinin soykırıma eşdeğer olduğunda ısrar eden kararları oylarken, Türkiye'deki aydın kesimin mesajı aşağı yukarı böyle. "Bir kararın alınması Osmanlı Ermenileri'nin yaşadığı büyük trajedi hakkında Türkiye halkının bilgilenmesine yardımcı olacak mı?" "Hayır, bunun Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminin tarihi hakkındaki tartışmaları genişletmesini beklemek zor." Akademisyen Şahin Alpay, Zaman Gazetesi'nde yayımlanan bir yazısında böyle diyordu. Bu tür çağrılar, kuşkusuz, insan psikolojisinin temel unsurlarından birini yansıtıyor: Bireysel ve kollektif savunma fenomenini. İnsanlar kendilerini güvende hissettiklerinde, dostlar arasındayken mesela, kendi ya da yakınlarındaki kişilerin kabahatleri hakkında dürüst olabilir. Ancak kendilerini güvende hissetmemeye başlayınca tüyler yine diken diken olur, çünkü kendilerini suçlayanların kötü niyetli olduğunu düşünürler ya da haklarındaki suçlamaları kabul etmenin kötü sonuçlar doğuracağını... Savunmada Son yıllarda Türkiyeli liberal akademisyenler Avrupa Birliği üyeliğinin, ve hatta üyelik umudunun, ülkeye, 's' ile başlayan kelimeyi telaffuz edenleri yargılamakla tehdit etmeden Ermeni trajedisini tartışmak için yeterli güveni kazandırmasını umduklarını dile getiriyor. Buna şüpheyle yaklaşanlar son yıllarda işlerin aslında tam tersi yönde gittiğini söyleyebilir: Elden geçirilen Türk Ceza Kanunu (301. maddesi) kişilerin "Türklüğe hakaret etmeleri" halinde haklarında dava açılabileceğini çok daha açık bir şekilde dile getiriyor.
Türkiye'nin açık bir tartışmayı vatana ihanet gibi görebilecek düzeydeki kendini savunma hali, dünya genelinde Ermenilerin 1915'te halklarının soykırıma uğradığı iddiasını hükümetler ve parlamentolara kabul ettirmek için lobi faaliyetlerine başladığı 1960'lı yıllardan bu yana tırmanıyor. 1970'li yıllarda Ermeni militanların genellikle Türk diplomatlarını hedef alan ve 50'den fazla kişinin ölümüne yol açan saldırıları tüyleri daha da diken diken etmişti o dönem. Tüm bunlar akıllarda şu soruyu uyandırıyor: 1915 olaylarından bu yana, tarihte hiç Türk yetkililer Ermenilerin neredeyse tümünün emin olduğu şeyi; yani "Doğu Anadolu'daki Ermeni nüfusun tümünün tehcir edilmesine ek olarak, İttihat ve Terakki Partisi'nin tehcir edilenlerden mümkün olan en az sayıda kişinin kurtulmasını sağlamaya yönelik gizli talimatlar da verdiği" yönündeki görüşleri kabul etti mi, ya da en azından bunlar hakkında özgür bir tartışma yaptı mı? Aslında böyle bir an vardı: Birinci Dünya Savaşı'nın hemen sonrasında... Yargılama O dönemde Osmanlı hükümeti henüz dağılmamıştı ama akıbeti İngiltere İmparatorluğu'nun iyi niyetine bağlıydı. Padişah'ın rejimi kendisi ile 1915 yılında yüzbinlerce Ermeni'nin tehcirini planlayan ve aynı zamanda "infazları" yönünde gizli talimatlar verdiği iddia edilen "devlet içinde devlet" İttihat ve Terakki Partisi arasına mesafe koymaya çalışıyordu. 1919'un ilk aylarında Anadolu'da Ermenilerin korkunç bir savaşın standardlarına göre bile fena kalan bir mezalime uğradığından şüphe duyan az sayıda kişi vardı. Padişah ile Hariciye Nazırı, bu mezalimin sorumlularını cezalandırmakta kararlı oldukları konusunda İngilizlere güven vermek istiyordu ve konuyla ilgili dört büyük mahkeme yapıldı, davalar hakkında ayrıntılar resmi gazetede yayımlandı. Nisan 1919'da Mehmed Kemal adındaki bir yerel vali suçlu bulundu ve Ankara'da Ermenilerin toplu katledilmesinden sorumlu tutularak asıldı. Ancak Mayıs 1919'da İtilaf güçleri Yunan birliklerine İzmir'i işgal etme yetkisi verdiğinde ve Anadolu'nun bir diğer ucunda (Samsun'da) Mustafa Kemal'in Türkleri kendi topraklarının egemeni yapma savaşı başladığında hava aniden değişti. Milliyetçi duygular Yunanlıların çıkarmasına Türklerin duyduğu öfke Kemalist davaya verilen desteği ateşledi ve Osmanlı hükümetine güveni sarstı. Her geçen ay, İngiltere hükümetinin Osmanlı yetkilileri üzerindeki etkisi azaldı; aynı zamanda savaş suçlularının mahkeme önüne çıkarılması yönündeki isteği de. 1921 yılında İngiltere hükümeti Malta'da aralarında Ermenilere karşı suçlar da olan bir takım suçlar işlediğinden şüphelenilen bir grup Türk mahkumu serbest bırakma yönünde bir anlaşmaya vardı. Bu mahkumlar, Türklerin elindeki İngilizlere karşılık olarak serbest bırakıldı. Bu Türk mahkumların serbest bırakılması, Türkiye'de aleyhlerinde ciddi kanıtlar olmadığının bir göstergesi olarak yorumlandı. Aslında gösterdiği, Kemalist dava güçlenir ve İngiltere etkisi altındaki Osmanlı rejimi kayıtsızlığa doğru giderken, İngiltere'nin geçmişi sorgulama isteğinin azaldığıydı. Türkiye devletinin resmi tezi; savaş suçları mahkemesini teşvik edenlerin İngiliz yanlıları ve işgalciler olmasından hareketle, bu mahkemelerin ya değersiz ya da kötü niyetli olduğunda ısrar ediyor. Yeni bir devlet Ama tüm bu milliyetçi söylemlerin ortasında çok önemli bir şey genelde gözden kaçıyor ve buna dikkat çekmeye cesaret eden çok az sayıda Türk tarihçi var. Ermenilere yönelik mezalim Osmanlı hükümeti, ya da onun biraz karanlık alt bir kolu tarafından uygulanmıştı. Bu olaylardan Ekim 1923'te Osmanlı gücüne devrimsel bir başkaldırı olarak kurulan yeni bir cumhuriyetçi yönetimin kendisini sorumlu tutmasının mantıksal hiçbir gerekçesi yok. Hatta 1919'da milliyetçi hareket yola çıktığında, Ermenilerin acısına duyulan tepki o denli yaygındı ki, yeni milliyetçiler de kendileri ile İttihat ve Terakki Partisi arasına mesafe koymaya özen göstermişti. Bazıları, milliyetçi hareketin Ermenilerin kaderleriyle karşı karşıya geldiği yerlerin yakınında bile bulunmamış bir askerin, Mustafa Kemal'in etrafında örgütlenmesini de kaydadeğer olarak nitelendiriyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin Doğu Anadolu'daki Ermeni varlığını ortadan kaldırmakta resmi hiçbir sorumluluğu olmadığı gerçeği (mezalimin yaşandığı dönemde cumhuriyetin henüz kurulmamış olduğu yönündeki basit gerçekten ötürü) bazı Türk tarihçilere umut veriyor. Bir gün Türkiye Cumhuriyeti liderlerinin - bunun ülkelerinin varlığını baltaladığı hissine kapılmaksızın - Ermeniler hakkında tarihin en zorlu sorularıyla yüzleşmelerinin mümkün olacağını umuyorlar Türk tarihçiler. ABD'de öğretim üyesi olan Türkiye doğumlu bir sosyolog Fatma Müge Göcek, Türkiye'nin Ermenilerin kaderine ilişkin tavrında üç aşama olduğunu ve olacağını söylüyor: Osmanlı'nın son yıllarında bir araştırmacılık ruhu, Türkiye Cumhuriyeti döneminde bir kendini savunma ruhu ve Türkiye Avrupa içinde bir yer edindiği zaman ortaya çıkacak olan yeni bir post-milliyetçi tavır. Bu psikolojik açıdan son derece tutarlı görünüyor. İkinci aşamadan, üçüncü aşamaya geçme yönünde herhangi bir hareket ihtimali çok net görünmese de... Bruce Clark Economist Dergisi'nin uluslararası haberler editörü. |
İlgili haberler 'Soykırım savaşları'16 Şubat, 2007 | Haberler Büyükanıt Lantos'la görüşüyor16 Şubat, 2007 | Haberler Dink'i on binler uğurladı23 Ocak, 2007 | Avrupa Türkiye'deki Ermeniler Economist'te17 Kasım, 2006 | Avrupa Fransa-Türkiye hattında gerilim16 Ekim, 2006 | Dünyaya Açılan Pencere Fransa'da Ermeni yasa teklifi onaylandı12 Ekim, 2006 | Avrupa TBMM'de 'misilleme' rafa kaldırıldı11 Ekim, 2006 | Avrupa | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||