|
Görüşmenin satır araları | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Almanya Başbakanı Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Chirac dün yaptıkları toplantının ardından AB'den, Türkiye'nin limanlar konusundaki tavrının bir ila iki buçuk yıl içinde gözden geçirilmesini istedi.
Bu açıklama, günlerdir yapılan spekülasyonlardan, değerlendirme ve tahminlerden oldukça farklıydı. Almanya, Fransa ve Polonya arasında dün Almanya’da yapılan üçlü zirveden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in açıklamalarından Türkiye’ye, Gümrük Birliği ek protokolü çerçevesinde limanlarını Kıbrıs’a açması için bir mühlet verildiği, ya da takvim sunulduğu sonucunu çıkarmak mümkün değil. Tam aksine Almanya’nın son dakikada tutum değiştirmesinden söz edebiliriz. Çünkü Berlin’den gelen bazı duyumlara göre, önceki gece Almanya Başbakanlığında Türkiye’ye karşı bir mühlet getirilmesi konusunda fikir birliğine varılıyor. Ve Merkel dün sabah son dakikada bu tutumundan vazgeçiyor. Başbakanlığa bildirmediği için de bu bir parça sıkıntı yaratıyor. Çünkü sözcüler medyayı bu doğrultuda bilgilendirmeye başlıyor. Merkel’in dünkü tutum değişikliğinde, koalisyon ortağı Sosyal Demokratların, Avrupa Komisyonu ve dönem başkanı Finlandiya’nın telkinlerinin ve dün sabah Başbakan Erdoğan ile yaptığı telefon konuşmasının etkisi olduğuna işaret ediliyor. Sonuç olarak, Merkel dünkü basın toplantısında Türkiye’ye bir ültimatom vermelerinin söz konusu olmadığını söylerken, aslında önceki tutumundan geri adım attığını dile getirmiş oldu. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da bu konuda Almanya Başbakanı’nı tamamen desteklediğini söyledi. Polonya Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski ise Polonya’nın bu görüşlere çok yakın olduğunu belirtti. Tabii, “yakın” derken Polonya’nın aslında bu tartışmada İngiltere kampında olduğunu unutmamak lazım. Dolayısıyla Kaczynski Türkiye’nin üyeliğini desteklediklerini ve müzakerelerin sürmesini istediklerini de ekledi. Merkel, Avrupa Komisyonu’nun 2007 sonbaharı ile 2009 ilkbaharı arasında Türkiye’nin limanlar konusundaki yükümlülüklerini getirmede kaydettiği gelişmeler konusunda üye ülkeleri bilgilendirici bir rapor hazırlamasını da istedi. Avrupa Komisyonu zaten Türkiye hakkındaki tavsiyelerini açıkladığında, limanların açılmasına ilişkin gelişmeleri sürekli değerlendireceğini ve her yıl hazırladığı ilerleme raporlarında bu konuda üye ülkeleri bilgilendireceğini söylemişti. Dolayısıyla 2009 baharına kadar zaten bu konuda iki Komisyon raporu olmuş olacak. Olsa olsa, Komisyondan 2009 baharında sadece bu konuda yeni bir rapor isteniyor olabilir. Ama bunu bir takvim baskısı olarak değerlendirmek doğru olmaz. Almanya ve Fransa’dan Türkiye’ye takvim getirilmesi konusunda bir talep gelmeyeceğinin anlaşılmasına rağmen, Avrupa Birliği içinde hala iki kamptan söz etmek mümkün. Avusturya, Kıbrıs, Yunanistan ve Hollanda’nın Türkiye ile ilgili Komisyon tavsiyelerinin sertleştirilerek karara dönüştürülmesinden yana olduğunu biliyoruz. Karşı kampta da, İngiltere başta olmak üzere, İspanya, İskandinav ülkeleri, İrlanda ve Doğu Avrupa ülkelerinin çoğu, ya tavsiyelerin daha da yumuşatılmasından, ya da olduğu gibi kalmasından yana. Burada asıl tartışma noktalarından biri, Türkiye’ye limanlar konusunda bir mühlet verilip verilmeyeceği. Birkaç müzakere başlığının daha açılmasının durdurulup durdurulmaması gelinen bu noktada o kadar da önemli değil. Böyle bir mühlet verilmesi halinde, Kıbrıslı Rumların diplomatik açıdan istediği birşey gerçekleşmiş olacak. Yani Kıbrıs sorunu hala Avrupa Birliği gündeminde kalmaya devam edecek. Avrupa Komisyonu böyle birşeye karşı, çünkü kendisi Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması için BM nezdindeki müzakerelerin 2007 yılı içinde açılması çağrısı yapıyor. Türkiye’ye 18 ay ile 2 yıllık bir mühlet verilmesi bu açıdan Kıbrıs’ın işine yarayacaktır. BM nezdindeki müzakerelerin yeniden başlaması konusunda pek bir istek göstermeyecektir, çünkü bir buçuk, iki yıl sonra konu yeniden Avrupa Birliği'nde gündeme gelecektir ve örneğin Maraş konusu yeniden masaya getirilebilecektir. Bir diğer önemli tartışma konusu da, Komisyon tavsiyesinde yer alan 26 başlığa ilişkin öneri. Yani bu başlıkların müzakereye açılabileceği fakat limanlar konusu çözülmeden kapanamayacağı tavsiyesi. İngiltere’nin başını çektiği kamp bu konuda Kıbrıs’tan güvence isteyecektir. Çünkü her ne kadar liderler zirvesinde bu konuda karar çıksa da, bir üye ülkenin başlıkların müzakereye açılmasını engellemesi yine de mümkün. Kıbrıs’ın nasıl bir tutum izleyeceği önümüzdeki günlerde netlik kazanmaya başlayacak. Türkiye’ye kesin bir mühlet verilmesinde ısrar edecek mi? 26 müzakere başlığının görüşmeye açılmasını engellemeyeceği konusunda güvence verecek mi? 11 Aralık tarihindeki AB Dışişleri Bakanları toplantısında bir uzlaşma sağlanamadığı takdirde konu 14-15 Aralık’taki liderler zirvesine taşınacak. Kıbrıs burada da uzlaşmaya yanaşmadığı takdirde, zirveden Türkiye hakkında bir karar çıkmaması olasılığı olduğunu da unutmamak lazım. Bunun Türkiye açısından en kötü senaryo olacağına işaret ediliyor. Çünkü bu sonuç, şu sıradaki durumun sürmesine, Türkiye ile müzakerelerin fiilen felç olmasına ve durmasına neden olabilir. |
İlgili haberler Erdoğan: AB kaybeder05 Aralık, 2006 | Avrupa Merkel ve Chirac yumuşadı05 Aralık, 2006 | Avrupa | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||