|
Fransa'daki isyan Avrupa'ya yayılır mı? | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Yıllar boyu azınlıkların Fransız değerlerine entegrasyonuyla gurur duyan Fransa, iki haftadır süren isyanın ardından kendine dönüp, nerede hata yaptığını sorgulamaya başlıyor.
Fransızların 'entegrasyon' adını verdiği sistem, pekçok kişi tarafından 'asimilasyon' olarak değerlendiriliyor. Peki son iki haftadır yaşananlar Fransa'nın bu idealist sisteminin, başarısız olduğuna, çöktüğüne mi işaret ediyor? "İslam Demokrasiyle Buluşunca: Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Müslümanlar" adlı kitabın yazarı Profesör Jocelyn Cesari, bu soruya şöyle yanıt veriyor: "Siyasetçilerin ve diğer yetkililerin, bir entegrasyon için gerekenleri yapmadığının işaretleri görülüyordu. Fransa'da bir entegrasyondan bahsediyoruz ama, bu aslında asimilasyon. Bu Fransa'nın geleneği. Fransa göç alan bir ülke ve bu ülkedeki sosyal hareketlilik, toplum içinde etnik grup kimliğinin terkedilmesi yolundaki sosyal değerlerle şekillenerek geldi. Konuya kültürel perspektiften bakmak durumundayız. Fransa'nın hatası bunu dikkate almamak oldu. Şimdi olayların yaşandığı bölgelerde daha önce de, 1980'li yıllarda da benzer sorunlar yaşandı. O yıllardaki isyanlara katılanlar, şimdi sokakta çatışan gençlerin ağabeyleri, ablalarıydı. Ve 1980'lerden bu yana Fransa'da hiçbir şey değişmedi." O yıllardan bu yana, pekçok hükümet o bölgelere yatırımlar yaptığını, pekçok iyileştirme projesini yaşama geçirdiğini savundu. Bu iyileştirmeler sorunların köküne inemedi mi? Jocelyn Cesari, sözedilen iyileştirmelerin sorunu çözmek değil üzerini örtmek olduğunu savunuyor. "Yenileştirme, değişim, insanların yaşamını otomatik olarak etkilemiyor. Sorun bu insanları bulundukları yerde, tecrit edilmiş şekilde tutmak. Mimariyi, çevreyi değiştirmek için geliştirilen projeler bu insanları o tecritten kurtarmıyor. Sosyal olarak ilerlemek, sosyal hareketlilik bu bölgeler için işe yaramıyor" şeklinde konuşuyor Cesari. Avrupa tedirgin Fransa'nın bir banliyösünde başlayıp yayılan olaylar, Avrupa hükümetleri tarafından da dikkatle izleniyor. Göçmen toplulukların yoğun yaşadığı, Almanya, İngiltere, Hollanda ve Belçika bir endişe duymalı mı? Paris isyanlarının yansımaları bu ülkelerde de görülebilir mi? Londra 'çok kültürlü başkent' olarak tanımlanmaktan memnun bir kent. Yöneticileri de öyle. Londra Büyükşehir Belediyesi'nin eşitlik politikaları birimi başkanı Lee Jasper, "İngiltere'de özellikle Londra gibi bir kentte, farklı kültürler ve toplumlar sosyal yapıya dahil edilmiş durumda. Farklı kültürleri anlıyoruz, bu kültürlerin, yaşamın farklı alanlarıyla kaynaşmasını amaçlıyoruz. İşsizlik oranlarını azaltmak için hedeflerimiz var. Bunları sıkı şekilde izliyoruz. Ayrımcılığın toplumun farklı kesimlerindeki etkilerini inceliyoruz" diyor. "Olumlu yönde görülen bu adımlara rağmen, Paris'teki olayların bir tekrarı örneğin Londra'da yaşanabilir mi?" sorusuna karşılık olarak ise Lee Jasper; "Bu kadar büyük çaplı olayların meydana gelmesi olasılığının düşük olduğuna inanıyorum. Yeni ve yerleşimini tamamlayamamış göçmen toplumlar içinde bu tür olayların yaşandığı doğru. Ancak Fransa'daki Cezayir kökenli toplumla, İngiltere'deki Afrika-Karayip kökenlileri karşılaştırdığımızda, böyle bir endişe duymamamız gerekir. Farklı toplumları kaynaştıracak politikalarımızın, benzer olayların burada tekrarlanmayacağını sağlayacağına inanıyoruz" yanıtını veriyor.
Avrupa'daki göçmenler konu edildiğinde, akla gelen ilk ülkelerden birisi de Almanya. Berlin hükümetinin, yabancılardan sorumlu yetkilisi Barbara John Fransa'yla aralarındaki farkı açıklarken, azınlıkları banliyölerde tecrit etme politikası izlemediklerini söylüyor: "Bizim azınlıklarımız da, kalabalık şekilde, gruplar halinde, belli bölgelerde yaşıyorlar. Okullardaki öğrencilerin yüzde 80 ila tamamı aynı kökenden geliyor. Türkler böyle, Araplar böyle... Ama bizde, Fransa'da olduğu gibi banliyö yaşamı yok. Beş dakikalık yürüyüşle şehir yaşamının ortasında oluyorsunuz. Bu herkes için çok daha erişilebilir bir sistem. Entegrasyon, katılım demek. Bu noktada en önemli iki konu eğitim ve istihdam. Her iki konuda da sorunlar yaşıyoruz. Alman kökenli olmayan toplumun yüzde 25'i, herhangi bir eğitim sertifikası ya da diploma almadan okullardan ayrılıyor. Bu nedenle azınlıklardan gelen gençleri, toplumun sosyal sistemine dahil etmekte güçlük çekmekteyiz." Peki Almanya'daki Türk toplumu içinde genel hava nasıl? Fransa benzeri sorunlar Almanya'da da yaşanabilir mi? Türkiye Araştırmalar Merkezi Başkanı Faruk Şen, Almanya'da Türk toplumu içerisinde bu tür sorunların yaşanmayacağını sandığını söylüyor. Türklerin çok sağlam bir aile yapısı olduğunu ve bunun kendilerini koruduğunu ifade eden Şen, aynı zamanda Almanya'da Türk toplumu içerisindeki işsizlik oranlarının Fransa'daki göçmenlerle kıyaslandığında çok daha düşük seviyede bulunduğunu söylüyor. Alman hükümetinin izlediği politikalara da dikkat çeken Şen, iş hayatına daha iyi intibak etmelerini sağlamak için göçmenlerin yoğun olduğu kentlerde belirli projeler geliştirildiğini belirtiyor. |
İlgili haberler 'Düzeni sağlamak zor olacak'08 Kasım, 2005 | Avrupa Fransa'da ilk can kaybı07 Kasım, 2005 | Avrupa Fransız toplumu yol ayrımında07 Kasım, 2005 | Avrupa Fransa'da şiddet dalgası büyüyor06 Kasım, 2005 | Avrupa İsyan Paris dışına sıçradı04 Kasım, 2005 | Avrupa Fransa'da hükümete çağrı03 Kasım, 2005 | Avrupa Paris'te çatışma zirvesi02 Kasım, 2005 | Avrupa Paris'te çatışmalar yayılıyor02 Kasım, 2005 | Avrupa | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||