You’re viewing a text-only version of this website that uses less data. View the main version of the website including all images and videos.

Take me to the main website

Ankara Emniyet Müdürlüğü: Kılıçdaroğlu’nun cenazeye katılımı yazılı ya da sözlü olarak bildirilmedi

Ankara Emniyet Müdürlüğü: Kılıçdaroğlu’nun cenazeye katılımının bildirilmediğini açıkladı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "Kılıçdaroğlu’nun bu cenazeye geleceği haber verilmeliydi" demiş; CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç ise, "Emniyetin bilgisi vardı, valinin bilgisi vardı" yanıtını vermişti.

Canlı yayın

  1. Kılıçdaroğlu'na saldırı soruşturması: 9 şüpheliden 8'i serbest bırakıldı

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik saldırı soruşturmasında gözaltına alınan 1'i kadın 9 şüphelinin 8'i serbest bırakıldı.

    Demirören Haber Ajansı, daha önce Türk medyasındaki farklı yayın organları tarafından tutuklandığı duyurulan şüphelilerden, CHP lideri Kılıçdaroğlu'na yumruk atan Osman Sarıgün'ün ise gözaltı süresinin uzatıldığını bildirdi.

    Osmanamcayalnızdeğildir etiketi de Twitter kullanıcılarının en çok konuştuğu başlıklarda ilk sırada geliyor.

  2. Bahçeli: Kılıçdaroğlu'na yönelik saldırı kabul edilemez, kimse olayların gizli faili olarak partimizi göstermeye kalkışmasın

    MHP lideri Devlet Bahçeli, Başkanlık Divanı toplantısı sonrası yaptığı yazılı açıklamada CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik saldırıların "kabul edilemez olduğunu" belirtti.

    Açıklamada, Mansur Yavaş ile ilgili de bir paragraf yer aldı ve şu iddiada bulunuldu:

    "Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın olay mahallinden Genel Başkanı’nı bırakıp kaçması titizlikle araştırılmalı, olayların içinde parmağının olup olmadığı analiz edilmelidir."

    Bahçeli, sosyal medya ve medyada olayın partisiyle bağdaştırılmasını ise "alçak bir komplo" olarak niteledi:

  3. Ankara Emniyet Müdürlüğü: Kılıçdaroğlu’nun cenazeye katılımı yazılı ya da sözlü olarak bildirilmedi

    Ankara Emniyet Müdürlüğü, Pazar günü CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun saldırıya uğradığı cenaze töreniyle ilgili yazılı bir açıklama yaparak Kılıçdaroğlu’nun cenazeye katılımının yazılı ya da sözlü olarak bildirilmediğini, korumalarının telefonla arayarak cenaze yeri ve saatiyle ilgili bilgileri istediğini duyurdu.

    "Çubuk ilçesi Akkuzulu köyünde gerçekleşen cenaze töreni ile ilgili olarak daha önceki dış ilçe programlarında yapıldığı gibi Sayın Genel Başkanın katılacağına dair Emniyet Müdürlüğümüze yazılı bir bilgilendirme yapılmadığı gibi sözlü olarak da bildirimde bulunulmamıştır." “Şehit Piyade Sözleşmeli Er Yener Kırıkcı'nın cenaze töreni ile ilgili Kılıçdaroğlu'nun yakın koruma personeli tarafından 20 Mart Cumartesi günü saat 22.11'de ve 21 Mart Pazar günü saat 10.03'te Koruma Şube Müdürlüğü Nöbetçi Amirliği Hizmetleri’nde kullanılan telefon aranarak cenaze yeri, saati ve cenaze yakınlarının irtibat bilgileri istenmiştir. Katılım durumu bildirilmediği gibi sorulduğunda ise henüz programın belli olmadığı söylenmiştir.

    Koruma Hizmetleri Yönetmeliği Kapsamında Hazırlanan Koruma Personeli Talimatnamesinin, 'Korunan şahsın il dışı ziyaretlerinde 48 saat önce mahallin mülki amirince nereye, hangi amaçla gideceği, ne kadar sürede ne kadar kalacağı, (açık adresle birlikte) ne amaçla gideceği dilekçe ile bildirilecek, koruma görevlisi de koruduğu şahsın il dışı seyahatlerinde gidiş-geliş tarihi ve saatlerini ilgili büro amirliğine bildirilecektir' maddesi gereğince korunan kişilerin il merkezi dışına yapacakları ziyaretlerde Koruma Şube Müdürlüğümüze yazılı olarak bilgi verilmesi gerekmekte, bu bilgiler doğrultusunda gerekli güvenlik önlemleri alınmaktadır. Bunun önceki örnekleri ektedir.

    Ancak Çubuk ilçesi Akkuzulu köyünde gerçekleşen cenaze töreni ile ilgili olarak daha önceki dış ilçe programlarında yapıldığı gibi Sayın Genel Başkanın katılacağına dair Emniyet Müdürlüğümüze yazılı bir bilgilendirme yapılmadığı gibi sözlü olarak da bildirimde bulunulmamıştır."

    Güvenliği sağlamadığı gerekçesiyle CHP'lilerin eleştirdiği İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, öğle saatlerinde yaptığı açıklamada "Böyle bir hassas dönemde bir genel başkan bir cenazeye gelecekse güvenlik ekibinin bunu güvenlik birimleriyle paylaşması esastır. Kılıçdaroğlu’nun bu cenazeye geleceği haber verilmeliydi." demişti.

    Ardından CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç ise, "Cumhuriyet Halk Partisi'nin lideri şehit cenazesine gideceğini söyleyince koruma müdürü Saat 10.03'te Ankara Emniyet Müdürlüğü Koruma Şube Müdürlüğü'ne bilgi verdi. Yani Emniyetin bilgisi vardı, valinin bilgisi vardı" açıklaması yaptı.

  4. Kemal Kılıçdaroğlu'na saldırı soruşturmasında 3 şüpheli serbest bırakıldı

    DHA'nın haberine göre Kılıçdaroğlu'na saldırı soruşturmasında, 3 şüphelinin savcılık sorgularının ardından serbest bırakılmasına karar verildi.

    Bir şüpheli ise adli kontrol şartı konulması talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk edildi.

    Ankara'nın Çubuk ilçesindeki cenaze töreninde, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yumruk atan Osman Sarıgün tutuklanmıştı.

    60 yaşındaki Sarıgün, olaydan sonra Çubuk'a yaklaşık 190 kilometre uzaklıkta, Eskişehir'in Sivrihisar ilçesinde yakalanıp, gözaltına alınmıştı.

    Osman Sarıgün ile birlikte olaya karıştıkları gerekçesiyle 1'i kadın, 5 kişi daha gözaltına alındı.

  5. CHP lideri Kılıçdaroğlu: Her şey önceden bir şekliyle planlanmış

    CHP Genel Merkezi'nde bir grup basın mensubuyla bir araya gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 'organize linç girişimi' olarak tarif ettiği olayın arkasında "CHP'yi sokağa nasıl çıkarabiliriz?" çabasının bulunduğunu savundu.

    Kılıçdaroğlu, saldırıyı Madımak katliamı ile de karşılaştırdı ve "Burada bakanlar var, Emniyet Genel Müdürü, Genelkurmay Başkanlığı orada, Ankara Emniyet Müdürü orada. Yani bu güvenlik önlemini alması gereken herkes orada. Sivas olaylarında böyle bir tablo yoktu. Burada herkes oradaydı. Herkesin gözü önünde gerçekleşti." dedi.

    CHP lideri, "Şunu net görüyoruz. Her şey önceden bir şekliyle planlanmış." değerlendirmesini yaptı.

    "Hazırlanmış sopalar bile dağıtılıyordu."

    CHP lideri Kılıçdaroğlu devamında şunları söyledi:

    Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın saldırı sırasında köyde yaptığı açıklamalarla ilgili de konuşan Kılıçdaroğlu, "O bulunulan atmosferin getirdiği bir dil miydi, onu da Hulusi Akar beye sormak lazım" dedi.

    Kılıçdaroğlu, koruma amaçlı olarak alındığı evden çıkarılırken kendisine "kamuflaj ve şapka" teklif edildiğini ama bunu kabul etmediğini de söyledi.

  6. Davutoğlu: Ekonomik krizi varlığını inkâr ederek yönetemeyiz. Bunun temelinde bir yönetim krizi yatmaktadır

    Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, 31 Mart seçim sonuçlarıyla ve “içinde bulunulan siyasi şartlara ilişkin” bir açıklama yayımladı. 2014-2016 arası genel başkanlığını yaptığı AK Parti’yi ve MHP ile yapılan ittifakı eleştiren Davutoğlu, hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü, liberal ekonomi politikaları ve atamalarda liyakat gibi konularda çağrı yaptı:

    "AK Parti’nin varoluş gerekçesi ve geleceği herhangi bir faninin, sınırlı bir toplumsal kesimin, bir ekonomik çıkar grubunun hatta tek bir neslin kaderine, tercihlerine ve takdirine bağlı değildir ve olmamalıdır.”

    “Partimizin insan odaklı söyleminin yerini salt beka endişelerine dayalı bir söylem almıştır”

    "Ben-merkezci kibirli bir dil ile tevazudan kopuş, mahviyet vurgusu yaparken en küçük birimlerdeki siyasilerin bile adlarını sokaklara, okullara ve binalara verme yarışı içine girmeleri, sürekli görünür ve bilinir olma dürtüsüyle gündeme gelmek için her türlü çabanın gösterilmesi, kullanılan dil ile sergilenen tavır arasındaki uçurumun alabildiğine açılması, kutsal değerlerimizin siyasi çıkarlar uğruna hoyratça kullanılması, alınan görevlerin kişiye has olduğu unutularak bütün bir aile ve çevrenin etki kurma çabaları, siyasi rakip görülen kişilerin yıpratılması için sosyal medya operasyonları dahil her türlü iftiranın yaygınlık kazanması, bir ömrünü bu davaya adamış ve ortak mücadele vermiş insanların toplumsal itibarlarının yok edilmesine dönük ithamlara sessiz kalınarak dolaylı destek verilmesi ve geçmişte en önemli değerimiz olarak gördüğümüz vefa duygusunun ciddi şekilde zedelenmesi üzerinde açık yüreklilikle düşünülmesi gereken hususlardır.

    Son yıllarda partimizin insan-odaklı, insan haklarına dayalı, özgürlükçü, reformcu, kuşatıcı, kendinden ve geleceğinden emin siyasi söyleminin yerini devletçi, güvenlikçi, statükocu ve salt beka endişelerine dayalı bir söylem almıştır."

    Parti içinde 'paralel yapı' vurgusu

    Davutoğlu, AK Parti’nin içerisinde “parallel bir yapı gibi partiyi yönetmeye çalışan bir odağın ortaya çıktığını” da belirtti:

    "Kendisini partimizin kurullarının üstünde gören ve adeta paralel bir yapı gibi partiyi yönetmeye çalışan bir odağın ortaya çıkması ve partinin seçilmiş yetkililerini ve kurullarını devre dışı bırakmaya kalkışması teşkilat kurumsallaşmasının özünü sakatlamıştır.

    Milletin gözyaşı, emeği, aklı ve yüreği ile kurulan partimiz ve ülkemiz, hırslarına esir düşmüş dar ve çıkarcı bir çevrenin ikbal kaygılarına terk edilemez."

    MHP ile ittifak eleştirisi

    "İttifak siyaseti partimizi dar bir siyasi dile ve kimliğe hapsederek, ülkenin her bölgesini ve toplumun her kesimini kucaklayan özgün duruşumuza zarar vermiştir. Bu çerçevede, partimiz seçim sonuçlarını doğru analiz ederek ittifak siyasetini gözden geçirmelidir.

    Seçim sürecinde ittifak yapılarının cepheleştirici karakterinden kaynaklanan sert söylemler siyasi kutuplaşmayı tehlikeli boyutlara taşıyarak, toplumsal barışımızı ve ortak aidiyet bilincimizi zedelemiştir.

    Beka endişeleri demokrasiyi askıya alma heveslerinin gerekçesi olamaz. Aksine devletimizin bekasının temeli demokratik meşruiyettir.

    Beka söylemi ile rakip partileri düşmanlaştırmanın, siyasi rekabeti aşan kutuplaşmaların nelere sebep olabileceğini ne yazık ki Ankara’da aslında hepimizi birleştirmesi gereken bir şehit cenazesinde gerçekleşen çirkin saldırıda yaşadık."

    “Yargının kontrol altına alınması en büyük suç”

    "Hukuk güç biriktirme alanı değil, gücü denetleme ve ahlaki çizgiye getirme alanıdır. Yargının kontrol altına alınması çabası hangi gerekçeyle ve kim tarafından yapılırsa yapılsın en büyük suç olarak görülmelidir.

    FETÖ ile tavizsiz verilmesi gereken mücadelede farklı kişilere farklı kriterler uygulanması, yürütülen mücadeleye zarar vermektedir. Bu konuda hukukun en temel ilkesi olan ‘suçların şahsiliği’ ilkesi özenle korunmalıdır.

    Üzülerek belirtmeliyim ki yeni sistem, hem yapılanması hem de uygulama tarzı itibariyle milletimizin beklentilerini de karşılamamaktadır. Bu çerçevede, sistem değişikliğine ilişkin ciddi ve samimi bir muhasebe yapmamız gerekmektedir.

    Bu muhasebede ilk başlamamız gereken nokta, hukuk devleti ilkesinin varlığı ve korunmasıdır. Hukuk devletinin korunabilmesi ise kuvvetler ayrılığı ilkesinin yeniden inşasına bağlıdır."

    “Partili cumhurbaşkanlığı uygulaması yeniden değerlendirilmeli”

    "Yeni sistem yürütmeyi yasama ve yargı karşısında baskın kılarak kuvvetler ayrılığı ilkesini zedelemiş, denge ve denetim mekanizmalarını işlevsizleştirmiştir.

    Bu bağlamda devlet mimarimizin süreklilik arz eden en önemli özelliklerden birisi devlet başkanlığı makamının toplumun bütününü temsil etmesi ve her kesimi kucaklamasıdır.

    Cumhurbaşkanı’nın seçimlerin birinci derecede tarafı olarak seçim ortamının gerektirdiği yoğun ve çoğu zaman da sert siyasi polemiklere girmek durumunda kalması, devlet geleneğimiz içinde toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede durması gereken Cumhurbaşkanlığı kurumunun toplumun en az yarısı ile psikolojik bir kopuş yaşamasına yol açmaktadır.

    Bu çerçevede, yeni sistemin en asli unsurlarından biri olarak görülen partili cumhurbaşkanlığı uygulaması mevcut Cumhurbaşkanımızın şahsından bağımsız olarak yeniden değerlendirilmeli ve Cumhurbaşkanlığı ile parti genel başkanlığı görevlerinin bir arada yürütülmesinin doğurduğu sakıncalar giderilmelidir."

    “Farklı görüşlerin terörle özdeşleştirilmesi milli birliğe zarar veriyor”

    "Terörle mücadele sırasında özgürlük-güvenlik dengesinin hassas ölçülerine özen gösterilmesi yürütülen mücadelenin geniş halk kesimlerince benimsenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Farklı görüş beyanının terörle özdeşleştirilmesi ve siyasi farklılıkların ihanetle anılır hale gelmesi hem milli birliğimize zarar vermekte hem de kriz dönemi algısının süreklilik kazanması üzerinden demokrasiye, siyasete ve ekonomik hayata büyük darbe vurmaktadır.

    Güvenlik endişelerinin son yerel seçimler sonrası kamu görevinden olağanüstü hal şartlarında mahkeme kararı olmaksızın ihraç edilenlerin ellerinden seçme ve seçilme gibi anayasal bir hakkı dahi almaya evrilmesi kabul edilemez.

    Düşüncelerini ifade eden gazeteci, akademisyen, kanaat önderi, siyasetçi kim olursa olsun hiç kimse işini kaybetme, yaftalanma, sosyal medya linci ve hakaret tehditleri ile karşılaşmamalıdır. Eleştiri ve fikirlerini ifade etme özgürlüğü sonuna kadar korunmalıdır."

    “Basın tek elden yönetilen propaganda aracı haline geldi”

    "Özgür düşüncenin, eleştirinin temel unsuru olan ve gelişmiş demokrasilerde dördüncü kuvvet olarak nitelendirilen basın ise tek elden yönetilen bir propaganda aracı haline gelmiştir. Gerçek basın özgürlüğü demokrasimizin bağışıklık sistemidir. Bunu yok etmek, usulsüz ve baskıcı metotlarla basında tekelleşmeye yönelmek Türkiye’nin zihni kapasitesini daraltmaktadır.

    Bu çerçevede, güvenlik konusundaki kazanımlarımızı kaybetmeden özgürlük alanlarının genişletildiği yeni bir özgürlük-güvenlik dengesi kurulmalıdır.

    Sivil toplumun devlete eklemlenmesi ve farklı kaygılarla görüş beyan edemez hale gelmesi sivil toplumun ruhunu ve vicdanını yok etmektedir."

    Yozlaşma ve güç zehirlenmesi uyarısı

    "Kamu yönetimde hısım ve akraba kayırmacılığının yaygınlaşması her türlü yozlaşmanın ve güç zehirlenmesinin hem en önemli sebebi hem de en çarpıcı göstergesidir.

    Öte yandan kamu ihalelerinin toplumun bilgisi olmadan gerçekleşmesi, ihale kanunundaki istisnaların kanunun kendisini fiilen işlemez hale getirmesi, kamuoyunda devlet bütçesi ile yapılan işlerin sürekli aynı şirketlere verilmesi gibi yolsuzluk algısına yol açan olgular da acilen yüzleşilmesi ve gereğinin yapılması gereken hususlardır."

    "Yaşanan ekonomik krizi, varlığını inkâr ederek yönetemeyiz, temelinde bir yönetim krizi yatmaktadır"

    "Bugün ne yazık ki ekonomide de geçmiş dönemde ulaştığımız seviyenin çok altında olduğumuzu görmekteyiz. Bunun en çarpıcı örneği ise 2018 yılındaki ABD doları cinsinden kişi başına milli gelirimizin 2007 yılındaki seviyesinin altına gerilemiş olmasıdır. Toplumun bütün kesimleri ekonomideki kriz ortamını bizzat yaşarken bu gerçeği inkâr etmek, yönetime olan güveni sarsmaktan başka bir şeye yaramaz. Yaşanan ekonomik krizi, varlığını inkâr ederek yönetemeyiz.

    Yaşadığımız ekonomik krizin temelinde bir yönetim krizi yatmaktadır. Ekonomi politikalarıyla ilgili kararların gerçeklikten uzak, piyasanın uygulamalarına ve ekonomi biliminin yasalarına aykırı biçimde alındığı, uygulamalarda keyfî ve tarafgir davranıldığı kanaati yayılmışsa yönetime olan güven kaybolur.

    Görüntüyü kurtarmak için zaten zor durumda olan kesimleri suçlayıcı ve buyurgan bir dil kullanmak, piyasa kuralları içinde oluşması gereken dengeleri baskı uygulayarak piyasaya rağmen oluşturmaya çalışmak, Türkiye’nin kalkınması için yararlanması gereken küresel yatırımcıları ürkütmek ise kesinlikle kaçınılması gereken çıkmaz yollardır."

    'Şeffaflık ve hesap verilebilirlik' çağrısı

    "Son dönemde devlet kurumlarındaki görevlendirmelerde ehliyet ve liyakat ölçütleri yerine başka özelliklerin tercih edilmesi, kamu kurumlarında kurumsal hafızanın ve kültürün korunmasını imkânsız hale getiren keyfîliklerin yaşanması kurumsallaşmaya büyük zarar vermiştir.

    Kamu harcamalarında şeffaflık ve hesap verebilirlik en güçlü biçimde hayata geçirilmelidir.

    Ne yazık ki son dönemdeki bazı uygulamalar verilere olana güveni sarsmaktadır. Dahası ekonomik verilerin gerçek durumu tam, doğru ve eksiksiz yansıttığına olan güven sarsılınca, piyasada “arka kapı operasyonu” olarak adlandırılan şeffaflıktan uzak yöntemlere başvurulduğuna ilişkin haberler ve spekülasyonlar yayılmaktadır.

    Ekonomi yönetiminde dürüstlükten büyük sermaye, itibardan büyük kredi olmaz. Ekonomi yönetiminin işleyişi acilen bu düstur doğrultusunda yeniden yapılandırılmalıdır."

    Davutoğlu, sosyal medyada paylaştığı açıklamayı şu cümlelerle bitirdi:

    “Sonuç olarak şunu vurgulamak isterim ki son yıllarda yaşadığımız güçlü meydan okumalar karşısında şimdi yapmamız gereken, zihinlerimizi özgürleştirmek, psikolojilerimizi yenilemek, toplumsal bağlarımızı güçlendirmek ve ortak geleceğimiz konusunda atılması gereken adımları atmaktır. Partimizin yöneticilerini ve ilgili kurullarını bütün bu konuları ve gelecek vizyonumuzu aklı selim ve soğukkanlılıkla değerlendirmeye, partimizin vefakar ve fedakar tabanını umutsuzluğa düşmeden vakur bir duruşla ve sebatla geleceğe hazırlanmaya, kanaat önderlerimizi, aydınlarımızı ve her siyasi kesimden vatandaşlarımızı ortak vicdanımız, ortak aklımız ve ortak irademiz temelinde ortak geleceğimizi belirlemek için omuz omuza vermeye davet ediyorum.”

  7. CHP: Milli Savunma Bakanı'nın koruması arayıp "Kılıçdaroğlu katılacak mı?" diye sordu

    Meclis'te CHP'li milletvekilleri ile birlikte bir basın toplantısı düzenleyen CHP Grup Başkan Vekili Engin Özkoç, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun Kılıçdaroğlu'nun bu cenazeye geleceği haber verilmeliydi." sözlerine yanıt verdi.

    Engin Özkoç, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun ziyaretinden "emniyetin ve valinin haberdar" olduğunu açıkladı.

    Bugün konu ile ilgili İçişleri Bakanlığı'nda soruları yanıtlayan Süleyman Soylu, "organize saldırı" iddiasını reddederek, "Kimsenin haberinin olmadığı bir katılıma, organize bir şey düzenlenmesi mümkün değildir." dedi.

    Özkoç, Soylu'nun "habersiz katılım" iddiasının doğru olmadığını söyledi:

  8. Kaftancıoğlu: CHP İstanbul İl Örgütü genel başkanımızı koruyacak güçtedir ve halkımızla birlikte koruyacaktır

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Şişhane'de bir basın açıklaması yaparak pazar günü Ankara'nın Çubuk ilçesinde Kemal Kılıçdaroğlu'na düzenlenen saldırıyı kınadı.

    Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın "mesajınızı verdiniz" sözlerini eleştirdi:

  9. Levent Gök'e saldırı videosu ortaya çıktı

    Pazar günü piyade er Yener Kırıkcı'nın Ankara Çubuk'taki cenazesinde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'yla birlikte TBMM Başkanvekili ve CHP Ankara Milletvekili Levent Gök'ün de saldırıya uğradığına ilişkin görüntüler ortaya çıktı.

    BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Levent Gök, dünkü saldırıyla ilgili olarak kendilerine yeni video görüntülerinin ulaştığını, bunları da savcılıklara iletmekte olduklarını söyledi.

    Bu görüntülerden birinde Gök'ün kendisi de bir grubunun saldırısına hedef olduğu görülüyor.

    Gök, saldırıyla ilgili olarak şunları söyledi:

    ''Türkiye demokrasinin utanç günlerinden biridir. TBMM Başkanvekili sıfatıyla bulunduğum şehit cenazesi töreninde, devletin en üst düzey güvenlik yetkililerinin bulunduğu bir ortamda devletin acz içinde kaldığının görüntüleridir. Genel Başkanımızla birlikte nasıl bir linç girişimine maruz kaldığımızın kaydıdır.''

  10. Erdoğan: Kimsenin Türkiye’nin huzur iklimine zarar vermesine müsaade etmeyiz

    Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, pazar günü Ankara'nın Çubuk ilçesinde er Yener Kırıkcı'nın cenazesinde CHP lideri kemal Kılıçdaroğlu'nun saldırıya uğramasıyla ilgili açıklama yaptı.

    Twitter hesabından açıklama yapan Erdoğan, "Ne yazık ki protestolar şiddet eylemine dönüşmüştür. Şiddetin ve terörün her türüne karşıyız" dedi.

  11. YSK'nın bugün İstanbul seçimine yönelik itirazı görüşmesi bekleniyor

    Yüksek Seçim Kurulu saat 14.00'te toplandı, AKP'nin İstanbul seçimlerine yönelik olarak yaptığı olağanüstü itiraz başvurusunu görüşmesi bekleniyor.

    Adalet ve Kalkınma Partisi, 16 Nisan günü İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerine ilişkin iptal ve yenilenme başvurusu için üç bavul dolusu belgeyi YSK'ya sunarak seçimin iptali için olağanüstü itirazda bulunmuştu.

  12. Süleyman Soylu: Terör uzantılarıyla ortaklık yaptığını unutup olayı şahsıma yıkması hafıza kaybıdır

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, pazar günü Ankara'nın Çubuk ilçesinde Akkuzu mahallesindeki cenaze töreninde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun uğradığı saldırıdan kendisini sorumlu tutanların, "CHP'nin terör uzantılarıyla ortaklık yaptığını unuttuğunu" söyledi:

    "Cenazelerde bazı tepkiler gösterilebilir. Burada bu tepkinin fiziki saldırıya dönüşmesi söz konusudur. Bizim bunu tasvip etmemiz elbette ki mümkün değildir" diyen Soylu, tespit edilen 9 kişinin de Akkuzulu olduğunu ve dışarıdan provokasyon yapıldığına dair bir bulguya rastlanmadığını belirtti:

    "Başka yerlerden otobüsle insanların getirildiği iddia edildi. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda olayın dışarıdan bir provokasyon olduğuyla ilgili herhangi bir somut delile, insana rastlanmadığını belirtmek isterim. Sayın Kılıçdaroğlu’na yumruk atan kişinin de şehidin yakını, o mahalleden biri olduğu tespit edilmiştir. Kılıçdaroğlu’na saldırının dış provokasyon olduğu yönünde bir bulguya rastlanmadı."

    "CHP’nin HDP ile olan teması kamuoyu önünde gerçekleştirmiştir ve gerçekleştirmektedir"

    "CHP, bu olayın nedenini bakanlığıma yıkmaktansa, ortaklık yaptığı siyasilere sormalıdır"

  13. RTÜK üyesi Taşcı: Kılıçdaroğlu’nu hedef alan linç girişiminde nefret söylemini yayan medyanın da rolü var

    RTÜK'ün CHP kontenjanından üyesi İlhan Taşcı, yaptığı yazılı açıklamada, Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik 'linç girişimi' olarak nitelediği saldırının, yerel seçim kampanyası sırasında bazı siyasi parti yöneticileriyle bakanların kullandığı ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı nefret dilinin sonucu olduğunu söyledi.

    Bu nefret dili konusunda medyanın izlediği tutumunun da bu söylemin yayılmasına neden olduğunu kaydeden Taşcı, RTÜK'ün de bu tür yayınları yaptırımsız bıraktığını belirtti.

    Taşcı, mevzuatın, yayıncıların tarafsızlık ilkesine bağlı ve hukukun üstünlüğünü gözeten bir anlayışla yayın yapmalarını sağlayacak bir şekilde gözden geçirilmesi ve yaptırım mekanizmasının devreye sokulması çağrısında bulundu.

    Taşcı, ''Yayıncıların, kim tarafından kullanıldığına bakılmaksızın ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, ötekileştirici nefret diline yer vermemesi sağlanmalıdır'' dedi.

  14. HDP Eş Genel Başkanlarından Kılıçdaroğlu'na geçmiş olsun ziyareti

    Pazar günü er Yener Kırıkcı'nın Ankara'nın Çubuk ilçesindeki cenaze töreninde Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırının ardından, HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli, CHP liderine geçmiş olsun ziyaretinde bulundu.

  15. Levent Gök, Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıyı anlattı: Organize terör eylemi,

    CHP'li TBMM Başkanvekili Levent Gök, Ankara’nın Çubuk ilçesinde CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırının organize bir terör olayı olduğunu belirterek, TBMM ve tüm siyasi partileri ortak tavır koymaya çağırdı. "Olay, Türkiye’nin güvenliğinden sorumlu bütün kurumların genel müdürlerinin, Milli Savunma Bakanı’nın, Jandarma Komutanı'nın, emniyet müdürlerinin gözü önünde cereyan etmiştir" dedi.

    Kılıçdaroğlu’nun saldırıya uğradığı cenaze törenine katılan ve kendisi de saldırı sırasında darbe alan Levent Gök, olayla ilgili TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Gök, saldırıyı 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta aydınların yakıldığı Madımak olayına benzetti:

  16. Kılıçdaroğlu: Saldırı planlıydı, amaç CHP’yi sokağa dökmekti

    Dün Ankara’nın Çubuk ilçesinde düzenlenen cenaze töreni sırasında saldırıya uğrayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yaşananları ‘bir linç girişimi’ olarak niteledi. Ankara’da CHP Genel Merkezi’nde gazetecilere konuşan Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

  17. İmamoğlu: Çok ilginç sözler duyduk dün, ‘mesajınızı verdiniz’ gibi.... Çok acı, neyin mesajı?

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, belediye binasında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Pazar günü Ankara'nın Çubuk ilçesindeki cenazede CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na yapılan saldırıyla ilgili Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve MHP lideri Devlet Bahçeli'nin açıklamalarını eleştirdi.

    Bahçeli’nin İstanbul seçimleri beka meselesidir” sözleri sorulunca İmamoğlu “hangi gerekçelerle konuştuğunu bilemiyorum Sayın Bahçeli’nin, o yüzden cevap verilecek bir konu değil şu an için. Seçim bitmiştir, sonuç belirlenmiştir, mazbatamızı aldık. YSK’nın, Türkiye demokrasisi açısından tarihi görevini en doğru şekilde yerine getireceğine olan inancım tam. Bizim süreci yönetmemize dair karar vereceğine olan inancım tam” yanıtını verdi.

    Dijital verilen kopyalanmasıyla ilgili yürütmeyu durdurma kararı için ise “Bu konuyla ilgili komplo teorileri üretilmesini üzülerek izliyorum. Bu kurumun en sağlıklı bir şekilde yönetilmesi için güncel tespitlerin, incelemelerin yapılarak sürece devam edilmesi... 31 Aralık, 31 Mart ve görevi aldığımız 17 Nisan... Burada veri kapasitelerini tespit etmek, belediye bünyesinde incelemelerin yapılıp buranın müfettişleri marifetiyle sağlıklı bir şekilde korunmasını sağlamak, bu doğru bir süreçtir. Sorular var İdare Mahkemesi’nden gelen, cevapları yazılacak. Kanun neyse odur, belki de İdare Mahkemesi kendiliğinden süreci kaldıracaktır. Bir yanlış anlaşılma olabilir, eksik ifade olabilir, giderici izahatlerimizi yaparız” dedi.

  18. Mülkiyeliler Birliği: ODTÜ aynı tarihte Ülkü Ocakları etkinliğine onay verdi, “İnek Koşusu” iptal edildi

    Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunları tarafından kurulan Mülkiyeliler Birliği, bu yıl 28 Nisan’da yapılacak olan ‘İnek Koşusu’nun iptal edildiğini duyurdu.

    ODTÜ yerleşkesinde bulunan Eymir Gölü’nde düzenlenmesi planlanan etkinliğin, ODTÜ’nün Ülkü Ocakları’nın aynı tarihte bu yeri kullanması için onay vermesi sonucu iptal edildiği açıklandı.

    Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulu’nun açıklaması:

    Bildiğiniz üzere 28 Nisan 2019 tarihinde Eymir Gölü’nde gelirini burs fonuna aktaracağımız “İnek Koşusu” ile eğlenceli ve dayanışmayı öne çıkaran bir etkinlik düşlemiştik.

    ODTÜ yönetimi ve Türkiye Atletizm Federasyonu nezdinde tüm resmi başvurularını yaptığımız, onaylarını aldığımız, sponsorluk görüşmelerini tamamladığımız etkinliğimizi ne yazık ki iptal etmek zorunda kaldık.

    Bu kararı almamızın nedeni, ODTÜ yönetiminin ilk başvuru tarafımızdan yapılmış olmasına rağmen, “İnek Koşusu” ile aynı tarihte ve aynı saatte Ülkü Ocakları Genel Merkezi tarafından organize edilen bir koşuya onay vermesidir.

    Bu kapsamda ODTÜ yönetimi nezdinde çok sayıda görüşmede bulunarak, etkinliğimizi gerçekleştirebilmenin imkanlarını yaratmaya çalıştık. Ancak kaygılarımızı gidermeye dönük girişimlerimiz sonuçsuz kalmıştır.

    Mülkiyeliler Birliği olarak, koşumuza başvuru yapan herkese teşekkür ederiz. Yapılan ödemeler en kısa süre içerisinde iade edilecektir. Eğlenmeyi ve dayanışmayı ön plana çıkaran benzer etkinliklerde buluşmak dileğiyle….

  19. Ahmet Kural 16 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı, cezası ertelendi

    Oyuncu Ahmet Kural, şarkıcı Sıla Gençoğlu'na karşı hakaret, tehdit ve kasten yaralama suçlarını işlediği iddiasıyla yargılandığı davada,1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı.

    Kural'ın avukatları, karar öncesi reddihakim talebinde bulundu, talebin reddine karar verildi. Bunun üzerine beraatini isteyen Kural, “İkimize de uyuşturucu testi yapılsın." dedi.

    Davanın 2. duruşmasında kararını açıklayan hakim, Kural'a tehdit suçundan 7 ay 15 gün, basit yaralama suçundan 5 ay, hakaret suçundan da 4 ay 5 gün olmak üzere toplamda 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezası verdi; ancak cezanın erteledi.

    Sıla kasım ayında adliyeye giderek, beraberlik yaşadığı Ahmet Kural'dan darp, cebir ve psikolojik şiddet gördüğü gerekçesiyle şikayetçi olmuştu.

    Kararın açıklanmasıın ardından Sıla da bir açıklama yaparak “Yargının adil olduğu kanaatindeyim, adalet beni yüreklendirdi” dedi:

  20. Ömer Çelik: Kılıçdaroğlu'na saldıran Osman Sarıgün'ün partimiz üyesi olduğu görülmüştür

    AKP Sözcüsü Ömer Çelik, twitter hesabından yaptığı bir paylaşımda, Kemal Kılıçdaroğlu'na yapılan saldırının faillerinden olan ve sabah saatlerinde yakalanan Osman Sarıgün'ün AK Parti üyesi olduğunu, kesin ihraç talebiyle il disiplin kuruluna sevkine karar verildiğini duyurdu.