Somalı kadınlar: İnanın hâlâ yaşıyoruz

Kaynak, Rengin Arslan
- Yazan, Rengin Arslan
- Unvan, Soma
Karşımdaki dört kadının yaşları, geçmişleri, halleri birbirinden farklı.
13 Mayıs 2014'te Soma'da 301 madencinin öldüğü facia yaşanmasa belki birbirlerini tanımayacaklar ve hayat onları hiç yan yana getirmeyecekti. Biz soğuk bir Nisan günü birazdan okuyacaklarınızı konuşmayacaktık.
Soma davasının takipçilerinden Sosyal Haklar Derneği'nin Soma'daki merkezinde buluşuyoruz.
Her birinin hikayesi farklı olsa da dertleri ortak. Eşleri, Zeki Gezer, Bayram Erol, Mustafa Kaya ve Mustafa Kocabaş'ın ölümüyle sonuçlanan facianın sorumlularının yargılanması.
Davada tutuklu sanıkların, yapılan ilk duruşmaya can güvenlikleri gerekçe gösterilerek getirilmemesine tepkililer.
Öfkeli ve güçlü kadınlar onlar.
Güçlüler çünkü, eşlerinin ölümünün yarattığı travmayla mücadele ederken aynı zamanda çocuklarını büyütüyor, ailelerinin sorumluluğunu tek başlarına yükleniyor ve aynı zamanda hukuki mücadelenin takipçisi oluyorlar.
"Bizimkiler öldü, geride kalanlar bile kurtulamadı"

Kaynak, l
Pınar Gezer'in Ege Üniversitesi'nde okuyan bir oğlu var. Diğer oğlu ise devletin her aileden bir kişinin işe alınmasını öngören uygulamasıyla bir işe yerleşebilmiş.
Selda Erol, "Cehennemi yaşadık, hâlâ yaşıyoruz" diye yanıtlıyor ilk sorumu. Ona 13 Mayıs günü ne oldu diye sormuştum. Önce kendi dertlerini değil, çalışan madencilerin sıkıntılarını anlatıyor: "Bizimkiler öldü, geride kalanlar bile kurtulamadı. Ama devlet dur demiyor. Sadece biz değil, bizden sonrakiler aynı sorunlarla karşı karşıya."
13 Mayıs'ın öncesini sorduğumda ise sesi canlanıyor. "Mutluydum o zaman" derken, o günlerin güzel zamanlardan birinin sesi kulağınıza çalınıyor kısa bir süreliğine. Şöyle devam ediyor sonra:
"Huzurluydum, derdim yoktu. Ama şimdi her gün baş ağrısıyla kalkıyorum, uyuyamıyorum, çocuklarım her gün babasının fotoğrafıyla geziyor sabah akşam. Her hafta babalarının mezarına gidiyoruz."
Kızı dokuz yaşında henüz. Onun sözlerini aktarıyor: "Kızım, 'Büyüyünce babamın intikamını herkesten soracağım' diyor. O kinle büyüyorlar."
"Daha canlar yanacak önlemler alınmadığı sürece"
Naciye Kaya ise Soma'ya Söke'den gelmiş.
Ağabeyini 2007 yılında Söke'deki maden göçüğünde kaybetmiş. "Eşim çıkarmıştı onu" diyor. Bu kazadan bir süre sonra buraya gelmişler. Önce oradan başlıyor anlatmaya:
''Madencinin fıtratında var dediler. Bir kişi ölse dersin ki kaza oldu öldü. Benim daha önce Soma'dan önce madende Söke'de abim öldü. Hala şirket sahibi serbest. Hiçbir ceza alan yok. Yedi sekiz yılı oldu. 750 lira ile geçinmeye çalışıyor yengem iki çocuğuyla."

Hepsinin bir başka ortak acısı daha var. Soma'da geçen yıl Eylül ayında hayatını kaybeden Madenci Metin Keskin. Naciye Kaya, onun öldüğü gün hastanede olduğunu ve duyduğu bir şeyi unutamadığını söylüyor:
"Orada güvenlik görevlisi, 'Ölen bir kişi telaş yapmayın' dedi. Ben de oradaydım. Ölen bir kişi, dedi. Bunun biri de bir, bini de bir. Can gitti sonuçta. Evi barkı çocukları dağıldı."
Madencinin dostu fareler
Nursel Kocabaş da geride kalan işçileri düşünüyor, önlem alınmazsa kazaların devam edeceğinden kaygılı:
"Ben aslında nefret ediyorum, Soma Kömürleri'ni görmekten, burada bir an oturuyorsun bir yerde. Sağa dön 'Soma Kömürleri' yazısı, solunda kamyonu. İşe giden işçileri görüyorsun. Bunlar nasıl acı veriyor. İçimiz kıyılıyor. Bizim canımız yandı, daha canlar yanacak önlemler alınmadığı sürece."
Eşi Mustafa Kocabaş, madenden en son çıkarılan işçi. Dokuz yaşında bir çocuğu var onun da. Söylemesi bir saniye, etkisi uzun süre havada asılı kalacak bir cümle dökülüyor dudaklarından: "İnanın hâlâ yaşıyoruz!"
Konuşurken kimse gözyaşlarını tutamıyor. Fakat sonunda konuşma farelerle madencilerin dostluğuna geliyor.

Kaynak, bbc
Eski günlerini, eşleriyle muhabbetlerini hatırlayıp biraz acı da olsa gülümsüyorlar. Farelerin madencilerin azığını ekmeğini nasıl yediğini anlatıyorlar.
Selda Erol ekliyor: "Bizim eşlerimizin hayat güvencesi farelerdi. Sevinirlerdi fareleri görünce. 'Sen korkuyorsun, bizim hayat garantimiz' derlerdi."
Kocabaş ise "İşten çıkınca benim işyerime uğramazsa anlardım ki, o gün ekmeğini fare yemiş, yemek yemek için çıkmış hemen eve gitmiş."
Onlar Soma'nın kadınlarının bir yüzü. Diğerinde ise, Yüz bin nüfuslu ilçenin binlerce çalışan veya işsiz madenci ailesinin kadınları var.
Onların eşleri ya kazadan sağ kurtulmuş, ya işsiz ya da bir yerde çalışıyor. Bu kadınları bir araya getiren ise üretim.
ABD'deki Anatolian Artisans'ın girişimiyle küçük bir tasarım atölyesi kurulmuş.
Kadınlar burada iki Amerikalı tasarımcı kadının da desteğiyle çantalar, kolyeler yapıyor. Ama hepsi el işi göz nuru oyayla ince ince işleniyor.
Kimi iğne oyası, kimi tığ oyası yapıyor. Kimi de bir eşeğin kulaklarını dikiyor!
"Bazen bir gülmeye başlıyoruz ki bitmiyor"

Kaynak, Rengin Arslan
Çalıştıkları, ürettikleri mekana girdiğiniz anda enerjileri sizi de sarıp sarmalıyor. Sanki çok uzun zamandır tanıdıkları bir dostları kapıdan içeri girmiş gibi, çok sesli, güler yüzlü, sıcacık bir hoş geldin ile karşılıyorlar beni.
Ortak bir sohbet koyulaşıyor ilk masada. "Bize verdikleri, çantalara kolyelere motifler yapıyoruz. Boncuklar yapıyoruz" diyor biri.
Diğeri, "Herkesin eşi madenci ama işsiz olanlar da var. Torbalama yapıyordu. Üretim olmayınca Eylül ayından beri işsiz. İnşallah bu iş hayırlara vesile olacak" diyor.
Bir başkası "Buraya geldikten sonra bakış açımız değişti. Bazen bir gülmeye başlıyoruz ki bitmiyor. Evdekiler de daha neşelendin diyorlar. Terapi gibi geliyorlar bize" diye anlatıyor yaşadığı değişimi.
Kimi burada yaptıklarının satılmasıyla çocuğunu okutmayı istiyor, kimi madene mahkum bir aile ekonomisinden kurtulmayı.
Eşi Soma'daki faciada, madenden 10 saat sonra çıkmış.
Bunu söylerken gözleri doluyor, söylemese de o 10 saat içinde yaşadıklarını yeniden yeniden yaşadığını anlıyorum karşımda oturduğu bu birkaç dakika içinde. Sonra tekrar canlanıyor. Elindeki işe sarılıyor.
Bu projenin koordinatörü ve aynı zamanda Anatolian Artisans'ın kurucu başkanı Yıldız Yağcı, yaptıkları bu küçük çantaların, oyuncak eşeklerin, iğne oyasından kolyelerin kurumun yazın düzenleyeceği kermeste görücüye çıkacağını ve yanı zamanda New York Hediye Fuarı'nda sergileneceğini söylüyor.
Bundan sonra siparişler toplanacak ve kadınlar üretmeye devam edecek. Olmasını istedikleri bu.
Arkamda onların her şeye rağmen gülen yüzlerini ve yaşama inatlarını bırakıp çıkıyorum. Soma'nın üzerine çöken bulut biraz olsun dağılıyor.
Eşlerinin davalarının arkasından koşan kadınlar bir yanda; üreten, yılmayan ve birlikte başarmak için kolları sıvayan kadınlar öbür yanda. Sonunda anladığım şu ki, Soma'nın dirençli kadınları yaşamaktan vazgeçmiyor.








