
İstanbul'da 34 tutuklu sanığın tümünün açlık grevinde olduğu, toplam 44 medya çalışanı hakkındaki davanın 2. duruşmasında hakimin açlık grevleri ile ilgili söz vermek istememesi üzerine sanıklar, avukatlar ve dinleyiciler salonu terketti.
"KCK Basın" adıyla bilinen davada, Kürt siyasi hareketine yakın görülen medya kuruluşlarına geçen yıl sonunda yapılan baskınlarda gözaltına alınan ve 34'ü tutuklanan 44 medya çalışanı yargılanıyor.
Günün önemli bölümü iki TRT spikeri tarafından iddianamenin dönüşümlü olarak boş salona okunmasıyla geçti.
Duruşmaya yarın sabah iddianamenin 182. sayfasından itibaren devam etmek üzere ara verildi.
Duruşma, sanıkların kimlik tespitine "Ez li vir im" yani Kürtçe "Burada" diye yanıt vermesiyle başladı.
Sanıklara, cezaevlerinde devam eden açlık grevleriyle ilgili söz verilmemesi üzerine yaşanan gerginlikte sanıklar, sanık avukatları ve izleyiciler salondan çıkınca , iddianame boş salona okunmaya devam edildi.
Avukatlar adına konuşan Ercan Kanar, "Sanık yok, avukat yok, halk yok, duvarlara iddianame okunuyor" dedi.
Halsizdiler
20 Aralık 2011 tarihinde başlatılan operasyonlar sonucu açılan davaya Silivri'de İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nde bakılıyor.
Duruşmada, farklı tarihlerde 12 Eylül tarihinde cezaevlerindeki açlık grevlerine katılan tutuklu gazetecilerin tamamı ile tutuksuz sanıklar ve avukatları hazır bulundu.
Açlık grevindeki tutuklu sanıkların çok zayıf ve bitkin göründüğü, avukatlar tarafından getirilen şekerli su, tuz ve meyve sularının sanıklara iletilmesine izin verilmediği bildirildi.
İlk anlaşmazlık hakimle avukatlar arasında yaşandı.
Avukatlar bölümünde gözlemci olarak oturan iki kıdemli hukukçu, Turgut Kazan ve Orhan Birgit izleyici bölümüne gönderilmek istendi. Mahkeme Başkanı gözlemcileri yerinden kaldırmak için askerleri çağıracağını söyledi.
Bunun üzerine Kazan ve Birgit, "Kaç asker göndereceksiniz?" diye tepki gösterdi.
3 dilde yoklama verdiler
Ardından kimlik tespitlerine geçildi. Gazetecilerin çoğu kimlik tespitine Kürtçe "Ez li vir im" diye cevap verdi. Tutuksuz yargılanan gazetecilerden Evrim Kepenek Hemşince, Murat Eroğlu ise Zazaca yanıt verdiler.
Kimlik tespiti sırasında Mahkeme Başkanı, sanıklardan adres bilgileri istedi. Gazeteciler adres bilgilerini de Kürtçe verdi.
Fatma Koçak, Nilgün Yıldız, Semiha Alankuş, Mahkeme Başkanı'nın sorusuna "Bersiv nadim. Ez verger dixwazim" (Cevap vermiyorum. Tercüman istiyorum) diyerek, yanıt verdi. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı "anlayamadım" diyerek, gazetecileri yerine oturttu.
Bu arada, duruşma başlarken, tutuklu bulunduğu Kandıra Cezaevi'nde evlenen ve halen tutuklu olan gazeteci İsmail Yıldız'ın eşi, duruşmayı 6 aylık ''Zerya Zin'' adlı bebeğiyle birlikte izledi.
Açlık grevleri hakkında söz talebi
Kimlik tespitlerinin ardından DİHA Ankara Temsilcisi Kenan Kırkaya, cezaevlerinde süren açlık grevleriyle ilgili konuşmak için söz aldı. Mahkeme Başkanı Ali Alçık, açlık grevlerinin davanın konusu olmadığını belirterek, söz vermeyeceğini kaydetti.
Kırkaya, bu davada yargılanan herkesin anadilde savunma, anadilde eğitim ve PKK lideri Abdullah Öcalan'a uygulanan tecritin kaldırılması talebiyle açlık grevine başladığı söyledi. Arkadaşlarının ölüm sınırında olduğunu söyleyen Kırkaya'nın konuşmasına Mahkeme Başkanı müdahale etti.
Bunun üzerine Kırkaya, "Siz bizi dinlemeyecek misiniz? İnsanlar ölüm sınırına geldi" diye tepki gösterdi.
Avukat Gülizar Tuncer de yerinden ayağa kalkarak, "Söz vermek zorundasınız böyle bir şey olamaz" diye, mahkeme başkanına tepki gösterdi.
Mahkeme Başkanı, Kırkaya'nın zorla dışarı çıkarılmasını istedi.
Bunun üzerine tüm gazeteciler alkışlarla mahkemeyi protesto ederek, salondan çıktı.
Duruşmaya 15 dakika ara verildi.
'Türkiye'nin en trajik açlık grevi'
Aradan sonra sanık avukatları adına söz isteyen Ercan Kanar yargı otoritesinin inzibati tedbirlerle değil, dürüst, hakkaniyetli ve adil bir yargılamayla sağlanacağını belirterek, şöyle konuştu:
''Siz yargı olarak başka bir gezegende yaşamıyorsunuz. Türkiye'nin en trajik açlık grevi eylemi yapılıyor, ölüm sınırına gelindi, hala çözüm getirilmiyor. Kendileri de açlık grevinde olan müvekkillerimizin 2-3 dakika söz alıp bunun altını çizmelerine bile tahammül edemiyorsunuz. Sürekli askerin baskısını üzerimizde hissettirerek yargılama yapmak istiyorsunuz. Sıkıyönetim mahkemelerinde bile çok az rastlanmıştır buna. Burası kışla değil, yargıçlar komutan değil. Avukatsız, sanıksız yargılama olmaz, halk olmadan aleniyet olmaz. Savunmanın haklarını size asla çiğnetmeyeceğiz. 12 Eylül faşizmi bile bizi susturamadı.''
Hükümetin açlık grevine kayıtsız kaldığı ve çözüm yolunda adım atmadığını kaydeden Kanar, tahammülsüzlükle nitelendirdiği mahkemeyi protesto amacıyla, duruşmayı bir defalığına terk edeceklerini ifade etti.
Kanar'ın bu açıklamalarına karşılık Mahkeme Heyeti Başkanı Ali Alçık da, ''Burası protesto makamı değil, yargılama makamı'' şeklinde konuştu.
Daha sonra tutuksuz sanık Çağdaş Ulus'un avukatı Hüseyin Ersöz haricindeki bütün sanık avukatları duruşma salonundan ayrıldı. İçinde milletvekillerinin olduğu Avrupalı heyet de salonda kaldı.
Sanıkların, biri hariç sanık avukatlarının ve izleyicilerin bulunmadığı duruşma salonunda, 2 TRT spikeri tarafından 13. sayfadan itibaren iddianamenin okunmasına geçildi.
'Duvarlara iddianame okunuyor'
Aldıkları karar gereği duruşmayı terk ederek salondan ayrılan avukatlar adına, mahkeme binasının önünde bir basın açıklaması yapıldı.
Avukatlar adına konuşan Ercan Kanar, duruşma salonunda yaşananları trajikomik olarak niteledi, ''Sanık yok, avukat yok, halk yok, duvarlara iddianame okunuyor. Terörle Mücadele Şubesi'nde miyiz, yargı salonunda mıyız'' dedi.
Avukat Züleyha Gülüm ise, ''Mahkemenin, 'açlık grevleriyle bu davanın ilgisi yok' demesi gerçekçi değil Müvekkillerimizin tamamı açlık grevindeler. Anadilde savunma yapabilmek taleplerinden biri. Mahkemenin bu tavrı kabul edilemez'' dedi.
Avukatlar arasında bulunan BDP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan da, ''Şimdi de bu tiyatro, seyircisiz, avukatsız, sanıksız oynanmaya devam ediyor. Kenan Kırkaya, açlık grevleriyle ilgili kısa bir açıklama yapacaktı, izin verilmedi. Bugün yaşanan hukuksuzluk bir kez daha gösterdi ki Türkiye bir hukuk devleti değildir'' diye konuştu.
Duruşma yarın sabah iddianamenin, 182. sayfadan itibaren okunmasıyla devam edecek. İddianamenin tamamı 800 sayfadan oluşuyor.

