NASA'dan Kim Kardashian'a komplo teorisi yanıtı: 'Ay'a defalarca gittik'

Kim Kardashian

Kaynak, Raymond Hall/GC Images

Fotoğraf altı yazısı, Kim Kardashian
    • Yazan, BBC News Türkçe
    • Unvan, Londra
  • Okuma süresi: 3 dk

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), Kim Kardashian'ın 1969'da Ay'a inilmesinin sahte olduğu iddiasına hızlı ve net bir yanıt verdi:

"Evet, daha önce Ay'a gittik... Altı kez!"

Sürekli boşa çıkartılmasına karşın, insanların Ay'a gerçekten inip inmediğiyle ilgili komplo teorileri 50 yıldan uzun süredir devam ediyor.

Kardashian kendi hayatına tanıklık eden The Kardashians programında bir arkadaşına Ay'a inişin "gerçekleşmediğini" söyledi.

Kardashian daha sonra "Hep komplo teorilerine odaklanırım" dedi ve Ay'a seyahatin sahte olduğunu düşündüğünü ifade etti.

Yayının ardından NASA yöneticisi Sean Duffy sosyal medyada Kardashian'ı etiketleyerek Ay'a defalarca gidildiğini vurguladı.

Duffy, Artemis keşif programıyla tekrar Ay'a gideceklerini ekledi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın liderliğini öven Duffy "Son uzay yarışını kazandık ve bunu da kazanacağız" dedi.

Duffy ayrıca Kardashian'ı Artemis misyonunun fırlatmasını izlemek için Kennedy Uzay Merkezi'ne davet etti.

ABD bayrağıyla Ay'da bir astronot
Fotoğraf altı yazısı, NASA ve bilim insanları ABD'nin Ay'a hiç gitmediği iddiasını defalarca yalanladı.

Komplo teorilerini neden seviyoruz?

Peki bazı insanlar neden Ay'a inişin sahte olduğuna inanıyor?

Bu, pareidolia adı verilen bir fenomenden kaynaklanıyor. Yani insan beyninin rastgele bir görüntü, ses veya bilgi arasındaki örüntüleri deşifre etme ihtiyacından.

Beynimiz rastgele olayları yorumlamak ve bunlar arasında bir bağ bulmak için programlanmış.

Mesela karlar eridiğinde baharın geldiği sonucuna varıyoruz ya da bölgemizde aniden ortaya çıkan rakip bir kabileyi hemen fark ediyoruz.

Bu, dünyayı anlamamıza yardımcı oluyor ve bizi ani, bilinmeyen tehditlerden koruyor.

Ancak bazen bir dizi bağlantısız olaydan ziyade her şeyi açıklayan bir komplo teorisi bu bağları kurmayı kolaylaştırıyor.

bir arazide yer alan "UFO bölgesi" tabelası.
Fotoğraf altı yazısı, Bazı komplo teorisyenleri ABD'deki yasaklı 51. bölgede uzaylılar bulunduğuna inanıyor.

Kaygı verici dönemlerde yaşıyoruz.

İnternetin gelişimi ile sürekli bilgi bombardımanı altındayız.

Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi insanların hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu unsurları sıralar.

Buna göre gıda ve barınmadan sonra en önemli ihtiyacımız güvenlik.

Ve güvenlik hissimizi en çok bilinmezlik tehdit eder.

Görünmeyen bir grup insanın belirli, kötü bir amaç için kötü şeyler yaptığını düşünmek ise "bunlar sadece rastgele olaylar" düşüncesinden daha rahatlatıcıdır.

Topluluk olma ihtiyacı

İnsanoğlu daima gruplar, kabileler, topluluklar içinde yaşadı.

Bu yüzden kitap kulüplerine, futbol takımlarına veya benzeri gruplara katılmak bize iyi geliyor.

Belirli bir şeye inanan bir grubun parçası olmak, topluluk ve aidiyet duygusu sağlıyor.

Bu, hiyerarşi kurma konusundaki psikolojik ihtiyacımızı da karşılıyor.

Ne kadar tuhaf ve mantıksız olursa olsun, aynı inançlara sahip olanlara yönelmek, özel bir kulübün parçası olduğumuzu hissetmemize yardımcı oluyor.

Bu da komplo teorilerine inanmamızı kolaylaştırıyor.

Çünkü köpeklerin yüzyıllardır konuşma yeteneğine sahip olduğunu ve Masonların bunu gizlediğini "ortaya çıkaran" grup üyesi olarak saygı ve takdir kazanmak mümkün.

Niyet önyargısı nedir?

Psikolog Dr. Rob Brotherton, Suspicious Minds adlı kitabında "niyet önyargısı" kavramını ele alıyor.

Çocukken çevremizdeki her şeyin bir nedeni olduğunu varsayarız.

Babanızın çekiçle parmağına vurursa çocuk beyni bunu kasten yaptığını söyler, çünkü o bir yetişkindir.

Henüz olayların tesadüf veya şans eseri gerçekleştiği kavramını anlayamamışızdır.

Tabii ki büyüdükçe bazı şeylerin kasıtlı olarak gerçekleşmediğini öğreniriz.

Ama beynimize aşırı bilgi yüklemesi nedeniyle dikkatimiz dağılmışsa, birkaç kadeh şarap içmişsek her eylemin arkasında bir niyet olduğuna inanmaya başlayabiliriz.