ABD ve İsrail İran'a neden şimdi saldırdı, bundan sonra ne olabilir?

Kaynak, Majid Saeedi/Getty Images
- Yazan, Jeremy Bowen
- Unvan, BBC Dış Haber Editörü
- Okuma süresi 4 dk
ABD ve İsrail'in İran'la yeni bir savaşa girmesi, öngörülemez sonuçlara sahip tehlikeli bir karar. İsrail saldırısını haklı gösterebilmek için "önleyici saldırı" ifadesini kullandı.
Oysa "önleyici saldırı" kavramı ortada çok yakın vadeli mutlak bir tehdit olmasını gerektirir ve böylesi bir tehdide dair hiçbir kanıt yok.
Aksine, bu tercih edilmiş bir savaş.
İsrail ve ABD, İran'daki İslami rejimin zayıfladığını hesaplıyor: Ciddi bir ekonomik krizin yanı sıra sene başındaki kitlesel protestoları vahşi bir şekilde bastırmanın sonuçlarıyla boğuşuyor. Ülkenin savunması da geçen yaz gerçekleşen savaşta gördüğü zararı gideremedi.
Bu nedenle ABD ve İsrail mevcut durumun kaçırılmaması gereken bir fırsat sunduğuna karar kıldı.
Bu karar, zayıflamış uluslararası hukuk sistemine bir darbe daha indirdi.
ABD Başkanı Donald Trump da, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da İran'ın ülkelerine tehdit teşkil ettiğini söyledi.
Trump daha da ileri giderek İran'ın "küresel bir tehdit" olduğunu söyledi.
İslami rejimle düşman oldukları bariz olsa da, ABD ve İsrail ile İran arasındaki büyük güç farkı nedeniyle, bu saldırıları yasal açıdan öz savunmayla nasıl gerekçelendirebileceklerini kestirmek zor.
Savaş siyasi bir eylemdir. Bir kere başlattıktan sonra silahlı çatışmaları kontrol etmek zordur. Liderlerin net hedeflere ihtiyacı vardır.
Binyamin Netanyahu on yıllardır İsrail'i en tehlikeli düşmanı olarak görüyor. Onun için bu aynı zamanda Tahran'daki rejime ve İran'ın askeri kapasitesine olabildiğince zarar vermek için bir fırsat.
İsrail'de bu yıl bir genel seçim de düzenlenecek ve Netenyahu Hamas'la iki yıl süren savaşının ardından, İsrail'in savaşta olduğu zamanlarda siyasi pozisyonunun güçlendiğine inanıyor.
Donald Trump'ın hedefleri ise, karakteristik bir şekilde değişti. Ocak ayında İran'daki protestoculara "yardım yolda" demişti. Fakat o sırada ABD donanmasının büyük bir kısmı Venezuela lideri Maduro'yu ABD'ye götürmekle meşguldü o yüzden elinde pek bir askeri seçeneği yoktu.
ABD'nin geçen yaz İran'ı bombalamasının ardından Trump, Tahran'ın nükleer programının "tamamen yok edildiğini" söylese de İran'ın nükleer hedeflerinin tehlikelerinden bahsetmeye devam etti ve ABD bölgeye iki uçak gemisi filosu gönderdi.
İran ise nükleer silah geliştirmek istediğine dair iddiaları her zaman reddetti. Ama öte yandan uranyumu, hiçbir sivil kullanımla ilişkilendirilemeyecek bir seviyeye kadar zenginleştirdi.
En azından nükleer silah geliştirme seçeneğinin açık kalmasını istiyor gibi gözüküyorlar.
İsrail ve ABD ise İran'ın bunu yapmak üzere olduğuna dair hiçbir kanıt sunmadı.
Trump yayınladığı videoda "özgürlük vaktinin geldiğini" söyledi.
Netanyahu da benzer bir mesaj paylaşarak bu savaşın İran halkına rejimi devirme imkanı tanıyacağını söyledi.
Fakat bu kesin olmaktan çok uzak.
Hiçbir rejim havadan devrilmedi
Bugüne kadar hava saldırılarıyla devrilen hiçbir rejim olmadı.
2003'te Irak'ta Saddam Hüseyin ABD önderliğindeki dev bir işgal gücü sayesinde devrilmişti.
2011'de Libya'da Muammer Kaddafi, NATO ülkelerinin hava kuvvetlerinin desteklediği silahlı isyancılar tarafından devrilmişti.
İki örnekte de devlet çöktü, iç savaş çıktı ve binlerce kişi hayatını kaybetti.
Libya günümüzde hâlâ bölünmüş bir halde. Irak ise işgal ve ardından dökülen kanların yaralarını sarmaya çalışıyor.
İran, sadece hava saldırılarıyla devrilen ilk rejim olarak tarihe geçse bile İslami rejimin yerine liberal bir demokrasi kurulmayacaktır.

Kaynak, Getty Images
Ülke dışında görevi devralmaya hazır bir sürgün hükümeti de bulunmuyor.
İran'daki rejim neredeyse yarım yüzyıldır ideoloji, yolsuzluk ve ihtiyaç halinde acımasızca şiddet kullanan karmaşık bir siyasi sistem yarattı.
Ocak ayındaki eylemlerde, protestocuları öldürmeye hazır olduğunu bir kere daha gösterdi.
Kontrolündeki güvenlik güçleri, sokağa çıkıp sisteme itiraz eden kendi vatandaşlarına ateş açma ve onları öldürme emirlerine itaat ediyor.
Belki de ABD ve İsrail, ülkenin ruhani lideri Ayetullah Ali Hamaney'i öldürmek istiyordur. İsrail bir strateji olarak infazın gücüne inanıyor. Son iki yılda Gazze'de Hamas'ın, Lübnan'da da Hizbullah'ın liderlerini öldürdü.
Ama İran'daki İslami rejim çok farklı. Silahlı bir hareketi değil bir devleti kontrol ediyor.
Tek bir adama bağlı değil. Ruhani lider öldürülürse, yerine muhtemelen Devrim Muhafızları'nın desteklediği başka bir din adamı geçecektir.
Devrim Muhafızları da İran ordusundan bağımsız olarak, sadece rejime karşı tehditlere odaklanıyor.
Trump onlara silah bırakmaları takdirde affedileceklerini, aksi takdirde kesinlikle öldürüleceklerini söyledi.
Ama böyle bir teklifle Devrim Muhafızları'nın aklını çelmesi çok düşük bir olasılık. İslam Cumhuriyeti'nin ideolojisi ve Şiilikte şehitlik yüce bir kavram.
Trump hayata da siyasete de ticaret gözüyle bakıyor. Fakat söz konusu İran olunca ideoloji ve inancın gücünü de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Ve bunlar, ölçülmesi çok zor şeyler.
Yılbaşından bu yana bu kriz büyürken ve ABD armadasını bölgeye gönderirken Tahran'daki siyasi liderlerin savaşı kaçınılmaz olarak gördüklerine dair işaretler vardı.
Müzakerelere dahil oldular fakat geçen yaz müzakereler sürerken İsrail ve ABD'nin saldırı düzenlediğinin bilincindelerdi.
ABD'ye de İsrail'e de güvenmiyorlar. Trump ilk döneminde, Obama yönetiminin dış politikadaki en büyük başarısı olarak görülen İran'la nükleer anlaşmadan çekilmişti.
İran'ın bugün benzer bir anlaşmayı, en azından zaman kazanmak için kabul edebileceğine dair işaretler var.
Fakat ABD bu sefer İran'ın füze programına ve bölgede müttefiki olan örgütlere verdiği desteğe net sınırlamalar getirmek istiyor gibi gözüküyor.
Fakat İran için bunlar kabul edilemez kapitülasyonlar. Füzeler ve müttefiklerden vazgeçmek rejimin liderlerinin gözünde, rejim değişikliği tehlikesini daha da büyütecek bir adım olurdu.
İran'ın liderleri şimdi bu savaşı nasıl sürdüreceklerini, nasıl hayatta kalacaklarını ve sonuçlarını nasıl yöneteceklerini düşünecek.
Suudi Arabistan liderliğindeki komşuları ise bugün yaşananların olası sonuçlarını ve beraberinde getirdiği büyük bilinmezliği endişeyle takip edecek.
Orta Doğu'nun sorun ihraç etme kapasitesini göz önünde bulundurunca yeniden ve yoğunlaşarak başlayan bu savaş, halihazırda şiddetli, tehlikeli ve çalkantılı bölgede ve dünyada istikrarsızlığı derinleştiriyor.









