Savaşta büyüyen çocuklar: 'Hiç kimsenin gözlerinde bu kadar mesafeli bir bakış görmedim'

Siyah beyaz bir resimde, yerde oturmuş ve yukarıya bakan küçük çocuklar görülüyor; çocuklardan birinin yüzüne kalemle sakal ve bıyık çizilmiş.
    • Yazan, Fergal Keane
    • Unvan, BBC Muhabiri
  • Okuma süresi: 11 dk

Uyarı: Bu yazıda, savaş bölgelerindeki çocuklar üzerindeki çatışmaların etkisine dair ayrıntılar ve bazı okuyucuların rahatsız edici bulabileceği yaralanma tasvirleri bulunuyor.

Abdülrahman'ın ilk olarak babası öldürüldü.

Ailenin evi İsrail'in hava saldırısına uğradı.

Çocuğun annesi 29 yaşındaki Esma el-Naşhaş "onu dışarı çıkardıklarında parçalara ayrılmıştı" diye hatırlıyor.

Ardından 16 Temmuz 2024'te Gazze'nin merkezindeki Nuseyrat'ta bulunan okula bir hava saldırısı düzenlendi.

11 yaşındaki Abdülrahman ağır yaralandı.

Doktorlar bacağını kesmek zorunda kaldılar.

Zihinsel durumu kötüleşmeye başladı.

Esma "Saçlarını yolmaya ve kendine sertçe vurmaya başladı" diyor.

"Arkadaşları oynayıp koşuştururken o tek başına oturuyordu. Depresyondaki biri gibiydi."

Mayıs 2025'te Ürdün'deki bir hastanede Abdülrahman'la karşılaştığımda, içine kapanık ve temkinliydi.

Onlarca çocuk tedavi için Gazze'den Ürdün'e götürülmüştü.

Bana "Gazze'ye geri döneceğiz" dedi.

"Orada öleceğiz."

Abdülrahman, çatışmalar üzerine neredeyse kırk yıldır yaptığım habercilik sırasında karşılaştığım binlerce travma geçirmiş çocuktan biri.

Bazı yüzler hafızama kazınmış durumda.

Bazılarıyla sanki daha dün tanışmış gibiydim.

Günümüzde çocuklara uygulanan dehşetin derinliğini yansıtıyorlar.

28 Şubat 2024'te Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta, çocuklar tahrip olmuş bir arabanın içinde oturuyor.

Kaynak, AFP / Getty Images

8 Temmuz 2024'te Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta çocuklar, yıkılmış binaların bulunduğu bir sokakta köpekleriyle birlikte yürüyorlar.

Kaynak, AFP / Getty Images

Gazze Şeridi'nde elinde yetişkin ayakkabıları tutan Filistinli bir çocuk.

Kaynak, AFP / Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Gazze'de yüz binlerce çocuk iki yıldan uzun süren bir savaş yaşadı.

İlki,1980'lerin ortalarında Eritre'deki bir tepedeydi.

Adonai Mikael, Etiyopya'nın napalm saldırısının çocuk kurbanlarından biriydi ve rüzgarın tozları yaralarına savurmasıyla acı içinde ağlıyordu.

Çığlıkları, gözlerindeki saf ıstırap beni, tedavi edildiği çadırdan kaçmaya zorladı.

Birkaç yıl sonra Belfast'ta, IRA tarafından havaya uçurulan babasının tabutunun peşinden yürüyen bir çocuğu hatırlıyorum.

Daha önce hiç kimsenin gözlerinde bu kadar mesafeli bir bakış görmemiştim.

Sierra Leone'deki iç savaş sırasında, sarhoş bir milis tarafından elleri kesilen bir kız çocuğu vardı.

Soweto'dan, kapılarının önünde bir cinayet kurbanının kanını silen annesine yardım eden bir çocuğun görüntüsü ve Ruanda'da, diğer çocukların ona neden "el bombası" dediğini sorduğumda yıkılan bir çocuk. Pişmanlığını her zaman yaşayacağım bir duyarsızlık anı.

Anne ve babasının öldüğü bir patlamada yaralanmıştı.

Rakamlar krizin ne kadar büyük boyutlarda olduğunu gözler önüne seriyor.

Oslo Barış Araştırma Enstitüsü'nün çatışma kayıtlarını nüfus verileriyle birleştirerek yaptığı analize göre, 2024'te 520 milyon çocuk çatışma bölgelerinde yaşıyordu. Bu da dünya genelindeki her beş çocuktan biri anlamına geliyor.

Eski çocuk askerler hakkındaki "Shadows into Light" kitabının yazarı Profesör Theresa Betancourt, bunu "İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşanan en büyük insani felaket" diye nitelendiriyor.

Travmanın etkisinin uzun yıllar boyunca devam ettiği uyarısında bulunuyor.

"Küçük çocuklarda gelişmekte olan beyin yapısını etkileyebilir ve öğrenme, davranış, hem fiziksel hem de zihinsel sağlık açısından yaşam boyu sürecek sorunlara yol açabilir."

Ancak savaşın çocukların zihni üzerindeki etkisine dair çokça araştırma olduğu göz önüne alınırsa, bu konuda ne yapılabilir?

Bu soru, milyonlarca çocuğu etkileyen çok sayıda küresel çatışmanın yaşandığı günümüzde hiç bu kadar anlamlı olmamıştı.

Ekim ayında Darfur'daki El-Faşer'de annelerinin ve kız kardeşlerinin milisler tarafından tecavüze uğradığını gören Sudanlı çocuklardan, 7 Ekim 2023'te Hamas tarafından İsrail'den kaçırılan ve birçoğu ailelerinin ve komşularının katledilmesine tanık olan gençlere, Şubat 2022'de Rus birlikleri tarafından katledilenler arasında anne ve babaları bulunan Ukrayna'nın Buça kentindeki çocuklara ve Gazze'de iki yıldan fazla süren savaşa katlanan Abdülrahman gibi yüz binlerce çocuğa kadar.

Yemek yardımı için kuyrukta bekleyen Sudanlılar.

Kaynak, AFP / Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Yemek yardımı için kuyrukta bekleyen Sudanlılar
Sudan-Çad sınırına yakın bir geçici kampta Sudanlı mültecilere yiyecek veriliyor.

Kaynak, Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, 2025'teki Sudanlı mülteciler

Kişisel bir durumu açıklamam gerek.

Hem çocukluğumda parçalanmış bir ailede büyüdüğüm hem de yetişkinliğimde savaş ve soykırıma tanık olduğum için travma sonrası stres bozukluğu yaşadım.

Çocukken savaş deneyimi yaşamakla kıyaslanamaz olsa da, belirtilerini çok iyi biliyorum. Aşırı kaygı, sürekli tetikte olma hali, kötü anıların zihinde belirmesi, kabuslar ve depresyon.

Belirtiler, birkaç kez hastaneye yatmamı gerektirecek kadar şiddetliydi.

Kişisel deneyimlerim, çocukların nasıl tepki verdiğine ve nasıl tedavi edildiklerine dair yoğun bir merak duymama neden oldu.

Surrey Üniversitesi'nden psikoloji profesörü Michael Pluess "Farklı çalışmalarda elde edilen kanıtlar, savaş ve yerinden edilmeye maruz kalmanın ruh sağlığı sorunları riskini artırdığını oldukça sağlam bir şekilde gösteriyor" diyor.

Suriye'deki savaş mültecilerinin çocukları üzerine uzun süreli araştırmalar yürüten Pluessw, varsayımlarda bulunmaya karşı uyarıyor.

"Çocukların tepki verme biçimlerinin farklılık gösterdiğini kabul etmek önemli" diyor.

Sonucu etkileyebilecek çeşitli faktörler var.

Çocuk travmatik olaylara ne kadar süre maruz kaldı?

Fiziksel olarak yaralandı mı?

Hayatlarındaki önemli birini kaybettiler mi ya da birinin öldürüldüğüne veya yaralandığına mı şahit oldular?

Olayın ardından fiziksel güvenlikleri sağlandı mı ve duygusal destek aldılar mı?

Bosna-Hersek'ten, tamamı savaşa maruz kalmış ve yaşları dokuz ila 14 arasında değişen 2.976 çocuktan oluşan bir grupta yüksek düzeyde travma sonrası stres bozukluğu ve yas belirtileri tespit edildi.

Çocuklara ait bacak protezlerinin siyah beyaz bir görüntüsü.

Kaynak, Getty Images

Kışın kızakla çekilen küçük bir çocuk.

Kaynak, Getty Images

Saraybosna'da çekilmiş küçük çocukların siyah beyaz fotoğrafı.

Kaynak, Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Bosna - Hersek: Saraybosna'daki çocuklar.

Ancak, vücudun kortizol ve katekolaminler gibi hormonlarla dolup taştığı ve adrenalin ürettiği "toksik stres" ile bağlantılı uzun vadeli sağlık sorunları (kalp hastalığı, otoimmün problemleri) riski de bulunuyor.

Ayrıca, bir neslin yaşadığı travmanın, sonraki nesillerde genlerimizin davranış biçiminde değişikliklere yol açıp açmayacağını sorgulayan epigenetik de gelişmekte olan bir araştırma alanı.

Ailemizde travma geçmişi varsa, örneğin ruh sağlığı sorunlarına, bağımlılıklara veya diğer sağlık sorunlarına daha yatkın mıyız? Ve bu genetik faktörlerle mi, yoksa aile yapımız ve günlük yaşamımızla mı ilgili?

Nesilden nesile travma

Epigenetik, henüz öğrenilecek çok şey bulunan, deneysel ve tartışmalı bir bilimsel araştırma alanı.

Profesör Pluess, "Travmanın nesiller arasında aktarıldığına dair bazı kanıtlar olduğunu düşünüyorum" diyor.

"Bunun bir kısmı ya da büyük bir kısmı biyolojiden ziyade sosyal pratikler yoluyla gerçekleşiyor ama bazı epigenetik faktörlerin de etkili olduğuna dair kanıtlar var."

İstanbul Davranış Bilimleri Merkezi Müdürü Prof. Metin Başoğlu ise bu konuda daha şüpheci.

Ancak, bazı mizaç özelliklerinin (örneğin, nesiller boyunca genetik olarak aktarılan yatkınlıklar) bazılarını travmatik olaylara karşı daha savunmasız hale getirebileceğini söylüyor.

Kendi travma sonrası stres bozukluğum üzerine bir kitap için araştırma yaparken, bu alanda İngiltere'nin en önde gelen uzmanlarından biri olan, Kraliyet Psikiyatristler Koleji'nin eski başkanı Prof. Simon Wessely ile yaptığım bir konuşmayı hatırlıyorum.

Acaba kendi aile geçmişim – büyük büyükbabalarımın İrlanda'daki kıtlık sırasında doğması, büyükannemin 1920'lerdeki savaş deneyimlerinden travma yaşaması, beni travma sonrası stres bozukluğuna genetik olarak daha yatkın hale getirmiş olabilir mi diye merak ettim.

Prof. Wesseley bana "Aynı bölgeden, ataları aynı yerde doğmuş ve aynı koşullara maruz kalmış temsili bir örneklem grubunu incelemeden bunu bilmenin hiçbir yolu yok" demişti.

"Bunu tek bir kişi üzerinde yapamam. Bence anlaşılması çok daha kolay olan ve aynı zamanda en güçlü olan şey geçmişimizin etkisi. Ve büyüdüğünüz evin, sahip olduğunuz ilgi alanlarıyla büyümüş olmanızın, sizde etki yaratmaması kesinlikle imkansız."

Eşyalarla dolu bir arabada ilerleyen Suriyeli mülteci ailesinden iki çocuk zafer işaretleri yapıyor.

Kaynak, AFP / Getty Images

Suriye'nin kuzey bölgesinde ülke içinde yerlerinden olanlar için yapılan kampta kız çocukları bir çadırın yanında duruyor.

Kaynak, AFP / Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Profesör Pluess, Suriyeli mültecilerin çocukları üzerine uzun süreli araştırmalar yürüttü ve varsayımlarda bulunmaya karşı uyarıyor.

Travmanın bir aile krizi olduğu konusunda daha yaygın bir fikir birliği var.

Bu sadece bir çocuğun tanık olduğu veya atlattığı şeylerle ilgili değil. Yetişkinler üzerindeki etkisi de var.

Profesör Betancourt, "Sadece savaş bölgelerindeki çocuklar yakınlarının ölümü ve travmatik ayrılıklarla karşı karşıya kalmıyor" diyor.

"Aynı zamanda kendi travma ve sıkıntılarını yaşayan yakınları, çocuklarını savaşın dehşetinden korumaya ve onlara rehberlik etmeye tam anlamıyla uygun olmayabiliyorlar."

Profesör Pluess'in Suriyeli mültecilerle yaptığı araştırma da bunu destekliyor.

Birden fazla psikolojik bozukluğa karşı savunmasız olduğu tespit edilen çocukların %80'inde ailedeki koşullar kritik öneme sahipti.

2022'de yayınlanan, Lübnan'daki Suriyeli mülteciler üzerine yapılan bir çalışmaya yaklaşık 1600 aile katıldı.

Profesör Pluess, çocukların yaşam koşullarının (güvenli barınma, yiyecek ve eğitime erişim gibi) "zihinsel sağlıkları üzerinde yaklaşık 10 kat daha belirleyici olduğunu" söylüyor.

Hayata daha sağlıklı bir şekilde uyum sağlayan çocukların "çok koruyucu bir sosyal çevrede yetişmiş olmalarının, anne ve babalarının onları koruyabilmiş olmasının, yakın arkadaşlıklarının ya da ilişkilerinin bulunmasının, okula gidebilmelerinin" savaşa maruz kalmanın olumsuz etkisini azaltmış olabileceğini söylüyor.

Bu bilgi İngiltere'deki kökenleri İkinci Dünya Savaşı'na ve Eylül 1940 ile Mayıs 1941 arasında sekiz ay süren Alman hava saldırılarını yaşayan çocukların deneyimlerine dayanıyor.

Londra'dan tahliye edilecek çocuklar gaz maskesi tatbikatı yapıyor.

Kaynak, Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Londra'dan tahliye edilecek çocuklar gaz maskesi tatbikatı yapıyor
1940'ta kurtardıkları oyuncaklarla çocuklar

Kaynak, Hulton-Deutsch Collection/Corbis via Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, 1940'ta kurtardıkları oyuncaklarla çocuklar
İkinci Dünya Savaşı'ndaki hava saldırıları sırasında Londra'dan tahliye edilen bir grup küçük çocuğun ayakları yeni evlerinde muayene ediliyor.

Kaynak, Fox Photos/ Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, İkinci Dünya Savaşı'ndaki hava saldırıları sırasında Londra'dan tahliye edilen bir grup küçük çocuğun ayakları yeni evlerinde muayene ediliyor.

Londra'daki King's College'tan Profesör Edgar Jones, savaş sırasında Great Ormond Street Çocuk Hastanesi'nde tedavi gören 212 çocuk üzerinde yapılan bir çalışmaya işaret ediyor.

Araştırmacılar, çatışmanın bitmesinden dört yıl sonra, 1949'da çocuklara geri döndüklerinde, yalnızca %21'inin iyileştiğini tespit ettiler.

Anne ve babaların hem olumlu hem de olumsuz rolleri önemli bir unsur olarak ortaya çıktı.

Profesör Jones, "Bir çocuğun bombardımana verdiği tepkinin şiddetinin, anne ve babalarının travmaya verdiği tepkiden etkilendiği görüldü. Çocuğun kaygılarını ya artırıyor ya da sakinleştiriyordu" diyor.

Korkuyu yenmek ve kontrolü sağlamak

Terapi ve ilaç tedavisi bana yardımcı oldu ama ailemin ve arkadaşlarımın sürekli desteği de çok önemliydi.

Sevdiklerimin desteği olmadan karanlıktan çıkabileceğime inanmıyorum. Ayrıca travmayı hatırlatabilecek her şeyden kaçınmaya da teşvik edildim.

Örneğin, Ruanda soykırımını hatırlatacağından korkarak uzun bir süre Afrika kıtasına seyahat etmekten kaçındım. Ancak terapistim yavaş yavaş bu korkuyla yüzleşmemi sağladı.

Birkaç yıl sürdü ama geri dönebildim ve sevdiğim yerleri ziyaret etmeye devam ediyorum.

Profesör Başoğlu, 1999'da 18 bin kişinin ölümüne neden olan Gölcük depreminin mağdurları arasında Kontrol Odaklı Davranışsal Tedavi (CFBT) adı verilen yöntemin kullanımına öncülük etti.

Buradaki fikir, bireyin olayın tekrar yaşanması korkusunu kontrol altına almasını sağlamak.

Sürekli anne ve babalarına yapışan çocuklarda bu, yalnız uyumaya alışmaları teşvik edilerek denendi.

Profesör Başoğlu "Korkularının üstesinden geldiklerinde, korkuyla ilişkili tüm travmatik stres tepkileri de iyileşir" diyor.

7 Ekim saldırılarından sonra Hamas esaretinden kurtulan çocuklarla çalışan İsrailli psikologlar da kontrol duygusunun yeniden tesis edilmesinin önemini vurguluyor.

Hamas'ın saldırdığı bir kibbutz evinin sığınağının yakınında yerde bırakılmış bir oyuncak ayı görülüyor.

Kaynak, Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Hamas'ın saldırdığı bir kibbutz evinin sığınağının yakınında yerde bırakılmış bir oyuncak ayı
Bir çocuk, 7 Ekim saldırısından bu yana rehin tutulanlara adanmış bir pankartın önünden bisikletle geçiyor.

Kaynak, AFP / Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Bir çocuk, 7 Ekim saldırısından bu yana rehin tutulanlara adanmış bir pankartın önünden bisikletle geçiyor
İsrail'deki Bellinson Hastanesi'ne rehineleri taşıyan ilk helikopterin gelmesinin ardından bir baba kızını teselli ediyor.

Kaynak, Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, İsrail'deki Bellinson Hastanesi'ne rehineleri taşıyan ilk helikopterin gelmesinin ardından bir baba kızını teselli ediyor

Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi ve Ruh Sağlığı dergisinde yayınlanan bir makalede, İsrailli uzmanlardan oluşan bir ekip, bunun "hayatta kalanlara endişelerini dile getirebilecekleri bilgi ve alan ile ihtiyaçlarının ve seslerinin duyulmasını sağlayarak" başarıldığını yazdı.

Ancak başarılı müdahaleler, büyük ölçüde öldürülme veya sakat bırakılma korkusunun sürekli bir gerçeklik olmadığı istikrarlı bir ortam yaratmaya bağlı.

Profesör Pluess "Ayrıca anne ve babalarının iyi olması, güvenli bir yerde yaşamaları, eğitime erişimlerinin olması, bir rutinlerinin olması, bir miktar öngörülebilirliğe sahip olmaları gerekiyor" diyor.

Bu, savaşın harap ettiği yerlerde nadiren bulunabilen bir ortam. Ateşkesler bozulur. Cephe hatları olduğu gibi kalır. Yerinden edilmiş olanlar kamplarda mahsur kalır.

Ruanda soykırımı

Yine de, güvenli bir yer hakkındaki bu sözler, arkadaşım Beata'yı ve istikrarın hayatında yarattığı farkı aklıma getiriyor.

1994'te, Nazi soykırımından bu yana yaşanan en kötü toplu katliam olan Ruanda soykırımı yaşandığında 15 yaşındaydı.

Çoğunluğu Tutsi azınlıktan olmak üzere 800 bin kadar insan 100 gün içerisinde katledildi.

Bir muhabir olarak, aralarında Beata Umubyeyi Mairesse'nin de bulunduğu onlarca yetim çocuğu, acımasız Interahamwe milislerinin kurduğu barikatlardan geçirerek tahliye eden konvoyla birlikte seyahat etmiştim.

Korkunç bir deneyimdi, özellikle de aileleri öldürülmüş çocuklar için.

Bir barikattan diğerine giderken, palalı çetelerin saldırıp saldırmayacağını bilmiyorduk.

Yıllar sonra, deneyimlerini araştırırken (daha sonra "Konvoy" adlı bir kitapta yayınlandı) Beata benimle temas kurdu. Sükuneti ve açıklığı beni çok etkilemişti. Şu anda evli ve iki çocuğu var. Fransa'da yaşıyor ve başarılı bir yazar.

"Bana ilk yardımcı olan şey, soykırımın yaşandığı yerden ayrılıp Fransa'ya gitmek oldu. Güvende, huzurlu bir yerde, tüm maddi ihtiyaçlarımı karşılayan bir koruyucu ailedeydim ve psikologla görüşme fırsatı bulmuştum. Eylül ayında okula geri döndüm ve bu da bana yardımcı oldu."

Ruandalı bir kız, yol kenarında bavullarıyla oturuyor.

Kaynak, VCG / Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Ruandalı bir kız, yol kenarında bavullarıyla oturuyor
Ruanda'da iç savaşın ardından günlük hayatlarını sürdüren bir grup insan.

Kaynak, Mirrorpix/ Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Ruanda'da iç savaşın ardından günlük hayatlarını sürdüren bir grup insan
24 Haziran 1994'te Ruanda'nın Gisenyi kentindeki Zaire sınırındaki Nyarushishi Tutsi mülteci kampında bir çocuk yüzünü kurutuyor

Kaynak, Liaison/ Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Küresel çatışmalar milyonlarca çocuğu etkiledi. 1994'te Ruanda'da 100 gün içinde 800 bin dolayında insan katledildi.

Beata'ya, soykırımdan sağ kurtulan annesi de katıldı. Babası katliamdan önce ölmüştü.

Sakin görünse de, sürekli bir korku vardı. Bir gece radyoda klasik müzik çalınca paniğe kapıldı. Ruanda radyosunda soykırımın başladığı gece çalınan müziğe benzer bir müzikti bu.

Havai fişekler veya avcıların silah sesleri yüzünden sınıfında bir sıranın altına saklandı. "Çünkü Fransa'da savaş çıktığını sandım" diyor.

Çocuklarını soykırımın travmatik mirasından korumak için bilinçli bir çaba gösterip göstermediğini sordum.

"Çocuklarınıza anlatması zor şeyler var, nasıl insan yerine konulmadığımı, neredeyse tecavüze uğrayacak olmamı. 'Anlatılamaz' terimi, çocuklara hikaye anlatırken anlam kazanıyor. Onları travmamızla kirletmekten korkuyoruz" yanıtını verdi.

Ancak Beata için detaylar çok önemli.

"Ruanda hakkındaki tek imgeleri soykırım olmamalı" diyor.

"Onlara çocukluğumdan hikayeler anlattım ve her gittiğimde meyve getirdim ki onlar da lezzet dolu bir ülkeyi keşfedebilsinler."

Beata dolu dolu ve mutlu bir hayat yaşamasına rağmen, hâlâ kaygı taşıyor ve uykusuzlukla başa çıkmak için antidepresan kullanıyor.

Ben de ilaç kullanıyorum ve Beata gibi bunu bir yük veya damga olarak görmüyorum. Aksine, tedaviye ve ilaca erişebildiğim için kendimi şanslı sayıyorum.

Fergal Keane (sağdan ikinci) Ruanda'daki soykırımdan sonra.
Fotoğraf altı yazısı, Fergal Keane (sağdan ikinci) Ruanda'daki soykırımdan sonra.

Güvenli bir topluluk oluşturmak da birçok uzman tarafından kritik olarak görülüyor.

Profesör Pluess "Çocuklar sadece ruh sağlığı sorunlarının kurbanı değil" diyor.

"Çocuklar ilgi alanları olan küçük insanlar ve bu yüzden okula gitmeleri, birlikte oyun oynama fırsatlarına sahip olmaları gerekiyor ve bu, karşılaştıkları ruh sağlığı sorunlarıyla başa çıkmak kadar önemli olabilir."

Gazze'de çalışan psikologlar bu ihtiyaçların farkındalar.

Sınır Tanımayan Doktorlar'da gönüllü olarak çalışan Davide Musardo, yazılarında insansız hava araçları ve patlamalar arasında terapi yapmaya çalışmaktan bahsetmişti.

"Gazze'de hayatta kalmak mümkün ama travmaya maruz kalma durumu sürekli bir hal. Her şey eksik, hatta gelecek fikri bile. İnsanlar için en büyük acı bugünün olayları, bombalar, çatışmalar ve yas değil, sonrasında yaşananlar. Barış ve yeniden yapılanma konusunda çok az güven var ve hastanede gördüğüm çocukların gelişimlerinde açıkça gerileme belirtileri vardı."

Yıkıma uğramış Gazze'de, mevcut ateşkesin kalıcı bir barışa dönüşmesiyle, yeniden yapılanma, aile hayatının ve eğitimin yeniden kurulması mümkün. Mümkün ama kesin değil.

Sudan'da barış görüşmelerini yeniden başlatma girişimleri var, ancak çok az iyimserlik hakim.

Ukrayna'daki savaş ve diğer birçok savaş her gün devam ediyor.

Travma, savaşın kendisi kadar eski.

Çatışma sonrası dönemi düşünen politikacılar, gazeteciler ve uzmanlar sık sık "Ölümler durduğunda ne olacak?" diye soruyor. Ama başka bir yerde ölümler devam edecek.

Bu, başlatmadıkları, kontrol edemedikleri savaşlara yakalanan çocukların amansız trajedisi.

Travmayı tedavi etme konusunda edinilen tüm bilgilere rağmen, insanlık travmanın başlıca nedeni olan savaşın kendisiyle başa çıkmaktan çok uzak.

Katkıda bulunan: Harriet Whitehead

Bu haber, BBC gazetecileri tarafından hazırlandı ve kontrol edildi. Bir pilot proje kapsamında çevirisinde yapay zekadan da faydalanıldı.