Türkiye'de son dönemde artan okul saldırıları bize ne anlatıyor?

Kaynak, Burak Kara/Getty Images
- Yazan, Mahmut Hamsici
- Unvan, BBC News Türkçe
- Bildirdiği yer, İstanbul
- Yayın tarihi
- Okuma süresi 11 dk
Uyarı: Bu haberdeki şiddet içeren olay tasvirleri bazı okurlar için rahatsız edici olabilir.
Türkiye'de savunma sanayii alanında faaliyet gösteren bir şirket, Ankara'da yeni bir ürününü tanıtıyor.
Bu, çok bilindik bir ürün değil; bir balistik çanta.
Tanıtımda küçük bir kız çocuğu çantayı kullanıyor.
Çantayı tanıtan iş geliştirme uzmanına göre öğrenciler, silahlı veya bıçaklı bir saldırı anında çantayı önlerine tutarak bir koruyucu bariyer oluşturabiliyor.
Ve aktardığına göre bu ürün Türkiye'de bir ilk.
Şirket, ürünü son dönemde okul güvenliği konusundaki tartışmaların arttığı bir dönemde kamuoyuna tanıttı.
İstatistiklere göre Türkiye'de çocuklar ve gençler arasında suça sürüklenme ve şiddet olayları artıyor.
Bunun parçası olarak okullarda da şiddet olayları yaşanıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 2015'ten 2024'e yaklaşlık %51 oranında arttı.
Geçen eğitim-öğretim döneminde ülkenin farklı yerlerindeki okullarda yaşanan çeşitli silahlı ve bıçaklı saldırılarda 10'dan fazla kişi hayatını kaybetti.
Yeni dönemin başlamasıyla yine şiddet haberleri gelmeye başladı.
Hem yerli hem de uluslararası uzmanlara göre güvenlik önlemleri, hele ki balistik çanta gibi bireysel olanları, çözüm değil.
Zira sorunun kendisi çok boyutlu.
Peki, geçmişte daha çok ABD gibi ülkelerden gelen okul saldırısı haberlerine neden Türkiye'de de rastlamaya başladık? Bu gelişmeler topluma hangi uyarı işaretlerini gönderiyor?
BBC Türkçe, farklı yönleriyle okullardaki saldırıları inceledi.

Kaynak, Yagiz Gurtug/NurPhoto via Getty Images
Okullardaki şiddet sarmalı
Daha öncesinde örnekleri bulunsa da Türkiye'de 2025-2026 eğitim-öğretim döneminde farklı okul saldırıları yaşandı.
İstanbul Çekmeköy'deki Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nin bir öğrencisi 2 Mart'ta, okul içinde öğretmen Fatma Nur Çelik'i bıçakla saldırarak öldürdü.
Olayda bir öğrenci ve bir öğretmen de yaralandı.
Yaklaşık bir ay sonra, Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinden bir saldırı haberi geldi.
14 Nisan'da, Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'ne pompalı av tüfeğiyle giren, okulun 19 yaşındaki eski bir öğrencisi, 16 kişiyi yaraladı.
Saldırgan polisin olay yerine gelmesi sonrası intihar etti.
Bu olaydan bir gün sonra ise Kahramanmaraş'ta, kamuoyunda geniş yankı uyandıran bir saldırı yaşandı.
Ayser Çalık Ortaokulu öğrencilerinden 14 yaşında bir öğrenci okula silahlı saldırı düzenledi.
Bir öğretmen, dokuz öğrenci ve saldırgan hayatını kaybetti.

Kaynak, Ilker Eray / AFP via Getty Images
2026-2027 eğitim-öğretim yılı başladıktan sonra yeni saldırı haberleri geldi.
22 Eylül günü, Manisa'nın Turgutlu ilçesindeki İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde 15 yaşındaki bir öğrenci, okul yakınlarında pompalı tüfekle ateş açtı.
Olayda 11 öğrenci yaralandı.
28 Eylül'de Osmaniye'nin Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nin edebiyat öğretmeni Mehmet Bilgili, okul bahçesine gelen yeğeni tarafından silahla vurularak öldürüldü.

Kaynak, Murat Kocabas/SOPA Images/LightRocket via Getty Images
Aynı gün, Van'ın Tuşba ilçesinde Polatoğlu İlk ve Ortaokulu'nun bir kız öğrencisi, okula tüfekle geldi, öğretmen ile veliler silahı çocuğun elinden aldı.
6 Ekim'de, İstanbul Küçükçekmece'de bir lisede okuyan 15 yaşındaki bir kız öğrenci, Kayaşehir'deki Şeyh Şamil İmam Hatip Ortaokulu'na gitti ve okul bahçesinde bıçakla saldırı gerçekleştirdi.
10 yaşındaki kız öğrenci Eslem Sare Bulut hayatını kaybetti, yedi öğrenci yaralandı.
Bundan bir gün sonra yine İstanbul'da, bu sefer Esenyurt'taki Sezai Karakoç Lisesi'nde aynı sınıfta okuyan öğrenciler arasında çıkan kavgada iki öğrenci bıçakla yaralandı.
Suç istatistikleri ne söylüyor?
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) çocukların suça sürüklenmesini araştırmak üzere kurulan komisyonun temmuz ayında hazırladığı raporda da vurgulandığı üzere güncel veriler, Türkiye'de çocukların işlediği suçların son yıllarda arttığını gösteriyor.
BBC Türkçe'nin incelediği raporda çocuk suçluluğunun kapsamı kadar suç türlerindeki dağılımın değişmesine de dikkat çekiliyor.
Raporda da yer alan TÜİK verilerine göre, isnat edilen suç nedeniyle güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 2015'te yaklaşık 134 bin iken 2024'te 203 bine yükseldi.
Bu, yaklaşık %51,5 oranında artış anlamına geliyor.
Veriler, hırsızlık suçlarında gözlenen gerilemeye karşılık yaralama, uyuşturucu bağlantılı suçlar, tehdit, cinsel suçlar ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarında ise artış yaşandığını gösteriyor.
Burada özellikle yaralama suçları dikkat çekiyor.
Çocukların karıştığı olaylar içerisinde en yüksek payı oluşturan yaralama suçlarına ilişkin olay sayısı 2015'te neredeyse 46 bin iken 2024'te bu sayı 82 bine yaklaştı.
Bu durum yaklaşık %78,6'lik bir artışa işaret ediyor.
Komisyona göre bu yükseliş, çocuklar arasındaki şiddet eğiliminin ve çatışma davranışlarının geçmiş yıllara kıyasla "daha belirgin" bir görünüm kazandığını gösteriyor.
Okul saldırılarının arkasındaki nedenler: 'Bir sistem sorunu'
Farklı uzmanlar ve yetkililer, sorunun nedenlerini tartışırken farklı konuları öne çıkarabiliyor.
Ancak genel kabul gören yaklaşıma göre ortadaki, tek bir nedene indirgenemeyecek; ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik etkenlerin bir araya gelmesiyle oluşan çok katmanlı bir mesele.
Meclis Araştırma Komisyonu çocuk suçlarını ele alırken aile içi ihmal ve şiddet, ebeveyn yetersizliği, yoksulluk, okul devamsızlığı ve okul terki, düşük akademik başarı, olumsuz akran etkisi, madde kullanımı, dijital mecralarda riskli içeriklere maruz kalma, dezavantajlı mahalle koşulları ve kurumlar arası koordinasyon eksiklikleri gibi başlıklardan bahsediyor.
Eğitim Reformu Girişimi'nin hazırladığı okullardaki şiddet olaylarıyla ilgili politika notu da, olayların birbirinden bağımsız değil ve daha geniş bir toplumsal bağlam içinde değerlendirilmesini öneriyor.
Çalışmaya göre bu "bir sistem sorunu" ve bu durum bazı yapısal sorunlarla şekilleniyor:
"Ekonomik eşitsizlikler, adalete olan inancın azalması, toplumsal şiddet ve kutuplaşma, çocuğun okulla ve sosyal hayatla kurduğu bağın zayıflaması ve dışlanması, okul ve aile arasında etkili işbirliği mekanizmalarının kurulamaması."
Belgeye göre şiddeti besleyen koşulların bir bölümü doğrudan gözlemlenebilir düzeyde işliyor.
Dışlanma ve zorbalık, aile içi şiddet, engelli ve nöroçeşitli çocukların maruz kaldığı ayrımcılık, ateşli silahlara kolay erişim ve adalete duyulan güvensizlik bunların başında geliyor.
Kök nedenlerin ise daha derinlerde yattığını vurguluyor metin ve bunları da ekonomik eşitsizlikler, şiddeti meşrulaştıran kültürel normlar, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve dijital ortamın şiddeti normalleştiren dinamikleri olarak sıralıyor.

'Olayları psikiyatrize etmemek gerekiyor'
Bu tür olaylar yaşandıktan sonra saldırganların ruh sağlıkları, medyada önemli bir tartışma konusu oluyor.
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Gülin Özdamar Ünal, saldırılar sonrası yapılacak en kolay şeyin olayı "psikiyatrize etmek" olduğunu söylüyor ve bunu eleştiriyor.
Ünal'a göre ruhsal hastalık ile şiddet eğilimi arasında bir bağ yok:
"Bu süreçte ruhsal hastalığı olan insanlara baktığımız zaman aslında pek çoğunun hiç şiddet eğiliminin olmadığını gözlemliyoruz. 'Olsa olsa bu saldırıyı ruhsal bir hastalığı olan kişi yapar' gibi bir yaklaşım bilimsel açıdan baktığımız zaman oldukça sorunlu."
Uluslararası alanda da saldırganlarla ilgili araştırmalarda bir profil çıkarmanın zor olduğunu belirten Ünal; içine kapanık, arkadaş ilişkileri zayıf öğrencilerle ilgili etiketlemelerin de yanlış olduğunu ekliyor.
Ünal, sevgi ve saygı ortamında büyümesi gereken çocukların böyle bir şiddet eğiliminin içinde var olmaları durumunda bunun toplumsal bir sorun olarak görülmesi gerektiğini belirtiyor.
Bununla birlikte saldırganlarda öncesinde gözlemlenen bazı somut davranışlar olabildiğini, bunların ciddiye alınıp değerlendirilmesi gerektiğini ekliyor.
Bireysel silahlanma ve toplumda şiddet uyarısı
Acıbadem Üniversitesi Suç ve Şiddetle Mücadele Merkezi Başkanı Prof. Dr. Oğuz Polat, okullardaki şiddet ile genel anlamda toplumdaki şiddet arasında da bağ kuruyor.
Türkiye'de beyzbol oynanmamasına rağmen beyzbol sopası satışlarının çok yüksek olduğunu belirten Polat, "Çünkü insanlar onu arabasına alıp bir koruma, saldırı aracı olarak saklıyor" diyor.
İMDAT - Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği'nin de başkanı olan Prof. Dr. Polat, çeşitli sorunların yanında bireysel silahlanmaya dikkat çekiyor.
Turgut Özal'ın başbakan olduğu 1980'li yıllardaki düzenlemelerle ruhsatlı silah almanın kolaylaştığını ve bunun sürdüğünü savunan Polat, ruhsatsız silahlarla ilgili ceza ve yaptırımların da yetersiz olduğunu söylüyor.
Polat, ayrıca son dönemde ruhsat gerektirmeyen bazı silahların modifiye edilmesine de dikkat çekiyor.

Kaynak, İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI İDDİANAMESİ / BBC
Yıllardır bireysel silahsızlanma alanında çalışmalar yürüten Umut Vakfı da ruhsatsız silahlara ve denetimsizliğe karşı acilen caydırıcı adımlar atılması çağrısı yapıyor.
Vakıf Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ayhan Akcan, araştırmalarına göre Türkiye'de her on ateşli silahtan dokuzunun ruhsatsız olduğunu savunuyor.
Bu konuda resmi veriler olmamakla birlikte Dr. Akcan, Türkiye'de yaklaşık 27 milyon ruhsatsız silah olduğunu ve son 10 yılda cinayetlerin yüzde 84'ünün ruhsatsız silahlarla işlendiğini söylüyor.
Dr. Akcan bu tahminlere, asayiş uygulamalarında kayıtlara geçen silahların oranı, Adli Tıp otopsi raporlarındaki ateşli silahlarla ilgili bilgiler ve cinayet davaları üzerinden birlikte değerlendirerek ulaştıklarını belirtiyor.
Türkiye'de son dönemde bir yandan okul saldırıları diğer yandan da yeni nesil suç örgütleri tartışılıyor.
Prof. Dr. Polat, bunların beslendiği ortak zemine dikkat çekiyor.
BBC Türkçe'nin incelediği bu tip örgütlerle ilgili davaların iddianamelerinde, bu grupların üyelerini 15-20 yaş aralığındaki çocuk ve gençlerden seçmeye çalıştığı belirtiliyor.
Bu iddianamelerde ve bazı uzmanların yorumlarında, TV ve dijital mecralardaki mafya dizilerinin de şiddeti özendiren bir yanı olduğu da savunuluyor.

Kaynak, YouTube / @Yeraltidizisi
Bakanlıklardan yeni protokol
Saldırı haberlerinin geldiği bir dönemde; Milli Eğitim, İçişleri, Adalet, Aile ve Sosyal Hizmetler, Sağlık, Gençlik ve Spor ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları 21 Eylül'de okul güvenliğini hedefleyen ortak bir protokol imzaladı.
Protokol kapsamındaki güvenlik uygulamaları, okulların risk düzeylerine göre farklılaşıyor.
Birinci ve ikinci derece riskli okullarda kolluk görevlileri sürekli bulunuyor.
Üçüncü ve dördüncü derecedeki okullarda ise irtibat görevlileri okul yönetimleriyle çalışıyor.
Okul çevresindeki internet kafelerin, oyun salonlarının, metruk yapıların ve servis araçlarının denetlenmesi de önlemler arasında yer alıyor.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, 31 bin okul bahçe görevlisinin istihdam edildiğini açıkladı.
Bakan, protokolün erken müdahale boyutuna dikkat çekti; çocuklarla ilgili ciddi risk işaretleri ortaya çıktığında okul yönetimi, kolluk ve sağlık görevlilerinin devreye girmesinin amaçlandığını söyledi.

Kaynak, Murat Kocabas/SOPA Images/LightRocket via Getty Images
Güvenlik ile denetim arasındaki 'ince çizgi'
Bazı eğitim sendikaları protokolü memnuniyetle karşıladı bazıları ise güvenlik eksenli buldu ve bunun sorunları çözemeyeceğini belirterek eleştirdi.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin çalışmalarını "güvenli okul ikliminin güçlendirilmesi" başlığı altında yürüttüklerini söyledi ve konuyu yalnızca güvenlik tedbirleriyle ele almadıklarını savundu.
Eğitim Reformu Girişimi'nden Burcu Meltem Arık, bu tür protokolleri "olmazsa olmaz" diye tanımlıyor, erken uyarı sisteminin ve kurumlar arası işbirliğinin önemli olduğunu söylüyor.
Bununla birlikte Türkiye'nin protokoller, yönetmelikler, kanunlar konusunda çok güçlü bir ülke olmakla birlikte ülkenin asıl meselesinin bunları uygulama kapasitesi olduğunu söylüyor.
Arık, güvenlik ile denetim ve gözetim arasında "ince bir çizginin" bulunduğu uyarısını da yapıyor:
"Etrafı tellerle kapalı olan bir okul düşünün. Bu yapı, çocuğa, öğretmene nasıl bir kurum kültürü hissi verebilir? Sürekli denetim altında olma hissi de kurulması gereken okul kültürüne zarar verebilir.
"Dolayısıyla bu protokolün uygulanmasında öyle bir sistem kurulmalı ki erken tespit, güvenli başvuru yolları, rehberlik, sosyal hizmet kapasitesi ile kurumlar arası koordinasyon birlikte işlemeli."
Çözüm nerede?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 Ekim'de, İlim Yayma Cemiyeti'nin 75. yıl buluşmasında yaptığı açıklamada okullardaki olaylarla ilgili "tekno-oligarkları" suçladı.
"Son günlerde okullarımızda meydana gelen müessif hadiseler bize bu zihniyetin saçtığı zehirli tohumların nasıl bir tehdit olduğunu göstermiştir" diyen Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:
"Tekno-oligarkların insanı, tabiatı, gökyüzünü, hatta ve hatta uzayı metalaştıran tahakkümcü zihniyeti karşısında en büyük güvencemiz Teknofest gençliği olacaktır. Elbette İlim Yayma gençliği olacaktır."
Milli Eğitim Bakanı Tekin, 8 Ekim'de bir TV kanalında yaptığı açıklamada, "Şubat itibarıyla farklı bir çözümle kamuoyunun önünde olacağız" dedi fakat bir ayrıntı paylaşmadı.
BBC Türkçe'nin görüştüğü uzmanlara ve incelediği raporlara göre, sorunun çok boyutlu olması, çözümünün de bu kapsamda olmasını gerektiriyor.

Kaynak, Burak Kara/Getty Images
Meclis'te hazırlanan rapordaki tespit ve öneriler, bireysel risk faktörlerinin azaltılmasından aile temelli koruyucu mekanizmaların güçlendirilmesine, okul güvenliğinin artırılmasından dijital ortamın düzenlenmesine kadar geniş bir alanda ele alınmış durumda.
Rapor, "bütüncül bir kamu politikası" yaklaşımını öneriyor.
Eğitim Reformu Girişimi'nden Burcu Meltem Arık, "Şiddeti besleyen koşulların çok katmanlı yapısı, müdahale anlayışının da aynı derinlikte kurulmasını gerektiriyor" dedikten sonra ekliyor:
"Şiddete zemin hazırlayan koşulları ortadan kaldırmayı hedefleyen önleyici adımlara, risk altındakileri güvende tutan koruyucu önlemlere ve zarar gören ilişkileri yeniden kurmaya odaklanan onarıcı uygulamalara ihtiyaç duyuluyor."
Bireysel silahlanmadan sosyo-ekonomik sorunlara çeşitli alanlarda çözümlerin gerekliliğinden bahseden Arık, eğitim alanında bakıldığında en önemli bulduğu bazı noktaları şöyle sıralıyor:
"Bizim eğitim sisteminde öyle bir başarı baskısı var ki, çocuklar otomatik olarak ya direkt akademik alana itiliyor ya da geri kalanlar çok büyük bir oranda başarısız olarak kabul ediliyor. Bunlar da kümeleniyor. Aynı sosyo-ekonomik durumdan olan çocuklar aynı yere gidiyorlar. Dolayısıyla ya okul onu itiyor ya da çalışmak zorunda kalıyor."
"Bir de çocukların kendilerini ifade edebilecekleri, hislerini anlayabilecekleri, enerjilerini başka türlü ortaya koyabilecekleri sosyal, kültürel, sporsal faaliyetlerde de sınırlılık var. Yani herhangi bir alanda ilk vazgeçilen bu dersler oluyor. Oysa o kadar önemli ki."
Arık ayrıca, "Şu aşamada öğretmen, öğrenci, vekil, okul, toplum arasındaki bağlara bakılması gerekiyor. Burada bir karşılanmayan ihtiyaçlar var" diye ekliyor.

Kaynak, Murat Kocabas/SOPA Images/LightRocket via Getty Images
Prof. Dr. Oğuz Polat ana hedefin bireysel silahsızlanma olması gerektiğini savunuyor:
"Üzerine sıfır toleransla yürümek lazım. 'Silah atadan kalma, o, bu'... Bunlar yanlış. Görüyoruz, 'babaannesinin tüfeğini aldı, babasının silahını aldı saldırdı' diye"
Polat, diğer önerilerini de şöyle sıralıyor:
"Bizim avantajlı olduğumuz alandan bir tanesi hâlâ aile kurumumuzun olması. Bir kere anne babanın bilinçlendirilmesi lazım. Önce aileden başlayalım, evde bu şiddeti bir azaltalım. İkincisi okulda da çocukların bir hedefi olmasını sağlamak gerekiyor. Enerjiyi bir yere yöneltmek gerekiyor.
"Biz bu kadar genç nüfusumuzu enerjisini harcayabileceği kanalları hiç yaratmıyoruz. Kahveler dolup taşıyor. Ama spor yapmak istediği zaman çok uğraşması lazım. Hedefsiz bir toplumumuz var."
Doç. Dr. Gülin Özdamar Ünal, iki ortamın iyi olması gerektiğini belirtiyor:
"Ailede bir huzurun olması gerekiyor. Ekonomik açıdan bir refahın olması gerekiyor. Temel gereksinimlerini aile ortamında kişinin karşılayabilmesi gerekiyor. Aile ortamında bir şiddete maruz kalmaması gerekiyor.
"Okul ortamında da çok öğrenci kapasitelerinin yıldan yıla arttığını, sınav yükünün arttığını, çocukların bir meslek edinmekle ilgili gelecekle ilgili kaygıların da giderek arttığını görüyoruz. Sadece akademik başarı değil, çocukların kendilerini ifade becerilerini geliştirmeleri, spor, sanat alanlarında ilgilerine göre kendilerini geliştirmeleri, sosyal sorumluluk projelerinin içerisinde var olarak bazı insani değerlerle birlikte de yetişmeleri oldukça kıymetli."
Birçok uzmanın üzerinde uzlaştığı konulardan biri ise meselenin "acil" çözüm beklediği yönünde.







