Obezite doğru hesaplanıyor mu?

Ağaçlarla çevrili beton bir parkurda şeftali rengi koşu giysileri ve kulaklığıyla koşu yapan bir genç kadın.

Kaynak, Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Uzmanlar, vücuttaki yağ oranı fazla olanların da sağlıklı bir yaşam sürebileceğnii söylüyor.
    • Yazan, Philippa Roxby
    • Unvan, BBC Sağlık Muhabiri
  • Okuma süresi: 3 dk

Dünya genelinde uzmanların desteğiyle yayımlanan bir raporda, obezite için "daha isabetli ve incelikli" bir tanımlama gerektiği, bu eksikliğin çok sayıda insana obezite teşhisi konulması riskini beraberinde getirdiği belirtildi.

Rapor, doktorların, hastalarının genel sağlık durumunu sadece Vücut Kitle İndeksi (VİK) ölçmek yerine, fazla yağ oranıyla değerlendirmeyi düşünmesini tavsiye ediyor.

Kiloları nedeniyle kronik hastalıklara sahip olanlara "klinik obezite" teşhisi konulması, sağlık sorunu bulunmayanların ise "pre-klinik obezite" olarak tanımlanması gerektiği vurgulanıyor.

Dünya genelinde bir milyardan fazla insanın obezite yaşadığı tahmin edilirken, reçeteli kilo verme ilaçlarına da büyük bir talep oluştu.

Lancet Diyabet & Endokrinoloji dergisinde yayımlanan rapora dünya genelinden 50'den fazla tıp uzmanı destek verdi.

'Yeniden tanımlama'

Uzmanlar grubuna başkanlık yapan Londra'daki King's College'tan Prof. Francesco Rubino "Obezite bir yelpaze. Bazıları normal bir yaşam sürüyor, normal faaliyet gösteriyor. Bazıları da yürüyemiyor ya da nefes alamıyor veya ciddi sağlık sorunları yüzünden tekerlekli sandalyeye mahkum oluyor" diyor.

Raporda obezitenin çerçevesinin, hastalıkları bulunanlarla, sağlıklı olup da gelecekte hastalıklara yakalanma riski olanlar arasında ayrım yapacak şekilde yeniden çizilmesi çağrısı yapılıyor.

Şu anda çok sayıda ülkede obezite, vücuttaki yağ oranının boya ve kiloya bağlı olarak tahmin edildiği Vücut Kitle Endeksi hesaplamasında 30'un üzerinde olmak şeklinde tanımlanıyor.

Wegovy ve Mounjaro gibi kilo verme ilaçları, bu değerin üzerinde VKİ'si olanlara tavsiye ediliyor.

Ancak rapor, VKİ hesaplamasının hastanın genel sağlığı hakkında hiçbir fikir vermediğini, kas ile vücuttaki yağ oranı arasında ayrım yapmadığını ve bel çevresindeki, iç organların etrafında bulunan daha tehlikeli yağlanmayı hesaba katmadığını savunuyor.

Uzmanlar obezitenin kalp hastalığı, nefes darlığı, Tip 2 diyabet ya da eklem ağrısı gibi vücuttaki organları etkileyip etkilemediğini gösteren işaretlere bakan yeni bir model önerisinde bulunuyor.

Rapora göre bu da obezitenin artık bir klinik hastalık haline geldiği ve ilaç tedavisi gerektiği anlamına geliyor.

Pre-klinik obezite olanların ise ilaç ve ameliyat yerine, hastalıkların ortaya çıkması riskini azaltmak için için kilo vermeye özendirilmesi ve gözlemlenmesi öneriliyor.

kot pantolonunu düğmelemeye çalışan bir kadın.

Kaynak, Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Uzmanlar özellikle bel çevresindeki yağlanmanın tehlikeyi olduğunu söylüyor.

'Gereksiz tedavi'

Prof. Rubino, bbezite bir sağlık riski yaratmanın yanı sıra, bazıları kişiler için aynı zamanda "hastalığın kendisi" olduğuna işaret ediyor

Rubino, nüfusun büyük kısmındaki risk düzeyini anlayabilmek için, şu andaki "bulanık obezite çerçevesi" yerine, obezite tanımını yeniden yapmanın anlamlı olacağını da ekliyor.

Raporda, bel çevresi - boy oranları ya da doğrudan vücuttaki yağ seviyesi ölçümüyle birlikte ayrıntılı bir tıbbi geçmişin, VKİ ölçümünden çok daha net bir fotoğraf ortaya koyabileceği de vurgulanıyor.

Çalışmaya katkıda bulunan Sydney Üniversitesi'nden çocuk obezitesi uzmanı Prof. Louise Baur, yeni yaklaşımın obezite sorunu olan yetişkinlerin ve çocukların "daha uygun bir bakım almasını" sağlayacağını savunuyor.

Baur, bu sayede, erken tanı konulup, gereksiz tedavi alanların sayısının da azaltılacağını söylüyor.

'Kısıtlı sağlık bütçeleri'

Kraliyet Hekimler Birliği, raporun "obezitenin diğer kronik hastalıklarla aynı tıbbi titizlik ve anlayışla tedavisi için güçlü bir temel oluşturduğunu" vurguladı.

Kuruluş, pre-klinik ve klinik obezite arasında ayrım yapmanın "hayati bir ileriye yönelik adım olduğunu ve erken tespit ve müdahale gereğinin altını çizdiğini" vurguladı. Bu şekilde sağlığı zaten ciddi şekilde etkilenmiş hastalara doğru bakımın sağlanacağı kaydedildi.

Ancak, sağlık bütçeleri üzerindeki baskının 'pre-obezite' aşamasındakilere daha az para ayrılmasına yol açabileceği kaygıları da var.

Yeni Zelanda'daki Edgar Diyabet ve Obezite Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Jim Mann da büyük ihtimalle öncelikle "klinik obez olarak tanımlananların ihtiyaçları" üzerine odaklanılacağını, kısıtlı bütçelerin de bu hastalara yönlendirileceğini söylüyor.