|
23 Kasım 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ukrayna'da Pazar günü yapılan tartışmalı devlet başkanlığı seçimlerinin yankıları Avrupa basınında birinci sırada. Hile iddiaları ve Avrupa yanlısı muhalif aday Yuşçenko'nun, Rusya yanlısı başbakan Yanukoviç'in kazandığına işaret eden resmi sonuçları kabul etmeyerek, taraftarlarını sokağa dökmesine tüm gazeteler geniş yer ayırmış.
Alman Frankfurther Allgemeine Zeitung, Başbakan Viktor Yanukoviç'in galip geldiği devlet başkanlığı seçimlerine hile karıştığına şüphe olmadığını belirtiyor. Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin'in de en az iki kez kişisel olarak seçimlere müdahale ettiğini söyleyen gazete, Avrupa ülkelerine de şöyle seslenmiş; "Bu seçimlerin, Moskova'nın merkezinde yer aldığı daha geniş dönüşümün parçası olup olmadığı Avrupa ülkeleri tarafından yakından takip edilmeli. Bu büyük ülkede oluşacak koşullar, jeopolitik açıdan Avrupa'yı da ilgilendiriyor. "Ukrayna, demokrasi ve pazar ekonomisi yolunda mı ilerleyecek, gönüllü olarak Rusya'ya mı teslim olacak?" Başka bir Alman gazetesi Der Tagespiegel de, Avrupa Birliği'ne sesleniyor. Birliği, ilerideki işbirliğinin kriterlerini, Ukrayna yönetimine açık olarak sunmaya davet eden gazete şöyle devam ediyor. "Ukrayna hükümetinin temsilcileri bile, Avrupa Birliği ile ilişkilerin Ukrayna'nın çıkarına olduğunu teslim ediyor. Bundan siyasi olarak yararlanmak için Avrupa'nın adım atması gerekiyor." Avusturya'dan Der Standard ise, ülkede devam eden protesto gösterilerine değinerek, iyimser bir yorumda bulunmuş. Gazeteye göre ülke çapındaki bu protesto gösterilerinin devam etmesi durumunda, seçim zaferi muhalif aday Viktor Yuşçenko'ya devredilebilir. "Eğer şimdiye kadar bu sistemden beslenmiş yeterli sayıda insan, sonucu belirsiz bir çatışmadansa, bir iktidar değişikliğine hazırlanmanın daha iyi olduğuna ikna olursa, muhalefet lideri galip gelebilir." Berliner Zeitung, Kremlin'in Başbakan Viktor Yanukoviç'e desteğine dikkat çekerek; "Rusya'nın Ukrayna demokrasisin kontrol etme girişimi başarıya ulaşmış sayılmaz" yorumunu yapıyor. Fransız Le Monde ise, o kadar iyimser değil. Başbakan Yanukoviç'in, zaferini Moskova'nın uzaktan kumandasıyla elde ettiğini belirtiyor ve ekliyor. "Ukrayna'nın turuncu devrimi, kan kırmızıya dönüşme riskini taşıyor. Batının dile getirdiği kaygılar da, Ukrayna'nın demokrasiden uzaklaşması değil, Avrupa Birliği ile sınırları olan bu devasa ülkenin anarşiye sürüklenmesi riskinden kaynaklanıyor. "Ancak batılı ülkeler, Rusya Cumhurbaşkanı Putin'in, eskiden uydusu olan devletler ve komşularına yönelik müdahalelerinden daha fazla kaygı duymalı. "Rusya'yı kışkırtmamak için, Ukrayna'nın demokrasi özlemini kurban etmek, Moskova'nın, düşlerinden hala çıkaramadığı emperyalist geçmişine dönüşünü garanti etmekten başka bir şeye yaramaz." Peki Ukrayna'nın Le Monde'un da altını çizdiği Rusya için önemi nereden kaynaklanıyor? Yanıtı İngiltere'den Independent'ın yer verdiği analizde. "Ukrayna yüzölçümü ile diğer eski Sovyet cumhuriyetlerinden ayrılıyor. 48 milyon nüfuslu, 7 ülke ile sınırları olan Fransa'dan daha geniş bir ülke. NATO ve Avrupa Birliği'nin genişleyen sınırları ile Rusya arasında yer alıyor. "Ülke içinde de dil temelinde bir bölünme göze çarpıyor. Batı da son derece milliyetçi olan ve Ukrayna dili konuşan nüfus, doğu ve Kırım'da ise Rusya konuşan ve Moskova'ya daha yakın olan kesim. "Ukraynalılar, Sovyet döneminde resmi dil ilan edilen Rusça'yı dil ve kültürlerine yönelik bir tehdit olarak görüyor. 1991'da bağımsızlığını kazanan ülke şimdi kendi yolunu çizmeye çalışsa da, büyük bir kesim Rusya ile birleşmeyi istiyor. "Birçok Rus Ukraynalıları yabancı değil, Rusçayı biraz garip konuşan kuzenleri olarak görüyor. Ve Rusya enerji ihtiyacının da büyük kısmını Ukrayna'dan sağlıyor." İngiltere gazetelerinde, İran, Avrupa Birliği ülkeleriyle vardığı anlaşma uyarınca uranyum zenginleştirmeyi durdurucağını açıklaması da geniş yer bulmuş. Konuyu başyazısında ele alan Guardian, İran'ın karşı karşıya olduğu durum ile, savaş öncesi Irak arasında benzerlik kuruyor. "İran'ın nükleer hedefleriyle ilgili son dönemde yaşananlara bakınca, bu filmi daha önce görmüştük dememek imkansız. "Teröre destek verdiği iddia edilen, vatandaşlarına başkı uygulamakla suçlanan sorunlu bir Orta Doğu ülkesi, Amerika tarafından gizlice kitle imha silahları üretmekle suçlanıyor. "Kendisi de nükleer silaha sahip olan İsrail hemen bu görüşe katılıyor ve askeri müdahale önerisinde bulunuyor. Bu arada telaşa kapılan Avrupalılar, krize barışçıl bir çözüm üretiyor. "Bu yasa dışı devlet tam da Avrupa Birliği ile anlaşmışken, Amerikan istihbaratı çıkıp, belirsiz hatta güvenilir olmayan kaynaklardan elde edildiği hemen anlaşılan yeni bulgular ortaya atıyor." Irak'ta yapılacak genel seçimler için açıklanan 30 Ocak tarihine yönelik yorumlar da devam ediyor İngiltere gazetelerinde. Direnişin devam ettiği Sünni bölgelerinde seçimlerin yapılamayabileceği kaygısını ele alan Financial Times, Irak geçici hükümetinin bulduğu formülü taşımış sayfalarına. "Irak geçici hükümeti, seçimlere katılamayabilecek bölgelerde sonradan seçim yapılabilmesi için mecliste bazı sandalyeleri boş bırakmayı planlıyor. "Özellikle Sünni bölgelere ayırılacak sandalyelerin, Şiilerin parlamentoda ele geçireceği çoğunluğu da dengelemiş olacağı hesap ediliyor. "Geçici hükümetin Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, bulunan bu yöntem sayesinde, seçimleri boykot etmesi gündemde olan Iraklıların dışlanmayacağını uluslararası kamuoyu ve Irak'ın komşularına göstermiş olacaklarını söyledi. Financial Times'ta, Amerikan Başkanı George Bush'un ikinci döneminde kabinesinde yaptığı değişikliklerin ele alındığı James Mann imzalı yazıda, Bush'un dış politika ekibindeki değişiklerle, Başkan'ın önceki dönemden farklı olarak ipleri tamamen kendi eline alacağı savunuluyor. "George Bush'un dış politika ekibinde yaptığı değişiklikler, özellikle de ulusal güvenlik danışmanı Condoleezza Rice'ın Dışişleri Bakanlığı'na getirilmesi, şimdiye kadar yapılan analizlerin aksine, daha sağ politikalar uygulanmasına neden olmayacaktır. "Politikaların nereye kayacağı belli olmasa da, iplerin Bush'un elinde toplanması ile sonuçlanacağı kesin. "Sonuç olarak, Amerikan dış politikası hedefleri için gerekli dış desteği bulamazsa, eskisi gibi Colin Powell ya da bakanlığı suçlanamayacak, günah keçisi olmayacak. Sorumlu bu kez doğrudan Bush olacak." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||