BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 17 Kasım, 2004 - TSİ 08:02
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
17 Kasım 2004 Basın Özeti
İngiltere'de gazeteler Amerikan dış politikasının dümenine geçen Condoleezza Rice'a bugün sayfalarında geniş yer ayırıyorlar.

İngiltere'de yayımlanan gazeteler

Guardian, "Bush sadakati için Rice'ı ödüllendirdi" diyor.

Independent, Rice'ı 'Savaşçı Prenses' diye niteliyor ve bu atamanın yönetimde şahinlerin gücünü artıracağını söylüyor.

Gazeteye göre Rice, yönetimin genelinden farkı eğilimleri olan dışişleri bakanlığını hizaya sokacak.

Times, Rice'ın artık sadace Bush'un sırdaşı ya da bakanlıklar arasındaki anlaşmazlıklarda hakem değil, siyaseti şekillendirecek bir oyuncu olacağını vurguluyor:

"Hatta belki de başrol oyuncusu... Rumsfeld'in 18 aydan daha uzun süre Pentagon'da kalması beklenmiyor. CIA uzunca bir süre içe dönük kalacak. Yeni Ulusal Güvenlik danışmanı Stephen Hadley de ona meydan okumaya girişmeyecektir. Bu nedenle de Rice, Amerikan dış politikasının yüzü ve sesi olacak."

Times ayrıca, "1999'da da Rice, geleceğin Başkanı Bush gibi konuşuyordu. Bu şaşırtıcı değil çünkü Bush'a bildiklerini o öğretti" diyor.

Daily Telegraph Rice'ı şöyle tanımlıyor: "Irk ayrımcılığının olduğu Alabama'da yetişti. Bir piyanist, şampiyon bir buz patencisi; dört dil konuşuyor, adını taşıyan bir petrol tankeri var ve Boris Yeltsin'i Beyaz Saray kapısından çevirdi."

Peki Rice bu görevde ne kadar başarılı olabilir?

Daily Telegraph Rice'ın yola büyük avantajlarla çıktığını belirtiyor ancak daha önce bulunmadığı, bu büyüklükteki bir arenada kendisini kanıtlaması gerekeceğini vurguluyor.

Financial Times'a konuşan eski ulusal güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski de Rice'ın dengeleri değiştireceği kanısında:

"Siyasi kararların alındığı merkez, Ulusal Güvenlik Konseyi'nden Dışişleri Bakanlığı'na kayacak. Çünkü oraya başkandan çok güçlü bir destekle gidiyor. Daha kritik bir rol oynayabilecek."

Financial Times ayrıca Rice'ın ahlaki değerlere yapılan vurguyu güçlendireceğini çünkü dünyaya iyimser bir gözle değil 'yalın şerler alemi' anlayışıyla baktığını belirtiyor.

İngilizlerin tercihi Avrupa

Independent'ın yaptırdığı bir kamuoyu yoklamasına göre İngiliz halkı ABD ile ilişkilerin geliştirilmesinden çok, Avrupa'dan yana tavır koyuyor:

"İngilizlere 'Avrupa ile mi, Amerika ile mi daha iyi ilişkilere sahip olmalıyız?' diye sorulduğunda, yüzde 64 gibi çarpıcı bir çoğunluk 'Avrupa' dedi. Sadece yüzde 25 Amerika'yı seçti."

"Bu sonuç İngilizlerin Avrupa'ya sanıldığı kadar olumsuz bakmadığını göstermesi açısından cesaret verici. Dahası, Avrupa Birliği anayasası hakkında yapılacak referandumda da evet yanıtı çıkması ihtimali sanıldığı kadar az olmayabilir."

Hassan'ın öldürülmesine tepkiler

İngiliz gazetelerinin hepsi birinci sayfalarını, dün öldürüldüğü açıklanan yardım örgütü çalışanı Margaret Hassan'a ayırmış.

Times "Irak'a adanan bir yaşam tek kurşunla son buldu" derken, Independent'ta Robert Fisk "Anarşi içindeki bir Irak'ta, masumiyetin değeri ne kadar?" diye soruyor ve yanıtlıyor: "Hiçbir şey."

Fisk yazısında Hassan'ı kimlerin öldürdüğü sorusunun hala yanıtsız olduğuna dikkat çekiyor. Felluce'deki isyancıların ve hatta Ebu Mussab Ez Zerkavi'nin, Hassan'ın salıverilmesi çağrısında bulunduklarını anımsatıyor.

Fisk ayrıca Hassan'ın Müslümanlığı seçmiş olduğunu ve son derece akıcı olan Arapçasıyla kendisini tutanlara kim olduğunu ne yaptığını anlatabileceğini de vurguluyor.

Peki tüm bunlar neye işaret ediyor? Fisk'e göre bu gibi bir eylem, isyancıların acımasızlığını kanıtlamak için kullanılıyor olabilir.

Felluce'deki şiddet de, gazetelerin bir diğer konusu. Independent'a göre Kızılhaç Felluce'de 900 sivilin öldüğünü tahmin ediyor.

Tartışmalar ise Amerikalı bir askerin Felluce'de yaralı bir Iraklı'yı öldürdüğü haberlerine odaklanıyor.

Guardian "Yaralı bir savaşçının yasadışı şekilde öldürülmesinin hiç bir mazereti olamaz" derken, şöyle devam ediyor:

"Böyle olaylar savaşta hep olur. Bunu sıradışı kılan görüntülenmiş olması. Üstelik askerlerle birlikte olan bir gazeteci tarafından... Yani askerler bu olayı o kadar normal karşılıyor ki, gizlemeye bile çalışmıyorlar."

Independent'ta yazan askeri doktrin uzmanı Chris Bellamy ise bu son olayı şöyle irdeliyor:

"Genç askerin uyguladığı taktik Amerika'nın ve Condoleezza Rice'ın tercih ettiği önleyici stratejinin bir yansıması: Tehdide karşı, önce davranıp vurmak.

"Peki Felluce'deki 'isyanı' ya da daha doğru bir tanımla direnişi kırmak için yürütülen kampanya ne getirdi? Amerika, 1200 isyancının öldüğünden söz ediyor. "

"Kenti 250 bin sivil terketmiş de olsa, ölenlerin hepsinin isyancı olması mümkün değil.

"Öldürülen her Iraklı'nın arkasında kardeşleri, karısı, kocası, ebeveynleri ve çocuklarından oluşan 10 belki de 20 kişi var. Yani her bir kişi için şimdi kan davası güdebilecek 20 kişi var.

"Bu durum Ocak'ta serbest ve adil seçimler düzenlenmesi hedefine, uzun vadede de demokrasi ve istikrar sağlanmasına hizmet edecek mi?"

Times'ta yazan Simon Jenkins de "Felluce'yi elde tutmak umutsuz bir girişim. Böyle kentler Amerikan askerlerinin boyunduruğunda uzun süre tutulamaz" diyor ve ekliyor:

"Rus general Kutusoz Moskova'yı 'Napolyon'u kurutacak sünger' diye nitelemişti. Irak'ın Sünni bölgeleri de Amerika için aynı durumda. Üstelik Şii bölgelerin aksine, burada durumu kontrol altına alabilecek bir Büyük Ayetullah Sistani de yok."

Jenkins'e göre yapılması gereken Amerikan ve İngiliz askerlerinin çekilmesi. "Bundan sonra ise kan dökülecek ve muhtemelen bölünme gelecek. Aynı Yugoslavya'da olduğu gibi," diyor yazar.

Arafat sonrası Orta Doğu

Times, Arafat'ın ölümü ardından söylentilerin alıp yürüdüğünü anımsatıyor ve Fransız yetkililerin ölüm nedenini açıklamak için artan bir baskı altında olduğunu yazıyor. Gazete bu söylentilerden bir kaçını şöyle sıralıyor:

"İsrail'in Maariv gazetesine göre Arafat, AIDS'ten ölmüş olabilir. Kimilerine göre konuklarını öperek karşılama alışkanlığı olan Arafat'ı yanaklarına zehirli krem süren bir kişi öldürdü. Kimileri ise Filistin liderinin kitapları parmağını yalayarak çevirdiğini, bunu bilenlerin onu zehirli bir kitapla öldürdüğünü öne sürüyor."

Financial Times, İngiltere ve ABD liderlerini Orta Doğu sürecine mutlaka ivme kazandırmaya çağırıyor. Ancak bu kez hedefin sadece toprak ya da barışın kendisi değil, demokrasi olması gerektiğini belirtiyor:

"Bu bölgede Amerika, İngiltere ve Fransa gibi ülkeler, yüz yıl boyunca istikrar getireceğini sandıkları despotlar, askeri üsler ve petrol için, demokrasiyi göz ardı ettiler. Müslüman alemindeki isyanın temel nedeni bu. Şimdi demokrasi getirecek bir siyaset şart. Ancak bunun aynı zamanda da inandırıcı bir siyaset olması gerekiyor."

Guardian'da yazan Jonathan Freedland ise Tony Blair'in Orta Doğu barış sürecinin canlandırılacağı açıklamalarını 'sınırsız iyimserlik' diye niteliyor. Bu düşüncesini de şu gerekçelerle açıklıyor:

"Ebu Mazen (Mahmud Abbas) başkanlığa seçilse bile, iktidarını kabul ettirebileceği kesin değil."

"Geçmişte taraflar bir anlaşmaya vardığında biri diğerini ihlalle suçlar, sonra arada bir hakem olmadığından misillemeye girişilir ve herşey çökerdi. Şimdi Londra, onları izleyecek uluslararası bir göz olacağına inanıyor. Ama askerlerdense silahsız danışmanların ve uzmanların da aynı işi göreceğini düşünüyor.

"Böyle bir iyimserlik ya - kendisini döven sevgilisine bu kez değişeceği umuduyla dönen bir kadınınki gibi - büyük bir saflık; ya da ilham verici ölçüde olumlu düşünmenin sonucu. Bence Blair fazlasıyla umutlu."

Daily Telegraph, İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un 1967'de Mısır'a karşı savaşı başlatmak için darbe düzenlemeyi bile düşündüğünü haber veriyor okuyucularına...

Gazeteye göre başbakan bu itirafı savunma bakanlığınca yayımlanan bir dergiye yaptı.

Aktarılanlara göre o dönemde binbaşı olan Şaron, hükümetin savaş ilanı konusundaki tutuk tavrı nedeniyle rahatsızdı ve genelkurmay başkanı olan İzak Rabin'e, kabineyi bir odaya kilitleyip darbe ilan ettirmeyi bile önerdi.

Şaron daha sonra Başbakan Levi Eşkol'a da böyle bir olasılığın olduğu uyarısında bulunuyor. Savaş çağrılarına başlangıçta direnen Eşkol, 5 Haziran 1967'de savaş ilan etmişti.

Avrupa'daki Müslümanlar

Hollanda'da gelişen şiddet olayları ardından, Avrupa'daki Müslümanların durumu da bugün mercek altında. Financial Times, Hollanda'da hala 800 bin kişilik Faslı ve Türk nüfusun tam anlamıyla toplumla bütünleşemediğine dikkat çekiyor; Göçmenlik Bakanı Rita Verdonk'un bir anlamda, iğneyi Hollanda toplumuna batıran sözlerini aktarıyor:

"Göçmenlere artık göçmen demediğimiz, onları sadece komşularımız ve iş arkadaşlarımız olarak gördüğümüz günlere ulaşmalıyız."

Hollandalıların yabancılara karşı sanıldığından daha muhazafakar bir yaklaşımı olduğu kaygılarını aktaran Financial Times, hükümetin Kültürel ve Sosyal Planlama Bürosu'nun Van Gogh cinayeti öncesinde hazırladığı bir rapora da dikkat çekiyor.

Rapora göre, Hollandalılar göçmenlerle gerginliğin artmasını ve İslami köktenciliğin güçlenmesini bekliyor.

Times, İngiltere'de Irk Eşitliği Komisyonu Başkanı Trevor Phillips'in Müslümanlardan şiddeti daha yüksek sesle kınamalarını istediğini yazıyor. Görücü usülü evlilikler ve kadınların sünnet edilmesi, son verilmesi istenen diğer uygulamalar.

Gazete bir diğer haberinde de "İslam ateşi Almanya'yı korkutuyor" diyor.

Habere göre, Almanya'da radikal veya ırkçı görüşlerin yayılmasını önlemek için vaazların Almanca verilmesi ve Kuran kurslarının Almanca yapılması gibi planlar üzerinde duruluyor.

Bu adımı gündeme getiren Berlin'de Türklerin gittiği bir camide, bir Türk imamın yaptığı açıklamalar olmuş.

"Almanlar, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmasına ancak minareler devrilip camiler yıkıldığı zaman izin verecekler" diyen imam şöyle devam ediyor: "Üstelik koltuklarının altını traş bile etmeyen bu kafirler, bu Avrupalılar kokuyor."

Gazeteye göre sözleri teyid edilirse adı açıklanmayan imamın Türkiye'ye sınırdışı edilmesi gündeme gelebilir.

AB bütçesine itiraz

Daily Telegraph, AB Sayıştayı'nın peşpeşe 10 yıldır birlik bütçesine onay vermeyi reddettiğini duyuruyor.

Gazeteye göre Sayıştay, harcamaların yüzde 93,4'ünün güvenli olmadığına veya hatalı hesaplamalar içerdiğine hükmetti.

Gazeteye açıklama yapan bir uzman 70 milyarlık bütçenin üyelere dağıtıldıktan sonra doğru kullanılıp kullanılmadığını takip etmenin zorluğundan yakınıyor.

Kız-erkek ayrımı

Hemen her gazetede, İngiliz eğitim sistemini düzenlemek için önerilen yeni bir düzenleme de yer buluyor. Times bu haberi alaycı bir dile sunuyor:

"Büyük eğitim reformunda başarı hedefleri, her sınıfta bilgisayarlar ve sınavlar vardı. Yeni mucize reçete ise, oturma düzeni."

"Oturma standartlarından pardon- okullardaki standartlardan sorumlu bakan yardımcısı David Miliband, karma eğitim veren okullarda kız ve erkek öğrencilerin ayrı yerlere oturtulmasını önerdi."

Habere göre dört yıllık bir çalışmaya dayanan bu öneride kız ve erkeklerin dikkatlerinin, hemcinsleri ile birarada otururlarsa daha az dağıldığı ve derse katılmakta daha cesur olduğu belirlendi.

BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik