|
14 Kasım 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Pazar gazetelerinden seçtiklerimiz: Arafat sonrası liderlik tartışması, İngiltere hükümetinden beslenme öğütleri, Hollanda'da tırmanan etnik gerginlik, ve politikleşen pop yıldızları.
'İpler Barguti'nin elinde' Yaser Arafat'ın ölümü ardından Filistinlileri neler bekliyor? Pazar gazetelerinde uzun makalelerle geniş biçimde işlenen konulardan biri bu. Independent on Sunday, Filistinlilerin liderliğini sonunda kimin devralacağı sorusunun, İsrail'in cezaevinde tuttuğu Fetih hareketi önderi Mervan Barguti tarafından yanıtlanacağı görüşüne yer veriyor. Gazeteye göre belki Barguti 'hapisteki başkan' sıfatını üstlenmek istemeyecek, ama sonuçta, Filistinlilerin başına geçecek olan kişi Barguti'nin desteklediği kişi olmak zorunda kalabilir... Fetih hareketi, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün şemsiyesi altındaki en güçlü grup. Bu grubun lideri olan Mervan Barguti, İsrail tarafından terör suçlamasıyla ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Sunday Telegraph, geçen eylül ayında Filistin topraklarında düzenlenen kamuoyu yoklamalarında, 'Arafat'ın sahneden çekilmesi durumunda lider olarak kimi seçerseniz' sorusuna, Filistin halkının yüzde 51'inin 'Barguti' yanıtını verdiğini yazıyor. Buna karşılık adı geçen diğer iki kişinin, Ahmed Kurey ile Mahmud Abbas'ın ankette gördüğü destek ise tek haneli sayılarla sınırlı. Sunday Telegraph, başkanlık seçimlerinde aday olması için Barguti'ye yapılan çağrıların giderek güç kazandığını bildiriyor. Ama Independent on Sunday'den de öğreniyoruz ki, hapisteki liderin eşi, 'kocasının şu an için durum değerlendirmesi yaptığını' söylüyor. Liderlik tartışmasındaki belirsizlik, işin bir yüzü. Independent on Sunday'in Orta Doğu muhabiri Robert Fisk, Arafat'ın ölümüne yol açan hastalığın bilinmezliğini sorguluyor. 'Sahi Arafat neden öldü' diye soran Fisk, bu soruyla anlaşılan Filistin liderinin zehirlendiği söylencesine göndermede bulunuyor. Öte yandan Sunday Times'ın sayfalarında ise, Arafat'ın eşi Süha'ya ne kadar para kaldı tartışmasını okuyoruz. Gazeteye göre, Yaser Arafat hasta yatağında yatarken, Filistin yönetimi ile Süha Arafat arasında kıran kırana bir miras pazarlığı yapıldı. Sunday Times, Süha Arafat'ın toplam 13 milyar sterlinlik bir servete konduğunu iddia ediyor. Gazete, yoksulluk içindeki Filistin topraklarında bu rakamın büyük rahatsızlık yarattığı görüşünde. 'Kalorili' reklamlara karşı kampanya Birkaç gazetenin birden başsayfalarındaki manşet habere geçecek olursak; Blair hükümetinin salı günü açıklaması beklenen kamu sağlığını artırma planlarının ana hedefi, beslenme alışkanlıklarını değiştirmek. Observer'ın önsayfasındaki iri puntolara göre, 'sağlıksız besinlerin televizyon reklamlarına kısıtlamalar' gelecek. Gazete, çocuklara yönelik televizyon programları arasındaki reklam kuşağında sağlıksız besin maddelerinin reklamının yapılmasının yasaklanabileceğini yazıyor. Independent on Sunday'in de manşete taşıdığı bu habere göre, Sağlık Bakanı John Reid, özel televizyon kanallarına yaptığı uyarıda, reklam politikalarını ya kendi başlarına değiştirmelerini, yoksa hükümetin yasak kararıyla karşılacaklarını söylüyor. Reid, şekerleme sanayiinin ticari çıkarlarıyla çelişse de, İngiltere genelinde kamuoyunun televizyon reklamlarına yönelik bu tip bir kısıtlamayı desteklediğini belirtiyor. Televizyon reklamları, çikolata ve hamburgere karşı açılan beslenme savaşının sadece bir cephesi. Observer'a göre hükümet, gıda maddelerini üç ayrı kategoriye ayırarak paketlerinde ne kadar sağlıklı olduklarının işaretlendirilmesini öneriyor. Trafik ışıklarından esinlenen bu plana göre, tahmin edebileceğiniz gibi, patetes cipsi 'kırmızı', meyve ve sebze ise 'yeşil' bir noktayla işaretlenecek. Ambalajına 'sarı' işareti uygun görülen gıda maddeleri ise, ölçülü yenmesi istenen süt ürünleri. Independent on Sunday, gıda endüstrisinin zaten bir süredir sağlıklı yaşam çağrılarına kulak verdiklerini kanıtlamak istediklerini yazıyor. Salataya ağırlık veren McDonalds, ya da, egzersiz kampanyası başlatan patates cipsi üreticisi Walkers firması, iki örnek. Sigaraya gelince.... Observer, bütünüyle yasak getirilmesini savunan kampanyacıların hükümetin bu konuda planlarından hayalkırıklığına uğradığı görüşünde. Gazete, sigaraya da belirli kısıtlamalar önerilse de, doktorların önerdiği çizgide bir yasaktan bahsedilmemesinin, kimi çevrelerde tütün sanayiine bir boyun eğiş olarak algılandığını yazıyor. 'Bölünmüş' ülke Hollanda... Hollanda'yı sarsan film yönetmeni Theo Van Gogh cinayeti, Sunday Telegraph'ın satırlarında. İslam dininde kadının konumunu eleştiren ve bu konuda tartışmalı bir filme imza atan yönetmen, Amsterdam'ın ortasında boğazı kesilerek öldürüldüğünden bu yana, Sunday Telegraph, 'göçmen karşıtlığının Hollanda'da dalga dalga yayıldığını' yazıyor. Cinayetten dolayı, Faslı bir zanlı bir yakalanmıştı. Sunday Telegraph'a konuşan bir Hollandalı, 'göçmenler konusunda işin ucunu kaçırdık, aşırı uçta köktendincilerin burnumuzun dibinde yaşamasına izin verdik' diye yakınıyor. Gazeteye göre, birçok Hollandalının kafasından geçenlere tercüman olan bir görüş bu. Ülkede 1 milyon Müslümanın yaşadığını yazan Sunday Telegraph, bunun Hollanda nüfusunun yüzde 6'sına denk düştüğünü; ve Roterdam gibi büyük kentlerde ise göçmenlerin kent nüfusunun yarısına yakın bir orana eriştiğini kaydediyor. Van Gogh cinayetinden sonra yapılan anketlere göre Hollandalıların yüzde 80'i, göçmenlerin zorla entegrasyonunu sağlamak amacıyla hükümetin sert önlemler almasını istiyor. Sunday Telegraph, bu hissiyata paralel biçimde Müslüman göçmenleri hedef alan saldırıların da aniden tırmandığına dikkat çekiyor. Gazetenin ifadesiyle, 'hoşgörüyle anılan Hollanda hiç bir bu kadar bölünmüş bir ülke olmamıştı; 30 yıllık çokkültürlülük deneyimi başarısızlığa uğradığının işaretlerini veriyor'. Sunday Telegraph, iki hafta içerisinde 20'ye yakın Müslüman okulu ve caminin saldırılara uğradığını, kundaklandığını yazıyor. Gazeteye konuşan Fas kökenli bir göçmen, 'şaşkınlık içindeyim' diyor: 'Hollandalı beyaz hanımlardan sokakta hakaretler işitiyorum; böyle bir şeyi daha önce hayal bile edemezdiniz'... 20 yıl aradan sonra yeniden Band Aid Bundan 20 yıl önce pop dünyasının önde gelen yıldızları Etyopya'daki açlığı gündeme getirerek yardım toplamak amacıyla birlikte bir kayıt yapmış; konser düzenlemişlerdi. Band Aid diye anılan bu girişim, şimdi bir kez daha gündemde. Sunday Times, 'bu seferki kampanya, Sudan'ın sorunlu bölgesi Darfur için' diye yazıyor. Noel'de piyasaya sürülecek CD'nin bir önceki gibi listelerde 1 numaraya yükselmesi bekleniyor. 'Fakat' diye ekliyor Sunday Times, 'günümüzün yıldızları 20 yıl içinde aldıkları derslerle stratejilerini değiştirdi; artık sadece dünyayı beslemek değil, yönetmek de istiyorlar'. Neden mi? Çünkü CD çıkararak topladıkları paranın fazla bir şey değiştiremeyeceğini anlamış bulunuyorlar. Sunday Times, 1985'te düzenlenen Live Aid konserinin Afrika'da açlıkla mücadele için topladığı 110 milyon sterlinin, bazı istatistiklerle karşılaştırıldığı vakit, bütün ışıltısının söndüğünü yazıyor. Zira 1995 yılındaki verilere göre, dünyanın en yoksul kıtası olan Afrika'nın Batılı ülkelere ödediği borç, hafta başına: 110 milyon sterlin. Sunday Times, bu tablo karşısında rock grubu U2'nun solisti Bono'nun, asıl sorununun üçüncü dünya ülkelerinin borçlarının silinmesi olduğuna kanaat getirdiğini ve dünya liderleriyle yüz yüze görüşerek bu sorunun altını çizdiğini yazıyor. Gazeteye göre pop ve rock dünyasının Bono ya da Bob Geldoff gibi yıldızları, şöhretlerini Afrika adına diplomasi kulislerinde lobicilik faaliyetleri yaparak daha iyi kullanabileceklerini gördü. Sunday Times, 'diğer yıldızların da bunu örnek almakta gecikmediğini' düşünüyor. Eski Boyzone'un şimdi solo çalışan yıldızı Ronan Keating'in, Gana'nın köylerine yaptığı 10 günlük ziyarette, küresel ticaretteki eşitsizliğin bu Afrika ülkesinde tarım sektörünü nasıl yoksul bıraktığını inceleyişi gibi... |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||