|
22 Ekim 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere'de yayımlanan Guardian gazetesinde Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğiyle ilgili bir yorum yer alıyor.
Guardian'daki, Jonathan Steele imzalı bu yorumun başlığı: " 'Evet, ama...'lı yılların ardından" Jonathan Steele, yazısında son ilerleme raporunun ardından, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin antresindeki onyıllar süren bekleyişinin sona erecek gibi göründüğünü ifade ediyor. Steel, buna rağmen, Türkiye'de halen bazı kuşkular bulunduğunun da altını çiziyor ve bu kuşkuların gerekçelerini sıralıyor: "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini destekleyenler hala tam olarak ikna olmuş değil. Aralık ayındaki zirvede ilke olarak 'evet' denilse bile, ve uzlaşma sağlandıktan sonra görüşmelerin gecikme olmadan başlanacağı da belirtilmiş olmasına rağmen, tarih verilmemesinden korkuyorlar. Fransa ve Almanya'da, Türiye'ye yönelik kuşkuların arttığını görüyorlar. Brüksel'in görüşmeleri tek taraflı olarak durdurabileceği yönünde komisyonun yaptığı uyarıyı not ediyorlar. Türkiye'ye tam üyelik yerine, özel statü ya da ayrıcalıklı ortaklık teklif edilmesi yönündeki çağrıları duyuyorlar." Avrupa Birliği'ne üyelik hedefinin Türkiye'nin siyasi reformları gerçekleştirmesinde çok etkili olduğunu belirten Jonathan Steele, ancak Türkiye'de ileri doğru adımlar atılmasının tek nedeninin bu olduğunu düşünenlere karşı çıkıyor. Steel'e göre, en az bunun kadar önemli bir neden daha var: Türkiye'deki kamuoyu ve sivil toplum örgütleri. Kamuoyunun gücünün en çok görüldüğü anlardan birinin, Irak savaşı öncesinde olduğunu belirten Steel, şöyle yazıyor: "Sokak gösterileri, onlarca milletvekilinin maydan okumasını sağlayarak, parlamentonun hükümetin çizgisini reddetmesine yardımcı oldu. Bu, Irak savaşı öncesinde Westminster'da görülen herşeyin ötesindeki bir parlamenter demokrasinin işaretiydi." Avrupa Birliği'nin artık Türkiye konusunda geri dönülemez bir yola girdiğini yazan Steel'e göre, artık Avrupa Türkiye'ye "hayır" diyemez. "Avrupa Birliği Türkiye'yi kabul etme konusunda o kadar ileri gitti ki; herhangi bir tereddüt, hem ülkedeki demokratlara ihanet etmek, hem de bölgeye ve tüm İslam dünyasına çok korkunç bir mesaj vermek anlamına gelecektir. Bu, İslam'a yeni bir tokat ve medeniyetler çatışmasında yeni bir darbe olarak yorumlanacaktır. Yıllarca "Evet ama.." dedikten sonra, Avrupa bir anda "Hayır" diyemez" Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu arasındaki güç savaşı devam ediyor. Komisyonun yeni başkanı Jose Manuel Barroso'nun, eşcinsellik ve evlilik hakkındaki görüşleri nedeniyle parlamentonun tepkisini çeken, komisyonun adalet ve içişlerinden sorumlu üye adayı Rocco Buttiglione'deki ısrarını sürdürmesiyle Avrupa Birliği yeni bir krize mi sürükleniyor? Fransız Le Monde'un yorumu şöyle: "Yeni başkan, parlamentodan bağımsız olduğunu kanıtlamak için Sosyalistlerle bir güç sınavına girmeyi tercih ederek, Komisyonun atanmasını tehlikeye soktu." Le Monde'a göre; "Barroso'nun ekibinin kaderi, Avrupa parlamentosundaki liberal ve merkezde bulunan 88 milletvekilinin elinde. Ancak liderleri, Buttiglione'ye 'havluyu atma' çağrısı yaptı." Le Figaro gazetesi de bir matematik hesabı yaparak, Barroso'nun işinin zor olduğunu yazıyor. Barroso'ya destek vereceklerini açıklayan milletvekillerinin sayısının 296 olduğunu belirten gazete, bunun 732 sandalyeli parlamentoda çoğunluğu sağlamaya yetmeyeceğini ifade ediyor. Yazının devamında şöyle deniyor: "Barroso, sosyalist ve liberallerin taleplerine razı olmayı reddetmesinin ardından, komisyonunda değişiklik yapmak zorunda. Barroso, parlamentoyla bir bilek güreşine girdi ve şimdi parlamento 27 Ekim'de ekibini onaylamayı reddederse, derin bir krize neden olma riski var." Liberation gazetesi de Barroso'nun ciddi bir hata yaptığı görüşünde... "Kürtaj hakkında, eşcinsellerin haklarına ve kadınların özgürlüğüne düşmanlığını bildiren militan bir Hristiyan, inandığı görüşlerine ters düşen Avrupa yasalarını uygulayabileceğini iddia edebilir mi?" diye soruyor gazete Rocco Buttiglione'yi kastederek ve şöyle devam ediyor: "Avrupa'nın ayakta kalabilmesi için, dini inançların ibadet yerlerinde ve bireysel vicdanlarda sınırlı kalması çok önemli." İspanyol El Pais gazetesi de benzer görüşler taşıyor: "Buttiglione, inançlarına sahip çıkmakta özgür, ancak Avrupa Birliği, eşitsizliğe ve ayrımcılığa karşı uygulanacak politikaları, bunları kabul etmediğini söyleyen birine emanet edemeyecek laik bir kurum." Alman Die Welt gazetesi ise, parlamento ve komisyon arasındaki bu güç savaşının sonucunda, Barroso komisyonu için çoğunluğun sağlanacağı ve parlamentonun bir kez daha kendini küçük düşürmüş olacağı tahmininde bulunuyor. Avusturya'da yayımlanan Die Presse gazetesiyse, Buttiglione tartışmasından öğrenilecek çok şey olduğunu yazıyor. "Parlamentodaki milletvekillerinin "Biz onu komisyonun bir üyesi olarak görmek istemiyoruz çünkü görüşleini sevmiyoruz" demeleri son derece meşru bir tartışma. Dünyanın her yerindeki meclislerde benzer şeyler oluyor. Neden Avrupa Parlamentosu'nda da olmasın?" Independent gazetesi, dün İngiliz kabinesinde alınan İngiltere'nin Irak'taki askerlerini kuzeye kaydırma kararıyla ilgili yorumlarda bulunuyor: "Yaklaşık 900 askerin ve destek ekiplerinin, Amerikan birliklerinin Felluce'ye saldırı düzenlemek için serbest kalmasını sağamak üzere Amerika'nın kontrolündeki alana kaydırılmasını kabul ettik. Ancak bu, bizim Felluce'ye düzenlenecek saldırıyı desteklediğimiz anlamına mı geliyor? Ve yüzlerce sivilin öldüğü hazırlık bombardımanlarının ardından böyle bir saldırıyla ilişkilendirilmeye hazır mıyız?" Kararın askeri mi siyasi mi olduğu tartışmalarına da değinen Independent, eğer karar siyasiyse, İngiliz askerlerinin Noel'de evlerine dönceği yönündeki sözlerin neye dayanılarak verildiğini de sorguluyor. Gazete şöyle devam ediyor: "Bu her açıdan kötü bir karar. Kötü hazırlanmış, kötü sunulmuş bir karar. Asla bu şekilde alınmamalıydı. Aslında bu karar hiç alınmamalıydı." İngiltere eski Dışişleri Bakanı Robin Cook ise, Guardian gazetesindeki yazısında, bu kararın ardından İngiltere'nin Irak batağına daha da saplandığını belirtiyor. "İngiliz birliklerini Amerika'nın kontrolündeki alanlara kaydırma kararının kaçınılmaz sonucu, askerlerimizin Amerikan yöntemleriyle ilişkilendirilerek karalanmaları ve sivil ölümlerinden sorumlu tutulmaları olacaktır." İran, Almanya, Fransa ve İngiltere arasında, İran'ın nükleer programı hakkında Viyana'da yapılan görüşmeler üzerine Alman Die Welt gazetesi, Avrupalı müzakerecilere şu tavsiyede bulunuyor: "Hediyelerinizi yanınızda götürün ama Kalaşnikofunuzu da taşıyın." Gazetenin hediyeden kastı, Tahran'ın uranyum zengileştirme programından vazgeçmesi halinde, Avrupa'nın vermeyi planladığı su reaktörleri.. Gazete, bunun bazı kesimlerce rüşvet olarak algılanabileceğini, ancak söz konusu olan İran'ın nükleer planlarını durdurmak ise, hiçbir ödülün çok yüksek olmayacağını yazıyor.. Kalaşnikof'la kastedileniyse gazete şöyle açıklıyor: "Eğer İran rejimi bomba üzerindeki heyecanından vazgeçmezse, kendi varlığıyla kumar oynadığı ona açıkça anlatılmalı." Frankfurter Rundschau ise, bu görüşmelerde Washington'un Avrupa'ya yeterince destek vermediğini savunuyor. Berliner Zeitung gazetesiyse, İranlıların nükleer anlaşmazlık konusundaki tutumlarının şahinlerin elini güçlendirdiğini belirtiyor ve Washington'un İran konusunda henüz net bir politikaya kararını veremediği yorumunda bulunuyor. "Amerikan yönetimi, amaç belirtmeksizin ambargo uygulama fikrinde ısrarlı.. Değişim mi olacak, yoksa reform mu? Uzlaşma mı, çatışma mı?" |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||