|
11 Ekim 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Avrupa basınında, Afganistan ve Avusturya seçimleri, Almanya'da aşırı sağ partilerin güç birliği, Fransa Cumhurbaşkanı'nın Çin ziyareti ve atmosferdeki karbondioksit seviyesinin artışı öne çıkıyor.
Alman Die Welt, Afganistan seçimlerinde seçmenin parmağına sürülen boyanın silinebildiğinin anlaşılmasıyla yaşanan tartışmalara değinmiş. Bu olayın seçim sonucunu tartışmalı hale getireceğini savunan gazete şöyle devam ediyor. "Mürekkebin de, Afganistan'da yeni bir dönem umutları kadar uçucu olduğu ortaya çıktı. "Şimdi zaferi, beklendiği gibi Hamid Karzai kazansa da, zaten büyük bir otorite sorunu yaşayan geçici Devlet Başkanı'nın temsil ettiği irade daha da gölgelenmiş oldu. "Ancak asıl kaybeden, uluslarının kaderini belirlemek için, tehditlere kulak asmadan sandık başına giden Afgan seçmen olacak." Der Tagespiegel 'e göre ise, mürekkep sorunu büyütülecek birşey değil. "Bunun sonucu değiştirmiş olması için, Afganların böyle bir sahtekarlığa kitlesel olarak katılması gerekirdi" diyen gazete şöyle devam ediyor; "Ülkenin bir çok ücra noktasında, seçmenin olan bitenden, ne için oy verdiklerinden bihaber olması ve bazı yerlerdeki milislerin seçmeni yönlendirme girişimleri daha büyük bir sorun. "Ancak geniş katılım ve ciddi bir şiddet olayı yaşanmamış olması tüm kaygıları geride bırakıyor." Başka bir Alman gazetesi; Frankfurter Rundschau ise, kadınların ülkenin bir çok yerinde seçimlere geniş katılım gösterdiğine dikkat çekmiş. Bu durumu "zafer içinde zafer" olarak tanımlayan İspanyol El Pais gazetesi ise şu satırlara yer vermiş; "Köktendinciliğin kendisini geri götürdüğü Orta Çağ'dan yeni çıkan Afgan kadınlar ilk kez, seçme hakkını kullanmanın ayrıcalığını yaşadılar. "Ancak ülkede görev yapan 8 bin kişilik çok uluslu gücün önemli bir kısmının, seçimler sonrasında çekilebileceği haberi, bu tablo adına son derece kaygı verici. Ülke, bu kalkana bir süre daha ihtiyaç duyacak." Gelelim Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın Çin ziyaretine geniş yer ayıran Fransız basınına. "Chirac'ın Çin hasadı" başlığını atan Le Figaro, Cumhurbaşkanı'nın bu ülkeden 4 milyar Euro'luk anlaşmalarla döndüğünü aktarıyor. "Şimdiye kadar Çin'i ziyaret eden bir Fransız Cumhurbaşkanı'nın elde ettiği en yüksek anlaşma boyutu bu. Ancak heyetteki sanayici ve işadamlarına hayal kırıklığı hakim. "Nedeni ise Airbus uçakları, hızlı tren ve nükleer enerji santralleri konularında herhangi bir imza atılamamış olması. "Ziyaretin dikkat çekici bir başka sonucu ise Chirac'ın, 1989'daki Tiananmen olayları sonrası başlatılan, Çin'e yönelik Avrupa Birliği silah ambargosunun sona erdirilmesi için irade beyan etmesiydi." Bir başka Fransız gazetesi Liberation ise, böyle bir adımın şu anda akıllıca olmayacağını savunuyor ve ekliyor; "Çin, insan haklarını ayaklar altına alan bir diktatörlükle yönetilmeye devam ediyor. Uygur ya da Tibetli ayrılıkçılara, Hong Kong demokrasisine ve Tayvan'a karşı da silahlı güç kullanıyor, ya da bunun tehdidinde bulunuyor. "Bu ülke ile endüstriyel ve diplomatik işbirliği gerekli, ancak bunun son derece dikkatli adımlarla yapılması gerekiyor." Fransız Liberation'dan sonra, ülkedeki iki aşırı sağcı partinin birleşme kararına geniş yer ayıran Alman gazetelerine göz atalım. Die Tageszeitung, bu birleşmenin büyük bir tehlike olduğuna şu satırlarla işaret ediyor. "Doğu'daki iki eyalette geçen ay yapılan eyalet seçimlerinde bu iki parti büyük oy patlaması gerçekleştirdi. "Alman Halk Birliği ve Milliyetçi Demokratik Parti'nin seçimlere ortak liste ile girme kararı alması bu başarının öncesinde düşünülemezdi bile. Zira bu seçimler güç birliğinin başarı getirdiğini gösterdi iki partiye. "Aşırı sağın oluşturduğu tehdit ile başa çıkabilmek için bütünlüklü bir siyasi strateji yeterli. Zira ortaya koydukları argümanların zayıflığı ortada." Die Welt ise fazla endişelenmeye gerek olmadığını düşünüyor. İki parti arasındaki görüş ayrılıklarını gerekçe gösteren gazete şöyle diyor. "Her grup, Nazi saçmalığını temsil yetkisinin bir tek kendisinde olduğunu düşünüyor. Bu nedenle aşırı sağ için safları birleştirmek şimdiye kadar hiç mümkün olmadı. "Eğer hareketin bu kendine zarar veren karakteri ileride ortadan kaybolursa, o zaman endişelenme zamanı işte." Avustralya'da Cumartesi günü yapılan seçimde, Irak savaşına destek veren muhafazakar Başbakan John Howard'ın partisinin iktidarını tazelemesi İngiliz gazetelerin yorum sayfalarında geniş yer bulmuş. Konuyu başyazısına taşıyan Independent, bu sonucun Amerikan Başkanı Bush ve İngiltere Başbakanı Tony Blair'in seçim performanslarına etkilerini değerlendirmiş. "John Howard'ın başarısı, önümüzdeki aylarda seçime girecek George Bush ve Tony Blair'e umut verecektir. "Eğer Canberra'daki müttefikleri kaybetseydi, ikisinin de yeniden seçilme umutlarının üzerine koyu bir gölge düşecekti. Irak'ta giderek derinleşen felaketin sorumlusu olan yönetimlerin sonunun yaklaştığı yorumu yapılacaktı. "Ancak Bush ve Blair, Irak'ın sahip olduğu kitle imha silahlarının hala bulunamamış olması ve ülkelerini alelacele savaşa sürüklemeleri nedeniyle kamuoylarında yarattıkları güvensizliğe rağmen, şimdi çıkıp seçimlerin sonucunu daha çok iç politik meselelerin belirlediğini savunabilecekler. "Irak'ın, düşüşlerinin kesin nedeni olmayacağına güveniyor olacaklar artık." "Küresel ısınmanın saati daha hızlı tıklamaya başladı". İngiliz gazetelerinin bir çoğunda yer alan bu habere göre, atmosferdeki karbondioksit seviyesi şimdiye kadar görülenden daha hızlı artmaya başladı. Daily Telegraph şöyle diyor; "Bilimadamları, 2002 ve 2003'te başlayan bu artışı açıklayamıyor. Ancak bunu, kömür, gaz ya da benzin kullanımındaki bir artıştan ziyade, doğal nedenlerle açıklama eğilimindeler. "Bir grup bilimadamına göre, yerküre ısındıkça; orman, toprak, okyanus gibi doğal kaynaklar daha fazla karbon yaymaya başlıyor. "Özellikle toprağın, üzerindeki yeşil örtünün, örneğin yanarak ortadan kalkması sonucu daha fazla karbondioksit salgılamaya başladığına işaret ediliyor." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||