|
10 Ekim 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Irak'ta rehin tutulan İngiliz Kenneth Bigley'in eylemcilerin elinden kurtulması, ancak sonra yakalanarak öldürülmesi, bugün tüm İngiliz Pazar gazetelerinin ilk sayfalarına taşınıyor.
Independent on Sunday, haberi, "Ken Bigley'in katillerinin elinden kaçabilmek için son umutsuz teşebbüsü" başlığıyla manşetine taşıyor. Manşetin hemen altında, Bigley'in 35 yaşındaki Tayland doğumlu eşi Sombat'ın bir fototgrafıyla.. Gazete, İngiliz rehinenin eylemcilerin elinden kurtulduktan sonra, kaçarak geçirdiği saatleri anlatıyor okurlarına. Gazetenin iç sayfalarında, Bigley'in ailesinin, rehin tutulduğu üç hafta boyunca serbest bırakılması için sarfettiği çabalara yer veriliyor. Yorum yazısındaysa, Bigley'in başından beri öldürülmesinin planlandığı, bu sürecin bu kadar uzamasının başka bir nedeninin olduğu savunuluyor. Yazıya göre, Bigley'le beraber rehin tutulan iki Amerikalının bu kadar erken öldürülmesinin, Bigley için ise umutların 3 hafta boyunca sürmesinin nedeni, Amerikan medyası ve kamuoyunun artık Irak'ta rehin tutulan kişilerin hikayelerine çok yer vermemesi, İngiliz medyasının ise haftalarca konuyu manşetlerinden görmesi. Bigley'in öldürülmesi Sunday Times'ın da manşetinde.. Gazetenin yorum yazısında da aynı soru soruluyor: "Bigley'in kaderi daha işin başından belli miydi?" Gazetenin başyazısındaysa, Bigley'in rehin alınmasının hafızalara kazınacak olaylardan biri olduğu belirtiliyor: "Irak'la ilgili, ilk zamanlarda, en çok hatırlanacak olan sahne, Bağdat'taki Saddam Hüseyin heykelinin devrilmesiydi. En küçük düşürücü olanlarsa, Ebu Gureyb hapishanesindeki işkence görüntüleri oldu. Şimdi, bu görüntüler bile, umutsuz Kenneth Bigley'in televizyonlarda hayatının bağışlanması için yaptığı çağrıların yanında geri planda kaldı". Guardian da bugün, Bigley'in hikayesini manşetinden gören gazeteler arasında. Gazetenin iç sayfalarında da "Cehennemde üç hafta" başlığıyla, Bigley'in 3 haftalık rehineliğinin ardından öldürülmesinin ayrıntılarına iniliyor. Yazıya göre, Bigley'e turuncu kıyafet giydirilmesinin ve bir kafes içinde görüntülerinin çekilmesinin nedeni, Amerika'nın Guantanamo üssündeki tutukluların durumuna dikkat çekmek.. Yazıda, Bigley'in rehin tutulduğu 3 hafta boyunca serbest bırakılması için İngiliz hükümetinin yanısıra, Libya lideri Kaddafi, Filistin lideri Arafat, İrlanda başbakanı Ahern gibi isimlerin de devreye girdikleri bir kez daha hatırlatılıyor. Gazetede yer alan yorum yazısının başlığıysa, "Amerika onu kurtarabilirdi". Eylemcilerin talebinin Iraklı kadın mahkumların serbest bırakılması olduğunun hatırlatıldığı yazıda, Amerikalıların buna izin vermedikleri ve İngiltere'nin de ortada bir yanlış anlama olduğunu anlatma konusunda başarısız olduğu belirtiliyor. Şöyle deniyor: "İngiltere, ne kadar İngiliz askeri ya da sivil ölürse ölsün, ne kadar Iraklı işgal güçlerince öldürülürse öldürülsün, Amerika'nın hiçbir hatasına karşı gelmeyi kabul etmiyor". Jason Burke imzalı bir diğer yazıda da, "Kenneth Bigley'i öldürenleri affedemeyiz ancak yanıtları bulmak için bu dehşetin ötesine bakmamız gerek" deniyor. "Afganistan seçimleri bir fiyasko" diyor Sunday Telegraph gazetesi, dün yapılan seçimlere hile karıştırıldığıyla ilgili haberlere gönderme yaparak.. Devlet Başkanı Hamid Karzai'ye karşı yarışan rakiplerinin, oy kullanıldıktan sonra parmaklara sürülen mürekkeplerin birkaç dakika içinde uçması üzerine, tek tek yarıştan çekildikleri hatırlatılıyor ve ülkede yapılan ilk başkanlık seçimlerinin siyasi bir kargaşaya neden olduğu yorumunda bulunuluyor. Independent on Sunday ise şöyle diyor haberinde: "Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush'un Irak için bir model olarak gösterdiği seçimler ters tepmiş olabilir" Habere göre, seçimleri Taliban şiddetinin raydan çıkarmasından endişe ediliyordu, ancak seçimlere gölge düşüren şey bir başka sorun oldu. Sunday Times da Afgan seçimlerini sayfalarında görüyor.. Gazetede yer alan izlenim haberine, bazı Afgan kadınların oy vermelerinin eşleri tarafından engellendiği, seçimlerde kime oy verileceğinin aşiret liderleri tarafından belirlendiği belirtiliyor. Guardian ise seçimlerden umutlu.. "Afganlar demokrasiye bir şans veriyorlar" diye yazıyor gazete ve demokrasi umudunun altını şu sözlerle çiziyor: "Milyonlarca Afgan dün sandık başına akın ettikler. Yanlarında, 25 yıldır süren acı, savaş ve kan dökülmesinin seçmen kağıdına atacakları bir işaretle sona ermesi umudunu taşıyarak" Avustralya'da dün yapılan seçimlerden Başbakan John Howard'ın dördüncü kez zaferle çıkması, Sunday Telegraph tarafından "tarihi zafer" olarak nitelendiriliyor ve böylece Irak'taki Avustralya birliklerinin görevlerine devam edeceği belirtiliyor. Gazete, bu durumun da Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere açısından rahatlatıcı olacağını yazıyor. Guardian gazetesi de John Howard'ın seçim zaferiyle ilgili şu yorumda bulunuyor: "Bu sonuç, Irak savaşını destekleyen hükümetlerin seçmenler tarafından cezalandırılacakları görüşüne ters düşüyor. Ancak, Howard, Irak'taki Avustralya birliklerinden hiçbir kayıp gerçekleşmediği için şanslı." Sunday Times gazetesiyse, Howard'ın elde ettiği zafere rağmen, şimdi kendisini parti içi mücadelenin beklediğini yazıyor. Gazete, Howard'ın parti liderliğinden çekileceğini duyurduğunu, ancak seçimlerin öncesinde bu kararından vazgeçtiğini ve bunun da partide görevi kendisinden devralmayı bekleyen Peter Costello'nun taraftarlarını kızdırdığını belirtiyor. Gazeteye göre, muhalefette kalan İşçi Partisi'nin lideri Mark Latham'ın ise parti içi rekabet gibi bir sorunu olmayacak. Fransız filozof Jacques Derrida'nın ölümü de bugün birçok pazar gazetesinde yer alan başlıklar arasında.. Independent On Sunday gazetesi, 74 yaşında pankreas kanserinden ölen Derrida'nın felsefenin radikal ve duayen isimlerinden biri olduğunu belirtiyor ve 1960'larda geliştirdiği; edebiyatta, dilbilimde, hukuk ve mimaride uygulanabilecek bir analiz yöntemiyle anıldığını hatırlatıyor. Guardian gazetesi de, Derrida'nın dünyanın en etkin filozoflarından biri olarak nitelendirildiğini belirtiyor. Alman nihilist yazar Friedrich Nietzche'den ve Sigmund Freud'un psikanalatik geleneğinden etkilenen Derrida'nın modern analitik düşüncenin sınırlarını yeniden tanımladığı ifade ediliyor. Gazete, Jacques Derrida'nın en büyük hayalkırıklığınıysa şöyle anlatıyor: "Derrida, Cezayir'in futbol takımında oynayan yazar Albert Camus'nun ayak izlerinden gitmek isterdi. Bir keresinde, 'Profesyonel bir futbol oyuncusu olmak isterdim ama bunu bırakmak zorunda kaldım. Çünkü yeterince iyi değildim' demişti". |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||