|
31 Ağustos 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Irak'ta kaçırılan iki Fransız gazeteci ve kaçıranların, Paris'in devlet okullarındaki baş örtüsü yasağını kaldırmaması durumunda, gazetecileri öldürme tehdidi, Avrupa basınında birinci sırada.
Paris merkezli International Herald Tribune, ülkedeki hissiyatı; "Eşine az rastlanan bir birlik ve beraberlik havası" diye tanımlıyor. Gazete, hükümetin, gazetecileri kaçıranların taleplerine boyun eğmeme kararlılığının, her kesimden destek bulduğunu yazıyor. "İktidar, muhalefet ve dini liderler tek ses. Gazetecilerin kaderi ile bir bez parçası ile ilgili bir yasayı birbirinden ayrı tutmakta kararlılar. "Ayrıca Fransa'daki müslüman liderler de, dini sembollerin devlet okullarında kullanılmasının yasaklanmasını tamamen iç politikayla ilgili bir konu olarak algılıyor ve dışarıdan kimsenin bu konuya burnunu sokmaması gerektiğini düşünüyor." İspanyol El Pais ise, "Milliyetin önemi yok. Artık hepimiz rehineyiz" diyor. Gazeteye göre, bugün Irak'ta yaşananların sorumluluğu kimde olursa olsun, sonuçları artık herkesi etkiliyor. Alman Berliener Zeitung da, Paris'i geri adım atmamaya çağıranlardan. Gazete şöyle devam ediyor. "Fransa geri adım atamaz. Zira karşılarındaki talep, egemenliklerini ve devletin meşruiyetini sorguluyor. "Eğer bu talebe boyun eğerlerse, bu olay burada kalmaz ve bu tür taleplerin ardı arkası kesilmez. Başörtüsü yasağını, iki kişinin hayatı için kaldırmak, çok daha fazla insanın hayatını tehlikeye atar." İngiliz Independent'ta yazan John Lichfield ise, gazetecilerin kaçırılmasının, Fransa'nın İslam dünyası ile ilişkilerindeki açmaza işaret ettiğini vurguluyor. "Bu kriz Fransa'yı, İslam dünyasına karşı, Amerika'ya alternatif bir siyaset geliştirme çabalarının içinde barındırdığı çelişkilerle yüzyüze getirdi. "Sömürgeci geçmişi ve ülkedeki 3 milyonu aşkın müslüman nüfusu nedeniyle Paris, Arap ülkeleriyle özel bir ilişki kurmakla mükellef olduğunu düşünüyor. "Öte yandan, Fransız hükümeti ve halkı ile müslüman azınlık arasındaki sorunlu ilişkiler, ülkenin İslam ile ilişkisini karmaşıklaştırıyor." Rus İzvestiya gazetesi ise, Irak Savaşı'na karşı duruşları nedeniyle Rusya ve Fransa arasında paralellik kurmuş. Ancak İzvestiya'ya göre, son olay Moskova'nın durumunun daha kritik olduğunu gösteriyor. "Paris gibi Moskova da, savaş öncesinde Amerika'nın planlarını engellemeye çalışmıştı. Irak halkının bunu unutmayacağı ve Rus halkını dost olarak hatırlayacağı sanılıyordu. "Ancak gazetecilerin kaçırılması, bunun doğru olmadığını gösterdi. Benzer taleplerin konu edileceği, benzer eylemler açısından Rusya Fransa'ya kıyasla daha büyük bir hedef. Çeçenistan ile kıyaslarsanız, birkaç başörtülü öğrenci nedir ki?" Moskova destekli Ali Alkanov'un kazandığı, Çeçenistan'daki devlet başkanlığı seçimleriyle ilgili usulsüzlük iddiaları da geniş yer bulmuş Avrupa basınında. Ancak Alman Die Welt gazetesi, Almanya Başbakanı Gerhard Schroeder ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın Moskova ziyaretinde, Çeçenistan sorunun pas geçileceğini belirtiyor. "Son Almanya, Fransa, Rusya zirvesinde yaptıkları gibi, De Gaulle'ün Amerika karşıtı Avrupa gücü fikriyle meşgul olacaklar. Dolayısıyla, Çeçenistan'ın adı bile geçmeyecek. Berlin, Paris ve Moskova'nın yeni bir üçlü ittifak arayışı ahlaki açıdan sorgulanmalı." Aynı konuya bir başka Alman gazetesi Die Tageszeitung da parmak basmış. Avrupa'nın Çeçenistan konusundaki "sessizlik politikası"nı şu sözlerle eleştiriyor gazete. "Bu politika neticesinde Avrupa, Çeçenistan'da yaşanan trajedinin sorumluluğunu da üstlenmiş oluyor. Üstelik, yakın zamanda kendisi de Çeçen terör eylemlerine sahne olabilir." Ve New York'taki Cumhuriyetçi Parti kurultayı. Financial Times'daki Frank Luntz imzalı yazıda, geçen ayki Demokrat Parti kurultayı değerlendiriliyor ve bunun ışığında Cumhuriyetçilerin seçim yarışında öne geçmek için yapması gerekenler sıralanıyor. Başlık; "Cumhuriyetçilerin sloganlardan fazlasına ihtiyacı var" "Demokratların kurultayı hedefleri açısından neredeyse mükemmel sonuç verdi. Kullanılan temalar, kararsız seçmen açısından işe yaradı. Şimdi sıra Cumhuriyetçilerde. Onların da ılımlı seçmene hitap edebilmesi gerekiyor. "Son 4 yıl aşırılıklarla geçti. Ekonomiden iç güvenliğe çok önemli değişimler yaşandı. Bu değişimden başı dönen seçmen, iş başına gelecek başkandan öncelikle istikrar ve güvenliği sağlamasını istiyor. "Amerikalılar için şu anda güvenlikten daha önemli bir konu yok. Eğer Bush seçmeni, Irak'ı istediği için değil, mecbur olduğu için işgal ettiğine inandırabilirse, kurultay başarıya ulaşmış demektir. "Ekonomiye gelince. Cumhuriyetçiler şimdiye kadar istatistiklerin soğuk diliyle anlattı yaptıklarını. Ancak bu, geçim mücadelesi veren insanlar için bir şey ifade etmiyor. Bu sefer anlatımlarını kişiselleştirmeli, verdikleri örneklerde insanı öne almalılar." Guardian'da yazan Martin Kettle ise kurultay öncesi New York'ta, yüzbinlerce kişinin katılımıyla düzenlenen Bush karşıtı protestolar ile başlıyor söze. Protestolarda, Başkan'ın aptal ve tehlikeli olduğu temasının ortak olduğunu hatırlatan yazar şöyle devam ediyor. "Bush'u biraz daha ciddiya almak gerekiyor. Bunun en basit nedeni ise, 4 yıl daha Amerikan Başkanlığı koltuğuna oturma ihtimalinin bulunması. Ancak eğer gerçekleşirse bunun nasıl olduğunu da anlamaya çalışmak gerekiyor. "Dünyanın geri kalanı Bush'un aptal ve tehlikeli olduğunu düşünüyorken, nasıl oluyor da, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki milyonlarca aklı başında seçmen bunun aksini düşünüyor? "Eğer kazanırsa, hatta az farkla kaybederse bile, Amerika'nın neden bu kadar farklı olduğunu anlamak için daha fazla zaman harcamamız gerekli. Amerikan siyasal hayatında ağırlığın nasıl olup da bu kadar sağa kaydığının sorgulanması gerekiyor. "Gördüğü destek buradan mı geliyor bilmem ama, bana göre Bush'un yaptığı en dikkate değer değişiklik, hükümeti büyütmesiydi. "Johnson'dan bu yana kimse kamu harcamalarını bu kadar arttırmamıştı. Eğitime ayrılan bütçeyi yüzde 75 oranında arttırdı. Sağlıkta da öyle. Ayrıca polis, ambulans ve iftfaiye gibi hizmetlere ayrılan payı da 6 kat arttırdığını söylüyor. Amerikan hükümeti için çalışanların sayısı tarihte olmadığı kadar artmış durumda." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||