|
18 Ağustos 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere gazetelerinde bu sabah gündeme hakim olan konular ülkenin güneybatısını etkisi altına alan şiddetli yağış ve sel ile iki hafta önce yakalanan sekiz terör zanlısının bugün mahkeme önüne çıkıyor olması.
Daily Telegraph beraberlerinde "keşif planları" bulunduğu belirtilen bu kişilere yönelik suçlamaları şöyle sıralıyor. "Sekiz İngiliz iki ayrı komploya karışmakla itham ediliyor. Bunlardan ilki 2000 yılı Ocak ayından bu aya dek, kim olduğu belirtilmeyen kişileri öldürmek. Ancak kaynaklara göre belirli bir hedef olsaydı açıklanırdı." "İkinci olarak da sekiz zanlının birlikte ve başkalarıyla, radyoaktif maddeler, zehirli gazlar kimyasal ve patlayıcı maddeler kullanarak saldırı düzenlemeyi planladığı öne sürülüyor. " Bu kişilerin yakalanmasıyla, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki finans merkezlerinde terör alarmının yükseltilmesinin bağlantısına işaret eden Times, ABD'nin bu kişilerden bir kısmının iadesini isteyebileceğini kaydediyor. Yine Times'ta yazan Simon Jenkins ise İngiltere'de terör zanlılarının süresiz gözaltında tutulması uygulamasını ve özellikle İçişleri Bakanı David Blunkett'ı eleştiriyor. Jenkins, yargıçların bu kişilerin aleyhlerindeki ifadelerini işkence altında verdikleri iddiasını reddetmesini "işkenceci İngiliz olmadığı sürece işkence iyidir" yaklaşımı olarak yorumluyor. "Müslüman dünyasına sunduğumuz tüm savlar, insan haklarına gösterdiğimiz üstün saygıya dayanıyordu. Bu çerçevede işkence düşünülemez olmalı. Sayın Blunkett vicdanınız size işkence etmiyor mu?" diye soruyor Jenkins. Financial Times, Irak'taki gelişmeleri değerlendirirken, ulusal konferansın çabalarını, çözüm için "ufak bir fırsat" diye niteliyor. "Washington, İyad Allavi'nin geçen ayki af önerisini başarıyla berbat etti. Bu plan milliyetçi unsurları sisteme katarak, cihadileri izole edebilirdi. Bu hatanın tekrarlanması aptallık olur. Hele Irak'ın kaderi İmam Ali türbesiyle Amerikan tankları arasındaki mesafe kadar ince bir denge üzerindeyken." Sistani'nin yokluğu "Necef'ten binlerce kilometre ötede, üçlü by-pass ameliyatı geçiren 74 yaşındaki bir adamın durumu Amerikalılar ve Mehdi ordusu Necef'i cephaneliğe çevirirken pek önemsiz gelebilir. Ama söz konusu kişi Ayetullah Sistani: Irak'ın başlıca demokrasi umudu." Independent'ta Johann Harri, bu satırlarla başladığı makalesinde, Necef'teki olaylartın tırmanmasının Sistani'nin Londra'da kalp ameliyatı geçirdiği döneme rastlamasının tesadüf olmadığını vurguluyor. Harri, Sistani'nin şu ana dek hem Muktada es Sadr'ı, hem de ölüm cezasını geri getiren, El Cezire televizyonunu Bağdat'tan çıkaran Başbakan Allavi'nin çıkışlarını dizginleyen isim olduğunu belirtiyor. "Sistani ilerici Müslümanların hayalini kurduğu bir projeyi başlattı: Din adamlarının desteklediği, hatta koruduğu bir demokrasi... Benim gibi Irak'ın özgürlüğünü savunanlar, kendilerini yaşlı bir ayetullahın hayatta kalmasını ummak gibi garip bir durumda buluyorlar. Siyasi felsefesi savaşı kazanamadan ölse de, Sistani'nin fikirleri yaşayacak. Ancak korkarım bu fikirler, silah sesleri içinde kaybolabilir. " İspanya'da Irak-Afganistan karşılaştırmaları İspanya, ISAF bünyesinde görev yapmak üzere Afganistan'a sevkedilecek bin kişilik birliğinin öncü grubunu uğurlarken, İspanyol gazeteleri hükümetin Irak stratejisini sorguluyor. ABC, "Afganistan'a gönderiyoruz da neden Irak'a asker sevketmiyoruz?" diye soruyor. "Ülkede siyasi ve askeri dönüşümün çerçevesini belirleyen bir Birleşmiş Milletler kararı yok mu?" diyen gazete, hükümetin seçilmeden önce Irak'ta İspanyol askerlerinin kalması için gündeme getirdiği bu koşulun aslında yerine gelmiş olduğunu vurguluyor. La Razon da Afganistan'a asker sevkini Madrid hükümetinin tutarsızlığı olarak niteliyor. "Madrid'in benzer durumlara farklı yaklaşımları var. Oysa hem Afganistan'da hem Irak'ta yabancı asker bulunmasının nedeni, uluslararası terörle mücadele ile uluslararası güvenlik ve işbirliği." Batı Şeria'da yeni yerleşime tepki Times İsrail'in Batı Şeria'da bin yeni konut inşası kararını "Şaron yol haritası anlaşmasını yıktı" manşeti ile duyuruyor; kararı 'kumar' olarak niteliyor. "Şaron Gazze'den çekilme planına muhalefeti, planın ayrıntılarını açıklamayı erteleyerek gidermeye çalıştı. Şimdi de yeni yerleşimler karşılığında Gazze'den çekilmeyi sağlayabileceğini umuyor. Ancak daha fazla toprak talebi olarak görülecek bu adımla Şaron aslında ahlaki zeminde mevzi kaybediyor. " Financial Times'ta yazan Avrupa Reform Merkezi adlı düşünce kuruluşundan Steven Everts ve Charles Grant, İngiltere Başbakanı Blair'in Washington'un Orta Doğu politikasını aynen destekler izlenim yarattığı uyarısında bulunuyor. "Başbakan bu yanlış izlenimden sıyrılmak için Orta Doğu'da barış yolunda yeni girişim çağrısında bulunan bir konuşma yapmalı ve yol haritası ölçütlerine bağlı olduğunu vurgulamalı. Bu konuşmanın Washington'u eleştirmesi gerekmez." Müslümanlarla açmaza Türkiye anahtarı Guardian'da yazan Polly Toynbee, liberallerin göçmenlik düşmanlarıyla bir tutulmamak için Müslümanları teskin edici siyasetleri uygulamak durumunda kaldığını belirtiyor. "Oysa Müslümanları ırkçı yaftasını yemeden eleştirebilmeliyiz" diyor. "Ilımlı Müslümanların aklı selim çağrıları o kadar zayıf ki, duyulmuyor. Ilımlılar kendi içlerindeki aşırı ve deforme olmuş unsurlara karşı mücadele etmeleri gerekirken, terör aleyhinde hala pek nadir tavır koyuyorlar. Oysa Müslümanlar hemen ırkçı diye karalamak yerine, başkalarının dinlerini eleştirme hakkı olduğunu kabul etmeli." Toynbee, "işte bu noktada mutlaka bir açmaz olması gerekmiyor" diyerek Türkiye'yi örnek gösteriyor: "İslam düşmanı olmayan tutarlı bir tavır da mümkün ve bunun anahtarı Türkiye'nin elinde. İşte karşımızda demokratik bir Müslüman toplum. Kemal Atatürk'ün radikal laikleşme reformları sayesinde teokratik geçmişlerinden kaçmak isteyen devletler için model haline geliyorlar. Avrupa'ya katılım yolunda insan hakları ve ekonomi kriterlerini yerine getirmede hızla yol alıyorlar ve ılımlı laik islamın simgesi olarak kucaklanmalılar." Özel hayat-kamu alanı tartışması İngiltere'de basın, İçişleri Bakanı David Blunkett'ın, muhalefetteki Muhazafakar Parti ile yakın bağlantıları olan evli bir kadınla ilişkisini, kamu ve özel alan ayrımı açısından tartışmaya devam ediyor. Times bu konuyu başyazısında işlerken, "siyasetçilerin özel hayatları yüzünden görevden ayrılmaya zorlandığı günler hoş değildi ama seçmenlerin siyasetçiler konusunda hükümlerini etkileyebilecek bilgilere ulaşmasının engellenmesi de hiç cazip değil" diyor. Özel hayata dair bir başka tartışma Almanya'da sürüyor. Konu Başbakan Gerhard Schröder'in üç yaşında bir Rus kızı evlat edinmesi.... Berliner Zeitung bu haberin sadece özel hayat kapsamına girmediğini, halkın nasıl bir insanın ülkeyi yönettiği konusunda fikir sahibi olmaya hakkı olduğunu vurguluyor. Gazeteye göre bu adım da siyasi olarak, Schröder'e artı puan sağlayabilir. Der Tagesspiegel de bu konudaki haberlerin verilmesini ancak fotoğrafların yayımlanmaması gerektiğini savunuyor. "Başbakan'ın çocukları olduğunu bilmek yeterli görünümlerini bilmek kimseyi ilgilendirmez" diye yazıyor. Paris merkezli İnternational Herald Tribune bir Rus kızı evlat edinerek Schröder'in, ülkesinin eski düşmanı ile arasına kişisel bir köprü kurduğunu savunuyor. Slovakya'da Pravda, üç yaşındaki Viktoria'yı "Almanya'nın en ünlü Rus'u" olarak niteliyor, "Schröder'in bu kararı sosyal reformlarının protesto edildiği bir dönemde kasten aldığını savunmak, insanlara kötü niyetle bakmak olur" diyor. Almanya'da bu sosyal reformlar aleyhindeki gösteriler konusunda ise Der Tagesspiegel, her pazartesi düzenlenmesi gelenek haline gelen gösterilerin, bireysel tabiatına vurgu yapıyor. "Burada siyasi görüşlerden, çok bireyin şahsi çıkarını korumak için ilk elden spontane çabası var. İşte bu nedenle gösteriler bir anlamda demokrasinin en temel aşaması düzeyinde. Medyanın buna bu kadar yakın ilgi göstermesinin ve hükümetin paniğe kapılmasının nedeni de bu..." Die Welt ise özellikle Almanya'nın doğusunun gösterilerdeki rolüne vurgu yapıyor. "Doğudakiler sorunlarının reformlardan vazgeçilmesiyle sonuçlanacağını sanıyorlarsa yanılıyorlar" diyor. Gazeteye göre "pazartesi gösterileri hiç bir yere varmıyor" Fransa'da Le Monde yeni Avrupa Komisyonu'nda Fransa'nın temsilcisinin ulaştırmadan sorumlu üyeliğe getirilmesini AB içinde azalan etkilerine bağlıyor. "Almanya'nın da benzer bir durumda olması, Almanya - Fransa ikilisinin İngiltere ve daha küçük ülkeler karşısında mevzi kaybettiğinin göstergesi. İki ülke zayıf ekonomilerinin ve fazla savunmacı olarak algılanan tavırlarının bedelini ödüyor." İçkiye vergi tartışmaları İskandinav gazetelerinde ise, İsveç'in alkollü içkilerdeki vergiyi yüzde 40 oranında azaltması teklifleri tartışılıyor. Finlandiya ve Danimarka, vatandaşlarının komşu ülkelere gidip toptan içki almasını engellemek için benzer önlemler almıştı. İsveç'ten Dagens Nyheter "İsveç'in alkolde kısıtlama siyasetinin çökme noktasına gelmesi kutlanacak bir şey değil" diyor. Finlandiya gazetesi Vasabladet, "alkolün domino etkisi" olarak nitelediği durumu açıklarken, Finlandiya'da Mart ayında vergilerin azalmasından bu yana, alkollü araç kullanma olaylarının yüzde 22,5, fiziksel zararla sonuçlanan suçların yüzde 16,6 arttığını anımsatıyor. "Yeni AB anayasasında alkol tüketimi ilk kez pazarlamayla ilgili değil kamu sağlığı ile ilgili bir mesele olarak tanımlanıyor. Tek makul yol Avrupa genelinde geçerli bir alkol vergisi sistemi uygulamak. Kuzey ülkeleri de Avrupa Birliği'ni sağlık odaklı bir siyaset uygulamaya sevketmek için birlikte çalışmalı" Bir diğer İsveç gazetesi Sydsvenska Dagbladet ise kötümser: "Diğer AB ülkelerini kamu sağlığını göz önüne alan düzenlemelere katılmaya ikna etme ihtimali pek yüksek görünmüyor" diyor. Artan suç oranlarını düşürmek için İngiliz Times ise bambaşka bir yöntemden söz ediyor. Süpermarket zincirleri güvenlik için Beethoven'a, Mozart'a, yani klasik müziğe başvuruyor. Hırsızlık yapan ya da çevreye zarar veren gençler mağazalarda klasik müzik çaldığında içeride durmuyorlar. Co-op adlı şirketin yetkilileri dört mağazada denenen yöntemden memnun, ancak yine de ufak zararlara uğranabiliyor. Şirketin güvenlik yetkilisine göre, iki mağazada gençler ses sisteminin kablolarını koparmış. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||