|
8 Ağustos 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere'nin değişik kentlerinde bazı Müslümanların evlerine yapılan baskınlardan sonra terörizm sanığı olarak gözaltına alınanlarla ilgili tartışmalar sürüyor.
Observer bugünkü başyazısında bu kişiler hakkında resmi açıklama yapılmadığı için, ne tür tehlikeler taşıdıklarına dair korkutucu spekülasyonların medyada yer aldığına dikkat çekiyor. Gazeteye göre, medyanın bazı kesimlerindeki bu tür terör hazırlığı spekülasyonlarına rağmen İngiltere kamuoyu, "anlatıldığı kadar tehdit içinde olmadığının farkında." Zaten terör saldırılarında ölenlerin, diğer ölüm sebeplerinin yanında ihmal edilecek kadar küçük sayıda oldukları da vurgulanıyor. Ama gözaltındakilerin neyle suçlandığına dair yetkililerden açıklama gelmemesinin, medyanın olayı körüklemesinin, mantık dışı çözümleri teşvik ettiği, İslam karşıtlığını körüklediği vurgulanıyor. Observer şöyle devam ediyor: Peki nedir, çözülmesi gereken zorlu konular. Observer sıralıyor: Bunun kolay olmayacağını, hükümetlerin oy ve para kaybetmesine yol açabileceğini de anlatıyor İngiliz gazetesi. Ama işin büyük kısmının, militanlıktan en fazla zarar gören kesimin, bir milyar üç yüz milyon Müslüman'ın üzerine düştüğünü de belirtiyor. Eyleme geçilmezse, tehditlerle, kafa karışıklığıyla onlarca yılın harcanabileceği tehlikesi olduğunu kaydediyor. Independent On Sunday, Küba'daki Amerikan üssü Guantanamo'da tutulan İngiltere vatandaşlarından birinin, ailesine gönderdiği mektubu sızdırmış. Afrika kökenli, Londra'da büyümüş olan Martin Mubanga'nın, Amerikalı yetkililerin sansürünü aşmak için argo ve rap müzik yazarlarının kullandığı sözcükler kullanmış. Independent on Sunday şöyle diyor: Tutsakların hiçbirine niye hapsedildiklerinin söylenmediğini vurgulayan İngiliz gazetesi, bunun temel haklardan birinin ihlali olduğunu belirtmiş. Bu ihlallerin teyidinin de mümkün olmadığını, çünkü medyanın Guantanamo'ya giremediğini anlatıyor. Amerikan Yüksek Mahkemesi'nin tutsaklara niye hapsedildiklerinin bildirilmesine karar verdiği hatırlatılıyor. Bunun üzerine Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in kurduğu askeri mahkemeler önüne getirilen tutsaklara, suçlamalara karşı tanık çağırma veya avukat tutma hakkı tanınmadığı belirtiliyor. İngiltere hükümetinin bile artık sabrının tükenmeye başladığını bildiriyor Independent on Sunday. Yazıda sözü edilen mahkeme belgelerine göre Başbakan Tony Blair, Başkan Bush'tan kendi vatandaşlarının iadesini istemiş. Tutsaklara işkence iddiaları için Amerika'nın cevabını soran İngiltere Dışişleri Bakanlığı'na beş aydır yanıt verilmediğini de belirtiyor Independent on Sunday. Buradan, Blair hükümetinin fazla ısrarcı olmadığı ya da Washington'un öncelikleri arasına girmediği sonucuna varıyor, gazete. Oysa Amerikan sisteminin, yönetimdekileri eleştirme kapasitesinin İngiltere'ye ders verecek boyutta olduğunu da belirtiyor. Bunun için, Amerikalı kadın er Lynndie England'ın duruşması ve Ebu Gureyb hapisanesindeki uygulamaların kamuoyuna yansıtılmasını, Kongre heyetinin soruşturmasında hem Clinton hem de Bush dönemlerinin eleştirilmesini örnek gösteriyor. Ve Independent on Sunday'in hükmü, "en iyi ilaç gün ışığıdır" şeklinde. "Guantanamo kapalı kaldıkça, Amerika'nın özgürlükleri ve hukukun üstünlüğünü savunduğu tezini umursanmamaya devam edecek" diyor. Göçmenlere HIV tedavisinde sınırlama İngiltere'de bütün vatandaşlara bedava sağlık hizmeti veren ulusal sağlık servisi (NHS), üzerindeki yükü azaltmak için bir süredir çeşitli alternatifler arıyordu. Observer'ın bugünkü manşetine göre, iltica başvurusu yapanlar arasında HIV virüsü taşıyanların bakımına ilişkin alınan bazı kararlar, doktorları kızdırmış. Sağlık bakanlığı bir heyet kurmuş. Amacı, iltica başvurusu yapanlar ve diğer göçmenlere AIDS ilacı verilirken, ne tür kurallara başvurulacağını tespit etmek. Ama uzman doktorlar, bu komisyona katılmayı reddetmişler. Observer'ın bildirdiğine göre bir doktor şöyle diyor: Haberde yazıldığına göre, yetkililerin hazırladığı yeni kurallar, iltica başvurusu reddedilenlere, ya da henüz başvuruda bulunmamış olanlara, rutin bakım sağlanmamasını gerektiriyor. "Rutin bakım"a, bedava ilaçlar da dahil. Acil tedavi görmesine izin verilen HIV virüslü yabancılar sadece AIDS belirtileriyle hastalanmış olanlar. Bunlar acil servise gönderiliyormuş. Su iç, sakinleş! Yine Observer'dan bir sağlık haberi. Birinci sayfadaki başlığa göre, içme suyunda Prozac varmış. Sakinleştirici ilaç o kadar çok kullanılıyormuş ki, artık şebeke suyu bu ilacı içermeye başlamış. Bu durumun artık "gizli kitlesel tedavi" düzeyine çıktığını belirten çevrecilerin acilen soruşturma yapılmasını istedikleri bildiriliyor. Hükümetin Çevre Koruma Dairesi bile bundan kaygılanmış ve yetkililer bazı ilaç firmalarının uzmanlarıyla konuyu görüşmüş. Çevre Müsteşarı, uzmanlara, bulguların insan hayatına ve ekolojiye muhtemel etkilerini sormuş. Haberde belirtildiğine göre, bu bulgular bazı muhtemel sebeplere dayanıyor. Birincisi aile hekimlerinin Prozac ilacına itibarının aşırı düzeylere geldiği korkularının doğru çıkması. 1991-2001 arasında Prozac'ın reçetelerde yazılma sayısı yılda 9 milyondan 24 milyona çıkmış. Bu ilacın şebeke suyundaki oranı daha belli değil. İçme Suyu Denetleme Dairesi, bunun düşük yoğunluklu olduğunu, sağlık tehlikesi oluşturmasının beklenmediğini belirtiyormuş. Ama yine de kurumun uzmanı, düşük yoğunluklu olsa da, sürekli alınan miktarın muhtemel sonuçlarının araştırılması gerektiğini belirtiyor. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||