BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 30 Temmuz, 2004 - TSİ 05:48
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
30 Temmuz 2004 Basın Özeti
Amerika'daki başkanlık seçimleri yine gazetelerde geniş biçimde işleniyor.

İngiltere'de yayımlanan gazeteler

Guardian'ın ekonomi editörü Larry Elliott, "Kasım'da göreceğiz John Kerry, Bill Clinton gibi görevdeki bir başkanı devirebilecek mi?" diyor. Ama ekliyor: "Bu seçim kazanmaya değer mi?"

"Bush gitsin de ne olursa olsun" diyenlerin haklı olduğunu kabul etse de, Guardian yazarı, dünyanın en büyük ekonomisine sahip Amerika'nın ekonomik durumuna bakınca, "Demokratlar kaybetse iyi olacak" eğiliminin baskın geldiğini belirtiyor. Yazıdan aktarıyoruz: "Önümüzdeki dört yıl bir Amerika Başkanı için zor geçecek, gerçekten zor... Kendi yarattığı bu koca enkazı temizleme görevinin Bush'a bırakılması uygun olabilir."

1992'de İngiltere'de İşçi Partisi'nin art arda dördüncü kez genel seçimleri kaybettiğini ama o zaman ülke ekonomisine bakınca bazı çevrelerin buna sevindiğini anlatıyor. Çünkü o zaman iktidara gelmiş olsalardı, eşikteki krizlerin bedelini partinin ödeyeceğini ve bir daha iktidar yüzü göremeyebileceğini ileri sürüyor.

Amerika'nın halinin 1992'deki İngiltere'nin haline benzemediğini, ekonomide gerileme, işsizlikte artış olmadığını, Amerikan doları başka bir para birimine karşı kur çapasında olmadığı için spekülatörlerin de hedef belirleyemediklerini vurguladıktan sonra, Guardian yazarı, bunun aslında içi boş bir zindelik olduğuna işaret ediyor.

Yani faizler kasıtlı olarak düşürüldüğü için borçlanma kolaylaşırken, tüketim harcamalarının yüksek düzeyini koruduğu, bunun gayrimenkul piyasalarını şişirdiği, Bush yönetiminin de çok kazananların ödediği vergileri azaltarak, bu pembe tabloya katkıda bulunduğu anlatılıyor.

Bunun sonucu olarak Amerika'nın dış ticaret açığının milli gelirinin yüzde 5'i düzeyine ulaştığı, koca bir ulusun kazanmadığı, sahip olmadığı kaynakları kullanarak ekonomik faaliyetleri sürdürdüğü belirtiliyor.

Guardian'daki yazıya göre, federal bütçedeki açık da aynı boyutlarda ve hükümet de ayağını yorganına göre uzatmıyor. Yazıdan devam ediyoruz:
Başka bir ülkede olsa, "yapısal reform" terimini telaffuz etmenize kalmadan IMF olay yerine ulaşırdı. Doların küresel rezerv para birimi olarak yükselişi, Washington'un, açıklarını hazine bonosu satarak kapatmasını sağlıyor. Ama ekonominin kuralları eğilip bükülse de, kırmak mümkün olmuyor. Ticaret ve bütçe açıklarına karşı uzun vadede tek çözüm, İngiltere'nin Kara Çarşamba ilacını yutmak."

Yani ani ve yüksek bir devalüasyondan söz ediyor yazar. Bunun ihracatı arttırıp, ithalatı zorlaştıracağını, vergilerin yükseltilip, harcamaların kısılacağını, böylece tüketim harcamalarının dizginleneceğini ve bütçe açıklarının kapatılacağını anlatıyor. Bush veya Kerry'nin çok parlak fikirleri yoksa, birinden birinin acı gerçekle karşı karşıya kalacıağını belirtiyor. Guardian'ın ekonomi editörünün hükmü şöyle:

"Demokratların tek düşüncesi galibiyet. Ama kaybederlerse, teselli ikramiyeleri olacak. Bush'u kendi pisliğini temizlerken seyredecekler."

Serbest ticaretin faydaları

Ekonomik konulara Times ile devam ediyoruz. 147 ülkenin temsilcileri bu gece saat 12'ye kadar anlaşmaya varamazlarsa, Doha Round'unun ağır bir darbe alacağını yazıyor Times.

Yani, 2001 yılı sonunda dünya ekonomisine istikrar getirmek için başlatılan, Dünya Ticaret Örgütü nezdindeki ticaretin serbestleştirilmesi pazarlıklarından söz ediyor. Gazete, böyle pazarlıklar, tartışmalar gündeme gelince serbest ticaretin faydalarının hiç anılmadığından şikayetçi. 1945'ten itibaren uygulanan liberal ticaret rejiminin insanlara, farkında olmadıkları ölçüde fayda getirdiğini savunuyor.

Büyümenin motoru olduğunu, yüz milyonlarca insanı yoksulluktan çıkardığını ileri sürüyor. Ama, Dünya Ticaret Örgütü'ne yönelik güvensizlik artarken, yakın tarihte bölgesel ticaret blokları oluştukça küresel serbest ticaretin kurallarının da zarar gördüğü vurgulanıyor, yazıda.

Geçen yıl eylül ayındaki görüşmelerin, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri'nin tarım ve hayvancılıktaki devlet desteğinden vaz geçmemesi yüzünden tatsız biçimde kesildiğini hatırlatan Times gazetesi, şimdi de bu meselenin pazarlığı tıkadığını vurguluyor. Bu yüzden de varılacak bir anlaşmanın başka faydalarına sıra gelmediğini anlatıyor.

Bunun başında, mal ve hizmetlerin ülkeden ülkeye geçebilmesi önündeki engellerin kaldırılması çabalarını sayıyor Times. Özellikle de gümrüklerdeki yolsuzluk, bürokrasi ve diğer engellerin kaldırılmasının altını çiziyor. Dünya Ticaret Örgütü'nün çökmesinden ne zenginlerin ne de yoksulların bir çıkarı olacağını, o yüzden iki tarafın da anlaşmak için çaba harcaması gerektiğini belirtiyor.

İran'ın nükleer amaçları

Guardian'ın başyazısında İran'ın nükleer programı değerlendiriliyor.
Avrupa Birliği'nin üç büyük ülkesi, İngiltere, Fransa ve Almanya'nın dışişleri bakanlarıyla geçen yıl ekim ayında Tahran'da vardıkları anlaşmayı, İran artık tanımayacağını geçen ay ilan etmişti. Sivil enerji üretimi için ihtiyaç duyduğu uranyum işleme santrifüjlerine parça üretimine yeniden başlayacağını açıklamıştı. Guardian bunları hatırlattıktan sonra, bu hafta, İran'ın santrifüjlerin üretimine başladığının ortaya çıktığına işaret ediyor.

Sonra da üç Avrupa ülkesinin diplomatları İranlı muhataplarıyla Paris'te yeniden pazarlığa giriştiler ama Guardian'a göre manevra alanı daha da daraldı. Yazıya göre, yetkililer, aradaki görüş ayrılıklarını kapatma konusunda artık karamsar bir havada.

Washington'un İran'a yaptırım kararı aldırmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki girişimlerine İngiltere direnecekmiş, yazıya göre. İngiliz yetkililer, tek yapabileceklerinin beklemek olduğunu söylüyormuş.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun bu konudaki raporunu ağustos ayında yayınlayacağını, ama kasımda Amerika'da yapılacak başkanlık seçimlerinden önce, kesin hüküm vermekten kaçınacağı görüşünün hakim olduğunu belirtiyor, Guardian.

Bush yönetiminin bir sonraki hedef olarak İran'ı gördüğünü, bunun için de İran'daki reformcu hareketi canlandırmaya çalışacağını anlatıyor. Guardian'a göre, İranlı demokratlar buna asla yanaşmamalı. Asıl meselenin "İran ne kadar ilerlemeyi göze alacak?" sorusunun cevabı olduğunu belirten İngiliz gazetesi, şöyle devam ediyor:
"Amerika'nın Saddam ve Taleban gibi bölgedeki en azılı düşmanlarından kurtulduğunu görüp, atom bombasından başka çaresi kalmadığına mı karar verecek, yoksa eşikten geri mi dönecek?"

"Haksız yere hapsedildiniz ama tasarrufunuz var"

Bazı İngiliz gazetelerinde yer alan haberi Independent başyazısında konu etmiş, İngiltere'deki temyiz mahkemesinin dün aldığı kararı "rezalet" diye yorumlamış.

Temyiz mahkemesi, cezaevlerinden sorumlu olan İçişleri Bakanlığı'nın bir kararını benimsiyordu. Yani, haksız yere 18 yıl hapis yattıktan sonra yüzbinlerce sterlin tazminata hak kazanan iki kişiye, hapisanede geçirdikleri yıllara dair yemek ve yatak parası ödemelerine hüküm veriyor.

Hazinenin eski mahpuslardan istediği miktar, tazminatlarının yüzde 25'i. "Adaletin yanlış uygulanması kuşkusuz pahalıya mal oluyor" diyen Independent, iki adamın zaten yeterince yüksek bedel ödemiş olduklarını, tam bir tazminata hak kazandıklarını anlatıyor.

Davanın yüksek mahkemeye getirilmesi gerektiğini ve nihayet adaletin yerini bulmasını istiyor, Independent gazetesi.

BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik