|
28 Temmuz 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere'de Independent'ın manşeti, İngiliz dışişleri bakanlığının Afganistan'la ilgili açıklamasına dayanıyor.
Bakanlık, Afganistan'da afyon hasatının en yüksek düzeylere çıktığını, bunun da İngiltere'ye eroin akışını arttırdığını bildirmiş. Independent, Afganistan'da Taleban rejimini devirmek için başlatılan savaşı savunurken, Tony Blair hükümetinin uyuşturucuyla mücadele gerekçesini de saydığını hatırlatıyor. Sağlık görevlileri, habere göre, ürün arttığı için İngiltere'ye daha ucuz ve daha kaliteli eroin akışı olduğunu, bunun da gençleri uyuşturucuya teşvik eden bir faktör olduğunu belirtiyor. Amerika önderliğinde yürütülen savaş sonunda devrilen Taleban rejiminin, iktidardayken afyon ekimini neredeyse bütünüyle durdurmuş olduğu vurgulanıyor. "Petrol ve dolar için" Guardian'da, emekli bir bürokratın makalesi var. John Chapman, Irak'a açılan savaşın gerçek sebebini ifşa ettiğini belirtiyor. "Irak'ı işgal etmenin sadece iki geçerli gerekçesi vardı. Petrolü kontrol etmek ve Amerikan dolarının dünyanın rezerv para birimi olarak kalmasını sağlamak." Bunları belirttikten sonra, yazar, İngiltere hükümetinin halktan bunları sakladığını aktarıyor. Hükümetin ortaya attığı, Irak'ın elinde 45 dakikada kullanabileceği kitle imha silahları olduğu iddiasının saçma olduğunu, ama petrol gerekçesini kabul eden hükümet üyeleri ve üst düzey yetkililerin, bu tür iddiaları kullanmakta sakınca görmediğini belirtiyor. "Kitle imha silahları bürokratik gerekçeydi sadece, gerçek sebep ise Irak'ın petrol içinde yüzmesiydi" diyen yazar, Irak'ın 115 milyar varil petrol rezervine sahip olduğunu ekliyor. Ama ülkenin yüzde 90'ınında petrol araması yapılmamış olduğunu, bilinen rezervlerle bile dünyanın ikinci büyük petrol kapasitesine sahip olduğunu kaydediyor. Irak'ın yıl sonuna kadar üretimini günde 3 milyon varile çıkarmasının beklendiğini, bu rakkamı altı milyona çıkardıklarında Amerika'nın OPEC'e karşı saldırıya geçecek güce sahip olduğunu belirtiyor. Yazar, üretim arttıkça, petrol ihraç eden ülkeler örgütünün fiyatlar üzerindeki kontrolünün zayıflayacağına dikkat çekiyor. Bunları anlatırken de sanayileşmiş ülkelerin ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin petrole bağımlılığını vurguluyor. Yazar şöyle devam ediyor: Amerikan dolarının uluslararası rezerv konumunu korumasına gelince... Uluslararası para transferlerinin yüzde 80'i hala dolar üzerinden yapılsa da, euro'nun gerçekçi bir alternatif olduğunu belirten yazar, bu para birimini kullanan ülkelerin OPEC ülkeleriyle ticaret hacminin Amerika'nın onlarla yaptığı ticaretten daha büyük olduğunu vurguluyor. Yazı şöyle devam ediyor: "1999'da İran, petrol ihracatında euro'yu kullanmaya karar verdi. 2000 yılında Saddam Hüseyin de Irak'ın ihracatını euroyla yapmaya başladı. 2002'de Bush, İran ve Irak'ı şer ekseni ilan etti. OPEC'teki diğer ülkeler de İran ve Irak'ı takip etmiş olsalardı Bush çok ağır zarar görebilirdi. Dolardan kaçış küresel hale gelseydi, zaten muazzam dış ticaret açıklarıyla boğuşan Amerika Birleşik Devletleri'nin para birimi de hızla düşecekti. Amerikan piyasalarından kaçış başlayacak, ülkenin ekonomisi alt üst olacaktı." Peki Tony Blair niye bu yola girdi? Yazar, Kuzey Denizi'ndeki petrol üretimi düşen İngiltere'nin, yakında petrol ithalatçısı konuma geleceğini belirtiyor. Blair'in Bush'u desteklemesinin jeo-stratejik gerekçeleri olabileceğini belirtiyor. Ama Guardian'daki yazısında John Chapman, asıl çarenin petrol üreticisi ülkeleri işgal etmek olmadığını da vurguluyor. Peki çare ne? Yazıdan aktarıyoruz: Yeniden Independent'a geçiyoruz. Başyazıda, İngiltere'nin gelişmekte olan veya yoksul ülkelere yapmayı vaat ettiği yardımların, Irak savaşından dolayı ağır darbe aldığı vurgulanıyor. Şimdi Darfur'daki insanlık dramına kararlı bir müdahalede bulunulamamasının sebebinin de Irak olduğuna dikkat çeken Dış Politika Merkezi'nin raporuna atıfta bulunuluyor. Yazıdan aktarıyoruz: Fransa gazeteleri, Guantanamo üssünden tahliye edilen dört Fransa vatandaşına geniş ilgi gösteriyor. Le Figaro, şimdi bu kişilerin Fransa'da uzun bir adlî sürece gireceklerini, terörle ilgili iddialardan dolayı yargılanıp yargılanmayacaklarının merak edildiğini bildiriyor. Le Monde, Fransız istihbarat örgütlerinin bu kişileri, "Küçük çaplı mücahitler" diye gördüğünü yazmış. Başyazısında Le Monde, terörle mücadele mahkemesi olsa da sonuçta bu kişilerin kaderinin bir mahkemede belirleneceğini, bu mahkemenin kanunlara dayanan, gerçek olguları dikkate alan bir mahkeme olacağını belirtiyor. "Eğer beraat ederlerse, Başkan Bush'un teröre karşı açtığı savaşın saygınlığı bir darbe daha alacak" diyen Fransız gazetesi, Amerika Başkanı'nın bu savaşta hukuka ve ahlaki değerlere aldırmadan yürüttüğünü kaydediyor. Le Monde şöyle devam ediyor: Le Monde Amerikan seçimlerinin Washington'da anlaşılmaz sebeplerle unutulan hukuka saygıyı geri getireceği umudunu ifade ediyor. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||