|
14 Temmuz 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere'nin Irak'la savaşa gitme kararına temel olan istihbaharatı ve yorumlanışını inceleyen Lord Butler, bugün bulgularını bir raporla açıklıyacak. Dün ilgililere dağıtılan rapor hemen tüm gazetelere sızmış ve birinci sayfalara egemen olmuş.
Times gazetesi raporun içeriği ve tonunu şöyle özetliyor. "Butler raporu, Tony Blair'e İngiltere istihbarat servislerinde ve başbakanlık iç işleyişinde reforma gitmesini söyleyecek. Rapor, hükumete sert eleştiriler getirmekle birlikte öldürücü darbeyi vurmuyor." Daily Telegraph, Başbakanın dün gece yaptığı açıklamalarla, raporun kamuoyuna açıklanmasından önce, karşı saldırıya geçtiğini yazıyor. "Blair, hükumetinin Irak'la ilgili istihbaratla ilgili tutumuna getirilen ağır eleştirilere rağmen, istifa etmeye niyeti olmadığını açıkça ortaya koydu. Başbakan, ülkeyi hatalı istihbarata dayanarak savaşa soktuğunu kabul etmeyerek, 'Saddam devrildiğinden beri dünya çok daha güvenli bir yer oldu' diye konuştu." Başbakan istifa etmeyeceğini ortaya koydu ama, raporun tavsiyelerine ne yanıt verecek? Independent'ın tahmini şöyle. "Başbakan raporun açıklanmasından bir saat sonra Avam Kamarasında konuşacak ve Lord Butler'in tavsiyelerini yerine getireceğini söyleyecek. Blair'in savaştan önce hatalar yapıldığını ve gelecekte istihbaratın ne şekilde kullanılacağı konusunda bundan dersler çıkarılması gerektiğini kabul etmesi bekleniyor. Ama başbakan Irak'a karşı savaşa gidildiği için özür dilemiyecek." Guardian'ın manşeti ise farklı bir konuda. Gazete BBC 1 televizyon kanalının izleyici sayısındaki düşme ardından, BBC'nin bağımsız bir soruşturma başlatma kararı almasını, manşete çıkarıyor. Dış haberlere gelince, Financial Times birinci sayfasında, yakında Avrupa Birliği Komisyonu Başkanlığını devralmaya hazırlanan Jose Manuel Baroso'nun Amerika Birleşik Devletlerini küstahlıkla suçladığı şu satırlarla duyurmuş. "Avrupa Parlamentosunun Yeşil ve Sosyalist gruplarına hitaben konuşan, Baroso, aslında Amerika'ya hep hayran olduğunu söyledi önce. Ama şöyle devam etti. 'Buna karşılık küstahlıktan, militarizmden nefret ederim. Uluslararası kararların tek yanlı alınmasından hoşlanmam.' Portekiz'in başbakanı olarak Irak savaşına destek veren Baroso'nun Avrupa parlamentosunda yaptığı bu konuşma, Irak savaşından bu yana bazı Avrupa'lı politikacılar arasında Amerika'yı eleştirmenin ne kadar popüler olduğunu ortaya koyuyor." Financial Times, Baroso'nun Avrupa Komisyonu başkanlığının, Avrupa Parlamentosunda gelecek hafta oylanacağını da hatırlatıyor. Daily Telegraph'da dikkat çeken bir başlık, "Bir kadın Afgan milis liderlerine meydan okuyor" Haberde 25 yaşındaki Afgan kadın Malalai Joya'nın öyküsü anlatılmış. Kısaca aktaralım. "Ülkenin en güçlü milis liderleri ona komünist diyor. Bu Afganistan'da ölüm fermanı demek. Ama bir yetimevi ve sağlık ocağı yönetisi olan Malalai Joya, ülkeyi milisler, uyuşturucu kaçakçıları, tecavüz, yağma ve soygundan kurtarma mücadelesinden vazgeçmeye hiç niyetli değil. Mitinglerde, radyolarda sürekli yaptığı konuşmalarla, insan hakları ihlallerine ve suça karşı kampanya yürütüyor. Halkın gözünde bir kahraman olan Joya, bu hafta elli saygın aşiret lideri ile, topladığı imzalar ve insan hakları ihlallerine ilişkin sözlü tanıklıkları kaydettiği video teyplerini toplayıp Devlet Başkanı Hamid Karzai'yi görmeye gitti. Ve onu, eski bir Taleban komutanı olan Farah bölgesi valisini görevden almaya ikna etmeyi başardı." Irak'ın, komşusu İran'la ilişkilerini etkileyebilecek önemli bir gelişme Financial Times gazetesinde. Haberin başlığı, "Irak'daki İran'lı muhalif grubun üyelerinin kaderi bıçak sırtında" Haberde sözü geçen grup, Halkın Mücahitleri örgütü. Grubun Irak'daki dörtbin kadar üyesinin Amerikalılar tarafından gözaltında tutulduğunu kaydeden Financial Times son gelişmeleri şöyle anlatıyor. "Irak'lı bir politikacı bu hafta, İran'a, Irak'daki Halkın Mücahitleri örgütü üyelerinin, mülteci statüsüne konulduğu konusunda güvence verdi. Böyle olunca, bu kişilerin İran'a iadesinin yolu açılıyor. Orada neyle karşılaşacakları ise meçhul. Irak yönetim konseyi geçen yıl İran'lı muhalifleri iade kararı almış fakat, Amerikalı yönetici Paul Bremer'in direnişiyle karşılaşmıştı. Amerikalılar geçen yıl örgütün Bağdat'ın kuzeyindeki üç kampına baskın yaparak ellerindeki ağır silahlara el koydular. Fakat, grubu terörist örgütler listesine almış olan Amerikalıların izlediği çizgiyi açıklamak güç. Çünkü, Halkın Mücahitleri militanlarına, Ebu Gureyb ya da Guantanamo'da tuttukları diğer terör zanlılarından çok farklı muamele ettiler. İç yapılarını ve disiplinlerini korumalarına izin verdiler. Bu da Pentagon'un, İran'lı muhalif grubu Tahran'a karşı kullanmak istediği yolundaki söylentilere güç kazandırdı". Guardian gazetesinin analiz sayfasında, Filistin İsrail sorununa ilişkin haberlerin İngiliz medyasına, dolayısıyla da kamuoyuna nasıl yansıdığı üzerine bir sosyolojik inceleme aktarılıyor. "Glasgow Üniversitesi'ne bağlı araştırma grubunun bulgularına göre, kamuoyunun yüzde sekseninin İsrail-Filistin çatışmasına ilişkin ana bilgi kaynağı televizyon. Fakat, burada gördükleri ve duydukları o kadar çelişkili ve İsrail tarafının bakış açısını yansıtma eğiliminde ki, sorunun nedenleri ya da nasıl çözülebileceği konusunda kamuoyunda sağlıklı bir tartışma yapılması mümkün değil. Görüşülen kişilerden bir çoğu, 'işgal altındaki topraklar'ın filistinliler tarafından işgal edildiğini düşünüyor. Bir kısmı ise bunun, bir sınır mücadelesi olduğunu sanıyor. Yine bir çok kişi filistinli mültecilerin, Afganistan, Irak, ya da Kosova'dan geldiklerini düşünüyor. Araştırmaya göre bütün bunlar habercilikte günlük gelişmelerin aktarılmasıyla yetinilmesinden kaynaklanıyor. Haberler tarihsel bir çerçeveye, ve uluslararası bağlamlarına oturtulmuyor. " |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||