|
12 Temmuz 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere'de İşçi partisi hükumeti açısından kritik bir hafta. Maliye Bakanı üç yıllık kamu harcamalarını açıklayacak, Irak'la ilgili soruşturmanın sonucu çarşamba günü belli olacak ve perşembe günü de iki yerde milletvekili ara seçimi var.
Gazetelerin tümünün birinci sayfalarında, iktidardaki İşçi Partisiyle ilgili haberler egemen bugün. Independent: "Kader haftası: Gündemde yine lider değişikliği dedikoduları, Irak'la ilgili Butler raporunun yaratabileceği fırtınalar ve seçimi kaybetme kaygısı var. Blair için karar zamanı mı?" Financial Times ise bu hafta İngiltere İktidar partisinin kaderini etkileyebilecek gelişmeleri şöyle sıralamış. "Parlamento yasama yılının sonuna gelirken, Maliye Bakanı bugün önümüzdeki üç yılın kamu harcamaları planını açıklayacak. Çarşamba günü Lord Butler, aylardır sürdürdüğü soruşturma sonucunda açıklayacağı raporla, hükumetin, Irak'la ilgili istihbarat raporlarını savaşı haklı göstermek için abartıp abartmadığı sorusunu yanıtlıyacak. Perşembe günü ise, iki bölgede ara seçim var. Bunlar, işçi partisinin gelecek seçimlerdeki performansının işaretlerini verecek. " Gazeteler Maliye Bakanı Gordon Brown'un bugün açıklayacağı üç yıllık harcama planının farklı yanlarını öne çıkarıyorlar. Guardian seçimlere bir yıldan az bir süre kala Maliye Bakanının özellikle sosyal konut fonlarına bir milyar sterlin ek kaynak ayırarak, muhalefeti etkisiz hale getirmeyi planladığını yazıyor örneğin. Times ise silahlı kuvvetlere ayrılan fonlardaki üç milyar sterlinlik artışı öne çıkarmış. Devleti küçültüp verimliliği artırma unsuru ise hükumete muhalif muhafazakar Daily Telegraph gazetesinin seçimi. Dış haberlere gelince, Times gazetesi, Amerikan ve İngiltere yönetimlerinin Irak'a savaş açma kararları hala sorgulanadursun, Irak'daki geçici yönetimin başarılarının dikkatten kaçtığını yazıyor başyazısında.. Kısa bir alıntı.. "İyad Allavi hükumeti, yönetimi devraldığından beri, ülkede hava değişiyor. Bundan iki ay önce, karamsarlık hatta umutsuzluğun egemen olduğu ülkede, şimdi yeni bir döneme girildiği inancı hakim. Çünkü yeni hükumet önceliği güvenlik konusuna verdi. Irak halkı, herşeyden çok bunu bekliyordu. Devlet başkanı El Yaver de gazetemize verdiği demeçte bir adım daha atarak, şiddete karışanlara, cinayet işlemedikçe af ilan edileceğini bildirdi. Ve ölüm cezasının uygulanmıyacağını vaadetti. Burada maksat, kan döngüsüne bir son vermek. Ve isyancılara yeni Irak'da kendilerinin de yeri olabileceği mesajını vermek. İşte doğru yaklaşım." Fakat, yeni Irak yönetiminin ikna edemedikleri arasında sadece isyancılar değil önde gelen bazı Irak'lı liderler de var. İşte Independent gazetesi muhabiri Robert Fisk bunlardan biriyle konuşmuş. 1920 de İngiliz yönetimine karşı ayaklanmanın başını çeken bir şii lider Şeyh Mehdi El Halasi'nin torunu ile.. Kısaca aktaralım. "Şeyh Cevad Mehdi El Halasi, Irak'lı sunni ve şii aydınları biraraya getiren ve tıpkı 80 yıl önce dedesinin yaptığı gibi Irak'ın bağımsızlığını talep eden Irak İslam Konferansı adlı örgütlenmenin başı. 'Ne olacak şimdi Irak'da?' diyorum. Şöyle yanıtlıyor : ' Şiiler, sünnilerden ayrılmayacak. Kendilerini bir kenara çekmeyecek. Bütün Irak halkı haklarına kavuştuğunda şiiler de haklarını alacak. İşgale farklı yöntemlerle direnme hakkımız var. Biz bunu siyasi yollardan yapıyoruz. Amerikalılar ise iç savaşı körüklüyor. Ama başaramıyacaklar. Irak halkı birbirini kırmayacak'." Ve Financial Times'ın başyazısı Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği ile ilgili. "Avrupa'nın üzerinde Türkiye kararı bulutları... Birliğin bu müslüman demokrasisini kucaklamaktan başka çaresi yoktur." başlığı altındaki başyazıda Türkiye'ye kapıları kapatmanın, bu ülkede sağdaki karanlık güçleri kuvvetlendirmek ve Türkiye'yi despotluk ve başarısızlıkların hakim olduğu bir ortadoğuya doğru itmek anlamına geleceği savunuluyor. Financial Times'ın başyazısında özetle şu görüşlere yer verilmiş. "Kopenhag'da kabul edilen siyasi kriterler konusunda Türkiye Avrupa değerlerine doğru büyük adımlar attı bile. Ve ekonomik krizden çıkmayı başardı. Irak'da savaşa girmemeyi başardı. Kıbrıs konusunda onlarca yıllık politikasını değiştirdi. Bütün bu gelişmelere karşılık, hala, Türkiye gibi büyük, yoksul bir müslüman ülkenin Avrupa ile bütünleşemiyeceğini söyleyenler var. Ama daha önceki üye adaylarındaki gelişmeler gösterdi ki üye olacağı kesinleştiğinde Türkiye'ye büyük yatırımlar akacaktır. Türkiye'den batıya büyük bir göçten korkuluyorsa, bu, geçiş dönemi anlaşmalarıyla halledilebilir. Türkiye de girerse, genişleme çığrından çıkar, bütünleşme sağlanamaz türünden kaygılar var. Ama Avrupa son genişleme ile zaten kendi içinde gruplaşmalar kaçınılmaz olan bir birlik haline geldi. Bütün bunlar bir yana, Avrupa Birliği şu anda stratejik bir karar almak zorunda. İslam ile batının karşı karşıya gelmekte olduğu bir zamanda, Türkiye, müslüman bir demokrasi, laik bir cumhuriyet ve gelişen bir ekonomi olarak öncü rol oynayabilir." Acaristan sorununu kan dökülmeden hallettikten sonra son günlerde özerk Güney Osetya bölgesiyle sorunlar yaşayan Gürcistan'ın genç devlet başkanı Mihail Saakaşvili bugün Londra ziyaretine hazırlanırken, Guardian başyazısında yeni lideri şöyle ölçüp tartmış. "36 yaşında Amerikada okumuş bir hukukçu olan Gürcistan'ın genç lideri batının sevgilisi bugünlerde. Rüyası, iç savaşın yıkımına uğramış ülkesini modern bir Avrupa devleti haline getirmek. Avrupa da kendisine hiç bir koşul öne sürmeden bir milyar dolar veriverdi. Ama Gürcistan halkının kuşkuları var. İnsan hakları çiğnenebiliyor, rüşvetle mücadelede ölçü kaçabiliyor, anayasal değişiklikler parlamentodan üç gün içinde geçiriliveriyor. Saakaşvili'nin hukuka dayalı bir düzen oluşturmak istediğinden kuşku duyanlar fazla değil aslında. Ama genç lider aynı zamanda, amaca ulaşmak için her yolun mübah olduğunu düşünüyor gibi. Şimdiye kadar kumarda şanslı çıktı. Ve Gül devrimi henüz kan kırmızısına dönmedi." Ve basın özetimizi yine İngiltereden bir haber ve yorumuyla kapatalım. Mayıs ayı içinde İngiltere parlamentosunda Başbakan Tony Blair'in üzerine dinleyici localarından atılan toz büyük panik yaratmış sonra bunun sadece un olduğu anlaşılmıştı. Eylemi yapan öfkeli bir babalar grubunun üyeleriydi. Ve geçen yıl boyunca merkezi yüksek yerlere çıkıp pankartlar asarak sürekli bir eylemlilik sergilemişlerdi. Çocuklarıyla istedikleri gibi görüşmelerine engel olunduğunu söyleyen öfkeli babalar grubu dün de Anglikan kilisenin genel meclis toplantısını basıp York kilisesinin çan kulesine pankart asarak eylemlerini sürdürdü. Ama Times gazetesi bugün bu eylemlere 'dur' diyor yorum köşesinde. "Çağlar boyunca en büyük problem, babaların çocuklarıyla yeterince ilgilenmesine izin verilmesi olmadı. En büyük problem onların çocuklarını, ailelerini terkedip gitmelerine engel olmaktı. Çocuğuyla görüştürülmediğini söyleyen her bir babaya muhtemelen çocuklarını terketmiş dört baba düşer. Boşanma ardından çocuklarını arayıp sormayan babaların oranı yüzde kırk. Tabi ki her ana babanın çocuklarıyla görüşmesi bir haktır. Ama babalar grubu asıl babaları, eşlerini, çocuklarını terketmemeye ikna etmek için uğraşmalı. Unutmayın babaların yeri damlar değil, yuvalarıdır." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||