|
11 Temmuz 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiliz hükümetinin savaşa gerekçe olarak öne sürdüğü, Irak'ın kitle imha silahlarına ilişkin istihbaratın sorgulandığı Butler raporu, Çarşamba günü yayınlanacak. İngiliz Pazar gazetelerinde konuya ilişkin gelişmeler öne çıkıyor.
Sunday Times, Butler raporunda, Başbakan Tony Blair'in ve Ortak İstihbarat Komisyonu'nun suçlanmasının beklendiğini yazıyor. Suçlamanın içeriği, Irak'a savaşı meşrulaştırmak için, istihbaratın siyasi amaçlarla kötüye kullanılması. Gazete, Blair'in yakın çevresine dayandırdığı haberde, Başbakan'ın meydan okuyacağını ve kötü bir niyeti olmadığını söyleceğini yazıyor. Sunday Times'a göre, raporda ağır şekilde eleştirilmesi beklenen Ortak İstihbarat Komisyonu'nun savaş öncesi dönemdeki, dış istihbarat örgütü MI6'in de şu andaki başkanı John Scarlett'i de savunacak Tony Blair. Observer ise Blair'e aynı konuda ancak Butler raporu öncesinde yöneltilen bir suçlamaya yer vermiş. Blair'in, Saddam Hüseyin'in kitle imha silahlarının ciddi bir tehdit oluşturduğu şeklindeki savına temel oluşturan istihbarat raporlarının, bunları sağlayan birimlerce daha sonradan geri çekildiğini, ancak Başbakan'ın tavrını değiştirmediğini söylüyor gazete. İndependent on Sunday ise, üzerindeki baskı artan Tony Blair'in istifa edip etmeyeceği tartışmalarına değiniyor ve kabineden 6 bakanın, istifa etmemesi için Başbakan'a baskı yaptığını hatırlatıyor. Sunday Telegraph da benzer bir baskının Başbakan'ın eşi Tony Blair'den geldiğini aktarıyor. Blair'in Irak işgalinin geldiği nokta ve partisinin oy kaybı nedeniyle bir süredir istifayı düşündüğü, Maliye Bakanı Gordon Brown'ın çevresinden de görevi ona bırakması yönünde telkinler olduğu hatırlatılıyor. Ancak Cherie Blair'in, eşine sıkı durması ve vazgeçmemesi telkininde bulunduğunu yazıyor Sunday Telegraph. İngiltere'de Irak savaşının gerekçelerine ilişkin tartışma devam ederken, cephedekiler ne düşünüyor? Independent on Sunday bu soruya Basra'daki İngiliz askerleri ile konuşarak yanıt aramış. Başbakan Tony Blair'in, "kitle imha silahları hiçbir zaman bulunamayabilir" şeklindeki açıklaması hatırlatılan bir asker şöyle diyor. "Saddam Hüseyin'in bu tür silahlara sahip olup olmadığını kimse bilemez bence. İstihbarat bizi buraya sürükleyecek şekilde mi kullanıldı? Bunu da bilemeyiz. Ancak ne olursa olsun, buraya gelmemizin hata olduğunu düşünüyorum." Savaşın gerekçeleri konusunda benzer şeyler düşünen bir başka asker ise, yürüttükleri savaşın Amerika'nın ve Bush'un seçim kampanyasının savaşı olduğunu söylüyor. Bazı askerler ise, bölgenin yeniden yapılandırılmasına bulundukları katkıyı öne çıkararak, "yanlış gerekçe ile de olsa, doğru işler" yaptıklarını düşünüyor. Sunday Telegraph ise siperin öbür tarafına geçip Iraklı direnişçilerle konuşmuş. Gazetenin muhabirleri, direnişçilerin, geçen hafta Samara kentindeki Amerikan üssüne yönelik gerçekleştirdikleri ve 5 Amerikan askerinin ölümüyle sonuçlanan havan saldırısına da şahit olmuşlar. Haberde, Samara'daki direnişin önderliğini, Saddam Hüseyin'in ordusunda savaşmış, profesyonel askerlerin yürüttüğü anlatılıyor ve bunun Amerika önderliğindeki koalisyon için son derece tehlikeli bir gelişme olduğu vurgulanıyor. Bu askerlerin, bazı yerlerdeki direnişçilerden farklı olarak son derece karmaşık askeri taktikler kullandıklarını ve bunun sonucunda Samara'nın kontrolünü ele geçirdikleri anlatılıyor. "Yunanlılar, Olimpiyatlardan önce 15 bin sokak köpeğini zehirleyecek." Sunday Telegraph, bu başlık altındaki habere geniş yer ayırmış. Haberde, Atina'nın köpekleri zehirleyip ortadan kaldırarak, Olimpiyatlar sırasında tüm dünyaya ne kadar modern ve gelişmiş bir ülke olduklarını göstermeyi hedeflediği belirtiliyor. Aslında hükümetin ilk olarak köpekleri barınaklarda toplamayı düşündüğü, bunun için hayvan hakları kuruluşlarına mali yardım çağrısında bulunduğu hatırlatılıyor. Ancak haberde görüşlerine yer verilen kuruluşlardan RSPCA, yerel yönetimlerin bu kadar çok sayıda sokak köpeğinin barınma giderlerini karşılayacak bütçeye sahip olmadığını belirtiyor. Yardım kuruluşuna göre, başka çaresi kalmayan Yunan hükümeti hayvanları zehirleyeme başladı bile. Haberde, son olarak, sahil bölgesi Saronida'da 80 köpeğin ölü olarak bulunduğu anlatılıyor. Görüşlerine yer verilen bir başka hayvan hakları savunucusu ise şöyle diyor. "Avrupa Futbol şampiyonasını kazanması ve şimdi de olimpiyatlara ev sahipliği yapacak olması, Yunanistan'a büyük prestij getiriyor şüphesiz. Olimpiyatların yıllar sonra döndüğü evinde başarılı bir organizasyona sahne olması için de ellerinden geleni yapıyorlar. Ancak köpekleri zehirleyerek medeniyet olmaz. Bunu anlamaları lazım" Haberde son olarak, sokak hayvanlarının zehirlenmesinin Yunanistan'da yasak olduğu ancak çoğu zaman yerel yönetimlerin buna göz yumduğu, hatta bazın kendilerinin bunu yaptığı da hatırlatılıyor. Yunanistan'dan Türkiye'ye geçiyoruz. Observer gazetesinin gezi ekinin kapağında Türkiye var. Yazıda bu sezonun Türk turizmi için hiç de iyi geçmediği belirtiliyor. Bunun gerekçeleri arasında da, İstanbul'da İngiltere Başkonsolosluğu ve sinagoglara yönelik bombalamalar ile Irak'taki savaş gösteriliyor. İstanbul'u son olarak 1980'ler de ziyaret ettiğini söyleyen yazar John Suchet, o günlerde kendisini şok eden trafiğin hala geçerli olduğunu söylüyor. Ancak gördüğü en büyük değişikliği, kahvelerin önünde nargilesini fokurdatan ihtiyarların artık olmaması diye tanımlıyor. Beyoğlu'ndaki İstiklal Caddesi'nde dikkatini çekenleri ise şöyle özetlemiş yazar. "Gördüğüm her bir başörtüsüne karşılık bir düzine mini etek ile karşılaştım. Tüm caddede Batı pop müziğinin hakimieyeti vardı ve duyduğuma göre, İstanbul'da Manhattan'dan daha fazla MC Donalds varmış. Son olarak NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Ancak anladığım kadarıyla İstanbullular, Eurovizyon Şarkı Yarışması'na evsahipliği yapmış olmakla daha fazla gurur duyuyor." Yazar başka İstanbul'un gündelik hayatından başka kareler de anlattıktan sonra, lafı şöyle bağlıyor. "İstanbul, Paris, Londra ve New York gibi çok kültürlü bir metropol. İstanbul'un, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti olduğunu hatırladığınızda bunun daha çok farkına varıyorsunuz." "Zira, Osmanlı'nın tarihteki en uzun ömürlü ve en güçlü imparatorluklardan biri olmasının sırrı, yönettiği geniş coğrafyadaki tüm toplulukların dinlerine ve yaşam biçimlerine saygı göstermesiydi." "Türkiye, şu anda da geçmişte de en hoşgörülü ulusladan biri olmuştur. Eşim bir camiyi ziyaret ederken kapıda, kadınların başlarını örtmelerini isteyen bir levha gördü ve buna uydu." "İçeri girdiğimizde fark ettik ki, başını örten tek kadın oydu. Ancak içeride görevli din görevlilerinin bir tanesinin bile, turistleri uyardığına şahit olmadık." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||