BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 11 Haziran, 2004 - TSİ 08:06
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
11 Haziran 2004 Basın Özeti
Bu sabahki İngiliz gazetelerinde dünkü mahalli idareler ve Avrupa seçimleri ardından, genel hava aktarılıyor.

İngiltere'de yayımlanan gazeteler

Avrupa sonuçları ise yayın yasağı kapsamında. Bu yasağı delen Hollanda için, Daily Telegraph 'Hollanda doğru yolu gösteriyor' diyor.

"Siyasi depremler genelde büyük jestlerdense ufak meydan okumalarla başlar. Hollanda'nın dün akşam Avrupa seçimlerinin ilk sonuçlarını açıklaması da Brüksel'i felce uğrattı.

İngilizler böyle bir şey yapsa, AB yetkilileri aşağılayıcı bir tavır takınıp geçerdi ama bunu yapanlar bir süre öncesine kadar örnek AB vatandaşı olarak görülen Hollandalılar.

Avrupa'daki yeni hava, bürokrasiden duyulan rahatsızlıktan daha derinlere iniyor, sadece sağla sınırlı da değil.

Bir kültürün parçalanışına tanık oluyor olabiliriz. Avrupa Komisyonu'nun tepeden bakan felsefesi başarısız bir ekonomik model yarattı ve halkın bir iktidar sınıfına hizmet etmesine dayandırıldı. Bu idealler çok kapsamlı ancak anlamsızdı. Şimdi yavaş yavaş ilerici Hollandalılar tarafından bile reddediliyorlar."

Seçimlere katılımın düşük olacağı yaygın bir kaygı. Times'ın dış haberler editörü Bronwen Maddox, Avrupa kurumlarına yönelik ilgisizliğe değinirken, Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi'yi suçluyor.

"Parlamento'nun yetkileri gitgide artarken Komisyon'un gücü azalıyor. Komisyonda hiç olmadığı kadar yetenekli insanlar var ancak itibarı tüm zamanların en düşük düzeyinde.

Londra merkezli Avrupa Reformu Merkezi'nden Charles Grant'a göre Prodi ekibini koordine edemediğini, dosyaların ayrıntılarını takip etmediğini ve yanlış öncelikler belirlediğini gösterdi. Böyle bir ortamda göreve başlayacak yeni parlamento, bunu reform ve ekonomik liberalleşme için bir fırsat olarak kullanabilir."

Financial Times ise 'Parlamento'nun çabaları, önyargı bulutları arasında kayboluyor' derken, Strasbourg'daki milletvekillerinin kendi çıkarlarını gözettiği ve kurumu soyulacak 'yağlı kuyruk' olarak gördüğü düşüncesinin acilen giderilmesi gerektiğini belirtiyor.

"Milletvekili maaşları her ülke milletvekili için kendi parlamentosundaki kadar. Ancak bu gelire 100 bin euroyu bulan ek harcırahlar eklenebiliyor.

Bunlar arasında günde 262 euroluk, oturuma katılım bedeli var. Avusturyalı milletvekili Hans Peter Martin, gizli kamerayla oturum olmayan günlerde bile, milletvekillerinin sadece kayıt defterini imzalamak için binaya geldiklerini kaydetti.

Parlamento başkanı Pat Cox, kamuoyunun gözünde daha fazla itibar kaybetmemek için sistemde reforma gidilmesini ve sabit bir maaş düzeyi belirlenmesini savunuyor."

İngiltere'de mahalli idare seçimlerinin sonuçları gazeteler baskıya girerken henüz belli değildi. Ancak kısmen postayla yapılan seçimlerin başarısı ve suistimale ne kadar açık olduğu tartışılmaya devam ediyor.

Financial Times, 'usülsüzlük suçlamaları, postayla oy verme uygulamasının başarısını gölgeledi' derken Guardian , postayla kullanılan oyların katılımı beklendiği kadar arttırmadığını savunuyor. Gazeteye göre sağlanan artış yüzde 5 - 10 düzeyinde.

Independent dört yaşında olmasına rağmen seçmen kartı gönderilen bir çocuğun durumuu işliyor haberlerinde. Jamie Gribbon kayıtlara girince, partilerden kampanya broşürleri, bankalardan ve otomobil satıcılarından da mektuplar alır olmuş.

G-8 zirvesi hakkında değerlendirmeler

ABD'de tamamlanan G-8 zirvesinin sonuçları da irdeleniyor gazetelerde.

Times, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın her konuda, ısrarla Amerika ve İngiltere liderlerinin aksi tavır takındığını belirtiyor. Gazete 'Beceriksizliklerle geçen ilk görev süresi ardından Irak, Chirac'a bir dünya lideri olduğunu gösterme yolunda, tanrının lütfu gibi göründü' diyor.

Independent G-8 zirvesi için 'kısa süren bir birlik gösterisinden sonra Irak savaşının görüş ayrılıkları yeniden ortaya çıktı' yorumunu yapıyor.

Gazete Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın gündeme getidiği itirazlarda haklı olduğunu belirtiyor.

Demokrasinin dışarıdan dayatılamacacağı görüşüne katılan gazete, 'NATO'nun Irak'ta rolü olacaksa bu da G-8'in değil, İstanbul'daki NATO zirvesinin ele alması gereken bir konu' diyor.

"Irak'ta bir NATO gücüne yetki verilmesi Türkiye'nin müdahil olması gibi hassas bir konuyu da gündeme getirecek.

Şimdiye kadar herkesi rahatlatan bir şekilde, Türk kuvvetleri sınırlarının kendi tarafında kaldılar ve burada da kalmalılar.

Türkler olsun olmasın, NATO da tartışmalı bir askeri faaliyet için zaten kıt olan kaynaklarını daha da zorlamaya itilmemeli. NATO bir ittifak ve gücünü Pentagon'ın bir kolu olmadığı algılamasından alıyor."

Independent, Irak ve Orta Doğu konularında anlaşamayan liderlerin uzlaşmaya varacak konu ararken, neyse ki asıl misyonlarını bularak Afrika'da yoksul ülkelerin borç yükünün hafifletilmesi üzerine odaklandığını yazıyor.

Times yazarı Simon Jenkins G-8 zirvesindeki çabaları ve Birleşmiş Miletler'de alınan kararı, Irak'tan hızla çıkıç çabası olarak niteliyor.

"Koalisyon 'Elveda Irak' deyip ülkeden ayrılarak, başından bir derdi atmış olacak", diyen Jenkins; bu şekilde ülkedeki sorunların kötüye gidebileceğini belirtiyor.

"Bir süre Irak'ta dostane yüzler olacak. Sonra yine batılı müdahaleye uğrayan Lübnan ve Afganistan'da olduğu gibi Irak da siyasi olarak sıfır moktasına ve anarşiye dönmeye mahkum görünüyor. Kurtuluşu ararken ortaya yeniden bir başka Saddam da çıkabilir.

Tüm bunlar olurken Blair ve Amerika'daki yeni muhafazakarlar, 'biz Irak'a bir şans verdik, kullanamadılar. Bu onların suçu" diyecekler.

Daily Telegraph, Başkan Bush'un Orta Doğu çabalarına destek veriyor.
'Bush'un Orta Doğu ile ilgli arzuları, Sovyet imparatolruluğp ile varılan 1975 Helsinki anlaşmalarını ve daha da geride 1941'de imzalanan Atlantik şartı'nı anımsatıyor.' yorumunu yapıyor.

Financial Times ise 'istikrarsızlık ve terörizm ihracı eğilimini azaltmaya yönelik' diye tanımladığı Arap demokrasisi planları konusunda biraz daha şüpheci. 'Irak ve Filistin sorunları çözülmezse sözcükelr hiç bir şey ifade etmeyecek' diyor gazete.

"Washington en son Orta Doğu'daki ilerici güçlerin yanında yer almaya soyunduğunda amacı, 1956'da Süveyş Kanalı'na İngiliz, Fransız ve İsraillilerin ortak saldırısına karşı durmak içindi.

O zamanlar bile Amerika'nın amaçları demokratik değil, sömürge karşıtıydı. Soğuk savaş ve petrolü göz önünde tutan ABD, daha sonra otoriter Arap rejimleri yanında yer aldı. Şimdi en azından kağıt üzerinde, Arap alemindeki demokratik muhalefet güçleri, şimdiye dek silah ve petrol sözleşmeleri için kendilerine omuz silken ABD ve diğer G-8 ülkelerinin kendileirne daha fazla kulak vermesini umabilir."

Bush'un samimiyeti ve Arapların tepkisi üzerinde kuşkular olduğunu savunan gazete şöyle devam ediyor.

"Mısır ve Suudi Arabistan gibi önemli ülkeler zirveye katılmazken, planın mülkiyetini üstlenmek ikinci ve üçüncü lilgdeki ülkelere kaldı. Peki ya kendi başkentinin dışına çıkamayan Afgan hükümeti, bölgede öğretmen yetiştirmeye yönelik okur yazarlık girişimin eşbaşkanlığını üstlenecek durumda mı?"

Financial Times ayrıca, 'Bush NATO'yu Irak'a getirmekten söz ederken, tam egemenlik sözü verdiği Iraklılara danıştı mı?' diye soruyor.

Guardian'da Larry Elliott, 'G-8 hiç bir şey değiştirmiyor, ama Bush ve Blair için zamanlama mükemmeldi' diyor.

Zirvenin önceki yıllara göre daha odaklanmış bir gündemi olduğunu belirten Elliott, bununla birlikte G-8'in asıl ele alması geren küresel ısınma gibi konuların yanından bile geçmediğini vurguluyor.

G-8 üyeleri arasında Hindistan ve Çin'in hatta belki Brezilya'nın bulunması gerektiği çağrılarına katılan yazar, Kanada ve İtalya'nın ise masadan kalkabileceğini savunuyor, bu iki liderin G-8'i G-20'ye genişletme çabalarına; 'bu felaket olur, bu grup sekiz üyeyle bile gereğinden fazla' diyor.

Libya, Suudi Prense suikast mı planlıyordu?

İngiliz gazeteleri dün New York Times gazetesinde yer alan bir iddiayı sayfalarına taşıyor bugün. Libya lideri Muammer Kaddafi'nin Suudi Veliaht Prensi Abdullah'ı öldürtmek için hazırlıklar yaptığı haberi bu...

Independent, bu planları şöyle anlatıyor:

"Libya istihbaratınca kiralanan saldırganlar Suudi Prens'in konvoyuna bazuka veya omuzdan ateşlenen füzelerle saldırmak için plan kuruyordu. Ayrıca Suudi liderinin Mekke'deki evine ateş açma planları da vardı.

Bu haberler özelikle Mart ayında Albay Kaddafi ile el sıkışan ilk batılı lider olma riskini alan Başbakan Blair açısından utanç verici. Blair Trablus'tayken, iki zanlı suikasti gerçekleştirecek adamlar bulmak için Londra'daydılar."

Türk işadamı suçlamaları reddetti

Financial Times ise, Libya yönetimine gizli nükleer programı için malzeme sağlamakla suçlanan bir Türk işadamının iddiaları reddettiğini duyuruyor.

"Selim Alguadiş adlı işadamı Libya'ya sattığı öne sürülen gelişmiş elektrikli cihazların serbest dolaşımda olduğunu, aracılar ve taşeronlarca alınmış olabileceğini ve Libya'ya sevkedildikleri yolunda bir bilgisi olmadığını söyledi."

İşadamı, şirketinin ürettiği teçhizatın son derece yaygın olduğunu, bu nedenle müşterilerine bu gereçlerle ne yapacaklarını sormadıklarını söyledi. Buna örnek olarak da yine doğrudan kendilerinden alınmayan bazı gereçlerin de Amerikan yönetimince Afganistan'daki elçiliklerinde kullanıldığını belirtiyor.

Gazeteye göre Türk işadamı, Libya'ya nükleer uzmanlık sağlayan Pakistanlı bilimadamı Abdülkadir Han ile pek çok kez görüştüğünü kabul ediyor ancak bunları sosyal ziyaretler diye niteliyor.

Guantanamo'da Amerikalı askerler meslekdaşlarını dövdü

Times, Guantanamo'daki muamaleye yönelik yeni kaygılar ortaya çıktığını haber veriyor. Amerikan askerlerinin Guantanamo'daki tutsaklardan biri olduğunu sandıkları bir meslekdaşlarını dövdüğü bildiriliyor.

Amerikan askeri polisinden başına aldığı ağır darbeler alan Amerikan Ulusal Muhafız Birliği'nin bir üyesi, taburcu oldu. Bu asker, Guantanamo Körfezi'ndeki bir tatbikat sırasında işbirliğine yanaşmayan bir tutsak rolündeydi.

Ancak diğer askerler karşılarındaki turuncu tulumlu kişinin bir tatbikatın parçası olduğunu bilmiyorlardı. Dört kişilik ekibin uyguladığı şiddet, ancak tıkanmış haldeki Sean Baker'ın Amerikan askeri olduğunu söyleyebilmesi ile son buldu."

Kısa kısa...

Independent, ünlü Fransız oyuncu Brigitte Bardot'nun Müslümanlara hakaretten dördüncü cezayı aldığını duyuruyor. Bu kereki ceza 5 bin euro ve gerekçesi yeni yayınlanan bir kitabında Bardot'nun Müslümanları barbar ve acımasız işgalciler olarak tasvir etmesi.

Kaybolan pasaportu ararken uçak kaçırmamak için bomba ihbarında bulunan iki Türk asıllı kişinin durumu da Independent sayfalarında yer buluyor.

İngiliz vatandaşı olan İlyas Savaş, internette tanıştığı ve ABD'den kendisiyle buluşmaya gelecek Amerikan pasaportlu Hatice Ceylan'ın pasaportunu bulamaması ardından; zaman kazanmak için Ceylan'ın aktarmalı olarak kullanacağı her iki American Airlines uçağında da bomba olduğu ihbarını yapmakla suçlanıyor.

Uçaklar iptal edilip, arama yapılıyor ancak Ceylan yine de uçağı kaçırınca, bu kez Savaş Amerika'ya gidiyor.

İkili, kullanamadıkları uçağın bilet parasını geri almaya çalışırken yakalanıyorlar. Gazeteye göre her ikisi de 10 yıl hapis ve 275 bin sterlin para cezası istemiyle yargılanıyorlar.

Times gazetesi ise okuyucularına Mars çileği yaratma çabalarını duyuruyor.

NASA, Kent'ten bir İngiliz çiftçiyi Mars'ta yetişecek çilekler üretme görevi verdi.
Amaç ilk aşamada, astronotlar için iki yıllık Mars görevi sırasında kendi gıdalarını üretme imkanı yaratmak. Bir diğer hedef de bitkilerin yerçekimsiz ortamda yetişip yetişemeyeceğini, şekillerini ve büyüme yönlerini koruyup koruyamayacaklarını görmek.

BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik