|
6 Haziran 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Tüm İngiliz Pazar gazetelerinin manşetlerini, İkinci Dünya Savaşı'nın seyrini değiştiren Normandiya Çıkarması'nın 60'ıncı yıldönümü işgal ediyor.
Sunday Telegraph, anma törenlerinin coşkusuyla, özgürlük için ödenen bedelin unutulmaması gerektiğini söylüyor manşetinde. Birinci sayfadaki yazıyı kaleme alan askerî tarih uzmanı Max Hastings, şunları söylüyor: "Bugün, yaşlı askerlerin gençliklerinde yaptıklarından dolayı onurlandırılacağı, hayatlarını kaybeden genç askerlerin de saygıyla anılacağı bir gün. Bugün Normandiya'daki en önemsiz insanlar ise Batılı politikacılar. Hatta bazen varlıkları utanç kaynağı bile olabiliyor." Sunday Telegraph'ın başyazısında ise İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinde büyük rolü olan Amerika Birleşik Devletleri'ne teşekkür dikkati çekiyor. Ciddi bir tehdit kendini gösterdiğinde, sonuca giden bir müdahalede bulunma kabiliyetini bir tek Amerika'nın gösterebildiğini söyleyen gazete, ifadesini Normandiya Çıkarması'nda bulan ittifakın, hâlâ dünya barışı için en önemli umut olduğu görüşünde. Normandiya'daki kutlamalara katılan emekli askerleri taşıdığı manşetinde, "En büyük nesil son kez biraraya geldi" diyen Observer da, başyazısında, Amerika ile ittifakın önemine dikkat çekiyor ancak ekliyor "Bu Avrupa'dan uzaklaşmak anlamına gelmiyor. İki tarafla da ilişkilerimizi ilerletmeliyiz." Normandiya Çıkarması'nın 60'ıncı yıldönümünden benzer bir ders çıkaran ve Irak savaşı ile paralellik kuran Sunday Times ise "Amerika, İngiltere ve diğer ülkelerin ittifakıyla bir diktatör devrilmiş oldu. Hukukun egemen kılınması zaman alıyor, ancak işaretler olumlu. Hem İngiltere, hem Avrupa unutmamalı ki, Amerika'nın yanında yer aldığımızda daha güçlüyüz" diyor. Eski Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Ronald Reagan'ın ölüm haberi, sabah baskılarına yetiştiği İngiliz Pazar gazetelerinde olabildiğince geniş yer bulmuş. Sunday Telegraph, "Amerika'nın kendine olan inancını yeniden kazandıran adam" başlığını kullanmış. İç sayfalardaki, Richard Perle imzalı yazıda ise, Reagan'ın, Sovyetler Birliği'nin dağılmasındaki anahtar rolü şu sözlerle anlatılıyor: "Sovyet liderlerinin, totaliter devletlerinin başarısızlığını, tankların, füzelerin ve uçakların korkutucu gösterileriyle perdeleyemeyeceklerini anlamalarını istiyordu. Bu amaçla, Sovyetler'deki durum ile Batı'daki özgürlüğü sık sık karşılaştırırdı. Böylece Sovyetler'in morali kayboldu ve yarım yüzyıllık sorun savaşsız sona erdi." Sunday Times ise, Reagan'ın kendi halkı için önemine dikkat çekmiş. İki dönem üst üste başkanlık yapmış olması ve halk arasındaki popülaritesi şu sözlerle anlatılmış: "Reagan, içgüdüsel olarak, Amerikan halkının teker teker sorunlarla ilgilenmediğini kavramıştı. Halkın ihtiyacının, güleryüzlü, iyimser bir lider olduğunu çok iyi biliyordu." Aynı konuyu irdeleyen Observer da, Reagan'ın insanlarla iletişimde son derece başarılı olduğuna dikkat çekiyor. "Alzheimer hastalağına yakalandığında, ulusa, onu seven ya da nefret eden herkese hitaben bir veda mektubu kaleme aldı ve şu ünlü sözleri sarf etti: "Artık beni ömrümün gün batımına doğru götüren yolculuğa başlamış bulunuyorum. Amerika'nın önünde ise, her zaman parlak bir gün doğumu olacaktır." İşte bu sözler onu sevmeyenlerin bile kalbini kazanmasına neden oldu." Observer, Irak'ı işgalde görev alan ve adları Iraklı esirle yönelik işkence olaylarında da geçen paralı askerlerle igili yeni bilgilere yer vermiş. Haberin başlığı, "Darbe girişimine karışan paralı askerler, Irak'taki İngiliz askerlerine koruma sağlıyor." Haberde, İngiliz hükümetinin, Ekvator Ginesi'nde darbe girişiminde bulunmakla suçlanan MTS adlı şirketle, Irak'taki görevlilerine koruma sağlamak için, 250 bin sterlinlik bir anlaşma yaptığı anlatılıyor. Observer, Güney Afrika özel kuvvetlerinin eski mensuplarından oluşan şirketin iki ortağının, darbe girişimi suçundan, şu anda Zimbave'de hapiste olduğunu da hatırlatıyor. Sunday Times ise paralı askerler ile ilgili asıl soruna, herhangi bir hukuka tabi olmamalarına parmak basmış. Haberde, Irak'ın yeni Devlet Başkanı Yardımcısı İbrahim Caferi'nin, Amerika'ya, binlerce paralı askerin yasalar karşısındaki dokunulmazlıklarından arındırılmaları çağrısı yaptığı analatılıyor. Caferi şöyle diyor: "Eğer masum bir Iraklı bu insanlar tarafından öldürülürse, Irak yasalarına göre yargılanmaları gerekir. Aksi takdirde, egemenliğin Iraklılar'a devrinin hiçbir anlamı kalmaz." Sunday Times, egemenliğin 30 Haziran'da Iraklılar'a devrinde, koalisyon askerlerinin bu tarihten sonraki statüsünün en ciddi sorunlardan biri olduğunu, paralı askerlerin dumurunun da bu sorunun merkezinde yer aldığını hatırlatıyor. Independent on Sunday'de de, egemenliğin Iraklılar'a devriyle ilgili olarak Amerika ve İngiltere tarafından hazırlanan ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sunulan karar tasarısı ile ilgili bir haber var. Tasarıya karşı çıkanların başında gelen ülkelerden Fransa'nın yumuşama sinyalleri verdiğini söylüyor Independent on Sunday. Haberde, dün ABD Başkanı George Bush ile görüşen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın eleştiri tonunu yumuşattığı belirtiliyor. "Amerikalıların Irak'ta öldürülüyor olmasından üzüntü duyuyorum. Ama ülkemizi işgal ettiler ve sonucu da bu oldu." Bu sözlerin sahibi Irak'ın devrik lideri Saddam Hüseyin'in büyük kızı Raghad Hüseyin. Sunday Telegraph muhabiri Philip Sherwell, Raghad Hüseyin ile sürgünde bulunduğu Ürdün'ün başkenti Amman'da görüşmüş. Sherwell yazısına, Raghad Hüseyin'in 5 çocuğundan en küçüğü olan Benan'ın sözleriyle başlamış: "Dedem Saddam Hüseyin iyi bir insan. Şu anda Amerikan hapishanesinde ama annem bunun doğru olmadığını söylüyor." Kızkardeşi Rana gibi onun da Amman'da son derece lüks bir nayat yaşadığı, güzellik salonlarından çıkmadığı anlatılan haberde, Raghad Hüseyin'in şu sözlerine yer verilmiş: "Siz bir Amerikalısınız, ben de bir Iraklı. İnanıyorum ki, insanlarımız oturup birbirilerini tanımaya başlasalar, o zaman sorunlar çözülebilir". Raghad Hüseyin'in bu sözlerinin tercümesini ise şöyle yapıyor, röportajın yazarı: "Siyaset konuşmaya pek gönüllü değil. Fotoğrafının çekilmesini de istemedi. Konuştuğunda ise son derece dikkatli ifadeler seçiyor. Bunu anlamak hiç zor değil. Çünkü kendisine evsahipliği yapan Ürdün Kraliyet Ailesi ve burada olmasından pek de hoşnut olmayan Ürdün halkını kızdırmak istemiyor. Ayrıca söylecekleri, Irak'ta yeni işbaşına gelen geçici yönetimi de öfkelendirebilir." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||