|
31 Mayıs 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Financial Times'ta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la bir mülakat var.
Cumhurbaşkanı Sezer'in meclise geri gönderdiği YÖK yasasını savunuyor Erdoğan. İmam hatip mezunlarına üniversitelerin bazı bölümlerine girişlerinde engelleri kaldıran tasarının laikliğe karşı bir girişim olmadığını söyleyen Erdoğan, İngiliz gazetesinin bildirdiğine göre, "Bu tasarıya karşı çıkanlar eğitimde fırsat eşitliğine karşı çıkıyor" dedi. Harvard Üniversitesi'nde yüksek lisans yapan oğluna kimsenin "imam hatipli misin?" diye sormadığını anlatan Erdoğan, Avrupa Birliği meselesine de değiniyor. Londra ziyaretinde yapıldığı söylenen mülakatta Başbakan'ın, "Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih verilmemesinin büyük bir haksızlık olacağı" tezini tekrarladığı görülüyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne yük olmayacağı, aksine birliğin yükünü hafifleteceğini savunuyor. Erdoğan'ın, Türkiye'nin çalkantılı bir bölgede istikrarlı bir ülke olduğunu, güçlü bir orduya sahip olduğunu vurguladığı aktarılıyor. Financial Times, imam-hatipler meselesini başyazısında da işlemiş. Türkiye'nin üyeliğinin önümüzdeki altı ayda Avrupa'da daha fazla tartışılacağını anlatan gazete, Avrupa Birliği'nin genişleme projesinde en zorlu kararın Türkiye konusunda alınacağını bildiriyor. Yazıya göre, üyelik umudu Türkiye'ye keskin bir dönüşüm yaşattı. Uyum çabasının sosyal ve ekonomik alanda güçlü bir reform dalgası oluşturduğu belirtiliyor. Gazete bu değişimin gerginliğe de yol açtığını kaydediyor. Özellikle laik devleti savunanlarla, buna silahlı kuvvetleri de dahil ediyor, iktidardaki AKP arasındaki gerilimin dikkatle ele alınması gerektiğini vurguluyor. Şöyle diyor Financial Times: "AKP de laikliği savunanlar da AB'ye bakıyor" İmam hatip mezunlarının üniversiteye girişte haksızlığa uğradığını savunan AKP ile Cumhurbaşkanı Sezer arasındaki görüş ayrılığının arka planında bu sürecin olduğunu belirten Financial Times, "İki taraf da Avrupa Birliği üyeliğinin durumu düzelteceğine inanıyor" diye yazmış. Şöyle diyor gazete: Erdoğan'ın, "Türkiye'yi reformlarıyla, siyasi değerleriyle yargılayın, dini veya kültürüyle değil" dediğini belirten Financial Times, "Aydınlanma değerlerinin temel unsurlarından biri de dinî hoşgörüdür" diye yazıyor. Türkiye'nin üye olmak istediği Avrupa'nın bu olduğunu kaydeden gazete, bu sınavı geçmek için azınlık haklarını teminat altına almaktan, ölüm cezasını kaldırıp, ordunun iktidardan uzaklaştırılmasına kadar takdire şayan bir ilerleme kaydettiğini vurguluyor. Dini okullarla ilgili meselenin hala yapılacak şeyler olduğunu gösterdiğini, Türkiye'nin dini alanda artık biraz gevşemeye ihtiyacı olduğunu belirtiyor. Financial Times'a göre, anlaşmazlığın iki tarafı da biraz yumuşamazsa, demokrasinin zarar göreceğini bildiriyor. İslam'ın laik bir devlette de serpilebileceğini gösterebilecek gücün Avrupa Birliği olduğunu, bunun Avrupa için de iyi bir ders olacağını anlatıyor. "Schröder'in silahı Türk seçmenler" Financial Times'tan Times'a geçiyoruz. Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Almanya'nın sosyal demokrat başbakanı Gerhard Schröder'in, anketlere göre, muhalefetteki Hıristiyan Demokratlar'ın 20 puan gerisinde göründüğünü, bu yüzden iki silaha sarılmakta olduğunu anlatıyor. Peki ne bu silahlar? Kendi tabanının sol kanadını sandığa getirmek için, Irak'ta Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı daha eleştirel bir tutum almak. İkinci silahı ise, iki milyon Türk'ün oyunu cezbedecek adımlar atmak. Zaten araştırmaların, 500 bin olarak hesaplanan Türk seçmenlerin yüzde 70'inin Sosyal Demokratlara sıcak baktığını gösteriyormuş. Ve Başbakan Schröder'in Türklerin oyunu cezbederken Hamburg'dan aday gösterdiği işadamı Vural Öger'e de büyük iş düşüyor, Times'ın anlattığına göre. Vural Öger'in geçmişinden bazı ayrıntılar sunuyor İngiliz gazetesi. 1967'de bir protesto gösterisi sırasında polisten dayak yiyen Türkiye doğumlu Öger'in, mahkemeye başvurup hakkını aldığı, avukatının da Otto Schilly olduğu hatırlatılıyor. Schilly şu anda İçişleri Bakanı. Öger'in, hem Sosyal Demokrat Parti'de hem de başka kesimlerde eleştirilmesine yol açan sözleri seçim kampanyasını biraz karıştırmış. Öger, Alman kadınlarını doğumdan kaçınmasının, ülke ekonomisine, emeklilik fonlarına zarar verdiğini söylediği için tepki almış. Başbakan Schröder'e "Öger'le arasına mesafe koyması" yönünde baskı gelmiş. Ama Türklerin oyuna ihtiyaç duyan Schröder'in, aslında Öger'in dile getirdiği kaygıları da paylaştığı belirtiliyor. Times demografik araştırmalara değiniyor. Almanya'da doğum oranları böyle giderse, şimdi 82 milyon olan nüfus, 2050 yılında 50 milyona inecek. Ve Almanya'daki Türklerin doğum oranlarının Almanlara göre çok daha yüksek olduğuna da dikkat çekiliyor. Öger'e göre bu veriler, Almanya'daki Türklerin entegrasyonunun, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Ve Türkiye'nin üyeliğinin sakin geçen seçim kampanyasını canlandıran bir tartışma alanı yarattığını belirtiyor Times. Aşırı sağcı partiler, "Avrupa Birliği'ne evet ama Türkiyesiz" diye posterler dağıtmış. Öger önümüzdeki hafta sonu Hamburg'daki mitinginde, yanına Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugen'i de alacağını, "Hamburg'u ve Hamburgluları Strasbourg'da temsil edeceğini göstereceğini" anlatıyor. Eğer Vural Öger Türklerin sandığa gelip oy kullanmasını sağlar, ama Sosyal Demokratların geleneksel işçi ve feminist oylarını ürkütürse, Başbakan Schröder'in kumarı kaybedeceği, yeni bir mahcup edici mağlubiyetle karşı karşıya kalacağını anlatıyor, Times. Talabani federasyon istiyor Ve Financial Times'tan Celal Talabani'yle yapılmış mülakat... Iraklı Kürt lider, Irak içinde federal bir yapı oluşmadığı takdirde Birleşmiş Milletler'in alacağı kararı Kürtlerin desteklemeyeceğini söylüyor. Irak nüfusunun yüzde 20 ila 25'ini oluşturduğunu söylediği Kürtlere ne başbakanlık ne de cumhurbaşkanlığı verildiğini belirten Talabani, bundan şikayetçi. Yine de Financial Times'ın yazdığına göre, Geçici Konsey'in başbakan seçtiği İyad Allawi'yi övüyor. Şii siyasetçinin eski bir dost olduğunu, yıllardır Irak muhalefetinin liderlerinden biri olduğunu anlatıyor. Amerikan askerlerinin baskınına uğrayan Ahmet Çelebi'yi de övüyor Talabani ve "İran ajanı olmadığını, Iraklı vatansever olduğunu" anlatıyor. Araplarla Kürtler arasında son bir yılda oluşan güvensizliği kabul ediyor ama sebep olarakArap televizyon kanallarının Kürt halkına karşı propaganda yaptığını ileri sürüyor. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||