BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 02 Mayıs, 2004 - TSİ 16:48
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
2 Mayıs 2004 Basın Özeti
Yazar Henry Porter, Independent on Sunday'deki makalesi, "Elektrodun düğmesi Washington'da" başlığını taşıyor.

İngiltere'de yayımlanan gazeteler

Iraklı tutsaklara şok veren elektroddan bahsediyor. Hapsedilen Iraklılara yapılan kötü muameleye dair Amerikan ordusunda hazırlanan bir raporun The New Yorker dergisinde yayınlandığını hatırlatan yazar, bunun Amerikan televizyonu CBS'in ve İngiliz gazetesi Mirror'un son günlerdeki ifşaatını izlediğini vurguluyor ve şu hükmü veriyor:
"Başkan Bush ve Tony Blair bunun nereye kadar gideceğini merak ediyordur herhalde... Önce kitle imha silahlarını bulamadılar, şimdi de Irak'taki savaşı meşru gösterecek ikinci gerekçenin; buraya insan hakları ve demokrasi getirmenin yalandan ibaret olduğu ortaya çıkıyor. Amerikan Kara Kuvvetleri'nin raporunda sadistçe, kabaca, keyif için yapılan işkencenin, dayakla, tecavüzle, kimyasal madde içeren lambalarla gerçekleştirildiği vurgulanıyor."

Yazar bu işkencelerin Saddam Hüseyin'in işkencehanesi Ebu Ğreyb cezaevinde yapılıyor olmasına "aci ironi" diyor... Arapların bunu gözden kaçırmayacağını belirtiyor.

El Kaide ve Hamas gibi örgütlerin yeni militanlarını saflarına katmak için, bu işkence fotoğraflarından daha iyi tanıtım posterleri hazırlayamayacağını belirtiyor.

Durum bu noktaya gelinceye dek Amerikalıların gösterdiği ihmalden söz ediyor. Amerikan kamuoyunun ve Amerikan medyasının 11 Eylül'den itibaren temel hak ve özgürlüklerin yorumunda temel ilkelerden ziyade sadakat gibi faktörleri göz önüne aldığını, Guantanamo üssündeki uygulamanın yanı sıra, Amerika'nın içindeki tutuklamalarda da keyfiliklere ses çıkarmadığını anlatıyor.

Amerikan Haklar Bildirgesi'nde sıralanan özgürlüklerden kendi vatandaşlarının yararlanmasını engelleyen Amerika'nın ordusunun ve paralı askerlerinin, yabancıların insan haklarını kendi topraklarında suiistimal ettiğini belirtiyor.

Independent on Sunday'deki yazıda Henry Porter, aynı şeyin İngiltere'de olmamasını umduğunu, zaten kötü muamele iddialarının hemen ardından Blair hükümetinin, Genelkurmay Başkanı'nın olayları kınadığını belirtiyor.

Bu konudaki romanına hazırlanırken edindiği bilgileri de anlatıyor yazar. Konuştuğu kaynaklara dayanarak, 11 Eylül'den önce başlayan bir Amerikan uygulamasından söz ediyor. Terör zanlıları yabancı ülke vatandaşıysa, onları sorgularken kötü muamele yapmaktan çekinmediğini, hatta Mısır, Ürdün, Suriye gibi hükümetlerle, vatandaşlarının sorgulanmasında işbirliği yapıldığını belirtiyor. Sonuç olarak, bu Arap devletlerinin işkencecilerinin, Amerikalıların verdiği soruları cevaplamaları için zanlıları istedikleri gibi sorguladıklarını anlatıyor.

Observer'a geçiyoruz. "Hepimizi utandıran resimler" başlığı altında gazete, Iraklılara kötü muamele yapanların hemen soruşturulmasını, aksi takdirde barışın darbe alacağını yazıyor.

Bu gazete de kitle imha silahları gibi, insan hakları ve demokrasi vaatlerinin Irak'taki savaşı meşru gösterecek gerekçeler olarak sunulduğunu, bu yüzden son günlerde ortaya çıkan işkence ve kötü muamele fotoğraflarının, bölgeye barış ve huzur gelmesini tehlikeye düşürdüğünü vurguluyor.

Amerika Başkanı'nın İngiltere Başbakanı ve Genelkurmay Başkanı'nın İngiliz askerlerine karşı ortaya atılan son iddiaların soruşturulacağını vaat etmelerinin, kötü muameleyi kınamalarının yeterli olmadığını belirten Observer, bunun Irak'taki tüm yabancı askerler arasındaki yaygın bir ırkçlığın, zulme meylin yansıması olup olmadığı kaygısını dile getiriyor.

"Irak'taki çalkantılı, dehşet verici durum, bu tür davranışların gerekçesi olamaz" dedikten sonra gazete, İngiltere askeri yetkililerinin bu tür iddiaları şimdiye kadar yeterince hızlı biçimde değerlendirmediğini, Amerikalıların da sadece cezaevlerini soruşturmakla yetinmemesi gerektiğini vurguluyor.

Observer başyazısında, askeri hizmetler veren yabancı taşeronların rollerinin de iyi incelenmesi çağrısında bulunuyor.

İngiltere'de gözaltına alınan Iraklıların göreceği muameleyi bundan sonra sisteme oturtmak ve suiistimalleri önlemek üzere bir siyasi yetkilinin sorumlu kılınmasını isteyen Observer, son 48 saatta yayınlanan resimlerin benzerleri bir daha ortaya çıkarsa, Irak'ta demokrasi davasının, ülkenin yeniden inşası vaadinin onarılamaz biçimde zarar göreceğini belirtiyor.

Avrupa Birliği'nin genişlemesine İngiliz gazeteleri nasıl bakıyor? Sunday Telegraph, Avrupa Birliği'ne kuşkuyla yaklaşan bir basın organı olduğunu itiraf etmekle birlikte, yeni üyelere bugün sevinmek gerektiğini savunuyor. Göçmenlik yasalarının, vize uygulamalarının, gevşek olduğunu ama birkaç bin yasal göçmenin bu sayede ülkeye gelmesinin bu tartışmayla ilgisi olmadığını belirtiyor.

Sunday Telegraph devam ediyor:
"Polonyalı dadılarla Radikal İslamcı vaizler arasında bir fark olduğunu söylemeye çekiniyor insanlar, ırkçı diye suçlanmamak için. Ama düşünürseniz bu fark çok açık."

Avrupa'nın genişlerken, her üyesini her alanda aynı siyaseti uygulamaya zorlamasını eleştiriyor Telegraph. Finlandiya'daki ren geyiği çiftlikleriyle Kıbrıs'taki limon bahçelerini aynı ortak tarım politikasıyla yönlendirmeye çalışan Brüksel'in, esneklik getireceğine üyeleri daha da tek tip ilkelere boğmaya çalıştığını ileri sürüyor. Bu yüzden anayasaya karşı çıktıklarını belirten Telegraph, yeni üyelerden bazılarının anayasayı İngiltere gibi referanduma sunmasının beklendiğini ve bunların en az ikisinin Polonya, Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerin, anayasaya "hayır" diyebileceğini vurguluyor. En azından bu açıdan İngiltere'nin dostları olacağını belirten gazete, şöyle devam ediyor:
"Elbette yeni üyelerin hepsi birbirinin tıpkısı değil. Bazıları bütünleşmenin daha da ilerlemesini istiyor, bazıları istemiyor ama genel olarak İngilizce konuşmaya meyilliler, Atlantik ittifakını savunuyorlar; Avrupa Birliği'nin şimdi cuma gününe oranla daha sevimli bir alan haline geldiğini inkar etmek zor."

Sunday Times da Avrupa Birliği'ne yeni üyelerin katılmasını başyazısında değerlendiriyor. Avrupa çapında 74 milyon insanın tecrit ve baskı rejimlerinden sıyrıldıkları, özgürlük ve yeni umutlara ulaştığı bir haftasonundan sözediyor. 10 yeni üyenin birliğe katılmasının olağandışı bir yolculuğun sonu olduğunu, Batı Avrupa'nın diğer yerlerinde de kutlanması gerektiğini anlatıyor.

1951'de Avrupa Kömür ve Çelik Birliği kurulurken, İngiltere'deki madenciler karşı çıktığı için Londra hükümetinin katılamadığını hatırlatıyor. Bu birliğin en büyük başarısının şimdi, savaş ve ideolojilerle bölünmüş ulusları birleştirmesi olduğunu vurguluyor.

15 yıl önce Berlin Duvarı'nın yıkıldığı sıralarda Avrupa Birliği'nin genişlemesinin bu kadar çabuk gerçekleşeceğinin beklenmediğini belirtiyor Sunday Times. İngiltere'de başbakanların o zamandan beri hep genişlemeden yana olmalarını da övüyor.

Daha yoksul olan yeni üyelerin Avrupa Birliği fonlarından pay kapmaya geldiklerini söylemenin yersiz olduğunu belirten gazete şöyle diyor: "Avrupa Birliği'nin yapısal iyileştirme fonlarından yararlanacaklar ama dilenmeye gelmediler. Batı kapitalizmine kucak açarak geldiler, onlarca yıl boyunca kalkınmalarını sürdürecekleri, refahlarını arttıracakları güvencesine kavuştuklarının farkındalar."

Yeni üyelerin Avrupa Birliği ülkelerindeki genel ekonomik durgunluğa son verecek bir canlılık getirebileceğini yazıyor gazete. "Esnekliği olmayan eski ekonomileri reforma razı edebilirlerse, birliğe sonsuz iyilikleri olur", diyor.

Yeni üyelerin alınması, muhafazakar gazetenin uluslararası siyaset açısından da olumlu değerlendirdiği bir gelişme. Yeni üyelerin Irak savaşını destekleyerek, Alman-Fransız eksenine boyun eğmeyeceklerini gösterdiklerini yazıyor. Amerika önderliğindeki NATO'nun güçlü kalmasını savunduklarını anlatıyor.

Komünizm sonrası kültürlerinin ekonomik liberalizm olduğunu, Avrupa Birliği'yle eş anlamlı hale gelen teşebbüs karşıtı eğilimleri reddettiklerini belirtiyor.

Avrupa Birliği'nin vergileri bütün üyelerde uyumlu hale getirme, aşırı vergilendirip aşırı harcama eğilimlerine direnen İngiltere'nin bu mücadelesinde yeni müttefikleri olacağını vurguluyor.

Sunday Times yeni üyeler hakkında ayrıca, "Onlar sayesinde Avrupa Birliği teşebbüse daha yatkın bir zemin olacak" görüşünü savunuyor.

Yeni üyelerin alınmasının İngiltere gündeminde niye kuşkuyla karşılandığına gelince... Sunday Times'ın yorumu, hükümetin göçmenlik siyasetindeki beceriksizliğinin ve Tony Blair'in Doğu Avrupa'dan gelebilecek göçle ilgili panik içine girmesinin, ülkenin bu olumlu gelişmeye sevinmesini engellediği yönünde.

BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik