|
23 Nisan 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Avrupa gazetelerinin referandum arefesinde Kıbrıs'a ilgisinin arttığı gözleniyor.
İngiltere'de Independent ve Financial Times, Rumların Annan planına 'hayır' diyeceği beklentisinden söz ediyor. Financial Times, başyazısında Rumların bu tutumunu eleştiriyor. Bu gazeteye göre, "yanlış yönlendirilen Kıbrıs Rumları, 'hayır' diyerek Avrupa Birliği'ne çok kötü bir başlangıç yapacaklar." Kıbrıs'ta otuz yıldır süren bölünmeyi sona erdirme fırsatına hiç bu kadar yaklaşılmadığını belirttikten sonra Financial Times, bir yıl önce hiç akla gelmeyecek bir şekilde, çözümü Türklerin değil, Rumların engellemiş olacağını vurguluyor. Oysa Rumların yıllardır adanın bölünmüşlüğünden şikayet eden taraf olduğunu, Türklerin ise askerlerle adayı bölen taraf olmasına rağmen, çözümden yana tutum aldığını belirtiyor. Gazete, Rumları bu inadın karşılığı olarak üyelikle ödüllendirmiş görünmekten hoşnut olmayan Avrupa Birliği'nin bir başka olumsuzlukla da karşılaştığına dikkat çekiyor. Referandum kampanyası ve müzakerelerdeki tutumlarıyla Rum liderlerin, bir demokratik birliğe hiç de uyumlu olmadıklarını gösterdiklerini vurguluyor. 1974'te Türklerin toprakları ele geçirmesinden beri binlerce Rumun kaybettikleri evleri veya tazminat imkanını elde etmek için en iyi fırsatı yakaladıklarını belirtiyor gazete. Annan planını ideal bir çözüm olmadığını da bildiriyor Financial Times. Ama İngiliz gazetesi, Tasos Papadopulos'un, Annan planını iyileştirmek için müzakere fırsatını iyi değerlendirmediğini, sürekli görüşmeleri erteleyip iptal ederek vakit geçirdiğini, sonuçta, Avrupa Birliği yetkililerinin onu, "barış pazarlığına iyi niyetle katılma" sözünü uygulamamakla suçladığını belirtiyor. Financial Times "daha da kötüsü..." deyip şöyle devam ediyor: "Kıbrıslı Rumlar, federal devlet kurulurken, uluslararası alanda tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ortadan kalkmasından kaygılıydı, ki bu anlaşılabilir. Amerika ve İnglitere planı güvence altına almak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde girişimde bulundu. Peki Rum hükümeti ne yaptı? Dışişleri bakanı Moskova'ya gidip, tarihi müttefikleri Rusya'yı, Güvenlik Konseyi'nin bir güvence sunmasını engellemeleri için ikna etti." Peki referandumda Rumlar 'hayır' der de Türkler 'evet' derse, Avrupa Birliği ne yapmalı? Financial Times bu soruyu ortaya atıp cevabını da sunuyor. Papadopulos ile bakanlarını ileriyi görememekle suçlayan gazete, Avrupa'ya, Rum yönetimiyle arasına mesafe koymayı öneriyor. "KKTC'yi tanımak akıllıca olmaz ama..." Barışa ve uzlaşmaya 'evet' diyecek tarafa yani Kıbrıs Türk kesimine de ödül verilmesini savunuyor. KKTC'nin tanınmasının akıllıca olmayacağını, iki devletli çözümün bu aşamada uygun olmayacağını savunan Financial Times, yine de Avrupa Birliği ve diğer devletlerin tanınmamadan kaynaklanan handikapları ortadan kaldırmak için hemen harekete geçmesi gerektiğini bildiriyor. Yani, ekonomide ve ulaştırma alanlarında Kıbrıs Türkleriyle doğrudan bağlantı kurulmasının, Kuzey Kıbrıs'taki kötü ekonomiyi canlandırabileceğini belirtiyor. Böylece Kıbrıs Türklerinin uzun vadedeki Avrupa Birliği üyeliğine hazırlanmasını öneriyor. Ve böylece Kıbrıslı Rumların, ne kadar yanlış yönlendirildiklerini göreceklerini belirtiyor Financial Times. Rusya'nın Güvenlik Konseyi'ndeki vetosu, Alman gazetesi Die Welt'e göre, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini istememesinden kaynaklanıyor. Bu vetonun Kıbrıslı Rumların referandumda 'evet' demesi ihtimalini daha da zayıflattığını belirten Die Welt, ada böyle bölünmüş kalırsa, 1 Mayıs'tan itibaren Türkiye'nin bir Avrupa Birliği üyesini işgal altında tutan ülke konumuna geleceğini ileri sürüyor. Die Welt'e göre bu, Başbakan Erdoğan'ın Avrupa Birliği'ne odaklı siyaseti açısından en kötü senaryo. Avrupa Birliği'ne de ağır bir yük getireceğini belirtiyor. Der Tagesspiegel, Rusya'nın vetoyu savunurken sunduğu gerekçeleri "ikiyüzlülük" diye eleştiriyor. Rusya Annan planına güvence verecek tasarıyı reddederken, Konsey'den böyle bir karar çıkmasının, referandumun sonucunu etkileyecek bir müdahale olacağını ileri sürmüştü. Bu Alman gazetesi, "Bu özel durumda, müdahale bir hata değil, yükümlülüktür" diyor. Rusya-Kıbrıs-kara para iması Berliner Zeitung, "müdahale" gerekçesini saçma buluyor. Böyle bir müdahalenin barışa katkı yolunda bir müdahale olacağını, o yüzden onurlu bir girişim olacağını belirtiyor. Zaten, Rusya'nın da Birleşmiş Milletler'in aylardır sürdürdüğü barış arayışlarını onayladığını, onların da aynı yönde müdahaleler olduğunu vurguluyor. Avusturya'dan Der Standard daha da sert: "Belki de Kıbrıs dışişleri bakanı son Moskova ziyaretinde, Rusların Kıbrıs bankalarına yatırılmış milyonlarca dolarının kaynağının da açıklanması gerekeceğini ima etmiştir." Rusya'dan bir gazete, Nezavisimaya Gazeta şöyle yazıyor bugün: Yine Rusya'dan İzvestiya ise bu kenara itilmek, gücünü dünyaya göstermek amacı üzerinde duruyor. Irak, Afganistan gibi konularda Amerika'ya meydan okusalar, stratejik çıkarlarının tehlikeye gireceğini, ama Kıbrıs gibi bir tali konuda Washington'a ve Avrupa'ya böyle karşı koymanın çok büyük riskler taşımayacağını belirtiyor. Rusya'nın yeni Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov'un bu sayede aktif ve agresif dış politika yaptıklarını kamuoyuna göstermeyi amaçladığını yazıyor İzvestiya... Azami uluslararası etkiyi gösteren ama Rusya'nın ulusal çıkarlarına zarar vermeyecek bu girişimi, Lavrov'un en uygun zamanlamayla gerçekleştirdiğini belirtiyor. Rusya-AB ticaret pazarlığı Birliğin 1 Mayıs'ta üyeliğe kabul edeceği 10 ülkeden çoğu eski Varşova Paktı'na mensup. Peki yeni üyeler dış ticaretlerini, ekonomilerini Brüksel'e göre ayarlarken, komşuları Rusya'yla ilişkeleri ne olacak? Lüksemburg gazetesi Tageblatt, Rusya ile Avrupa Birliği'nin bu meselede neredeyse tamamen anlaşmaya vardığını bildiriyor. Rusya, Brüksel'le şimdiye kadar yaptığı ortaklık ve işbirliği anlaşmalarını bu 10 yeni üyeyle de uygulayacak. Bunun karşılığında, o ülkelerle ticarette bugüne kadar almakta olduğu gümrük vergilerinin tazmin edilmesini istiyormuş. Almanya'dan Frankfurter Allgemeine Zeitung, varılan anlaşmanın Moskova-Brüksel ilişkilerindeki sıkıntıları gidermeyeceği görüşünde. Cumhurbaşkanı Putin'in, nisbeten zayıflamış bir Avrupa Birliği'ne karşı, otoriter iç siyasetinde, ekonomik uygulamalarında veya Balkanlar ve Kafkaslardaki tutumunda tavize yanaşmayacağını bildiriyor. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||