|
19 Nisan 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İspanya'nın 'en kısa sürede' asker çekiş kararına tepkiler, Madrid kabinesinde kadın-erkek eşitliği, Tony Blair'in siyasi kariyerindeki en büyük 'u-dönüşü'; ve Irak ordusuna Kürt komutan.
Yeni Başbakan Zapatero'nun, yemin töreniyle görevi devralır almaz Irak'taki İspanyol askerlerini mümkün olan en kısa sürede geri çekeceğini ilan etmesi, İspanyol basınını ikiye bölmüşe benziyor. El Mundo, memnun. Gazetenin ifadesiyle, 'bu güzel haberi duyan İspanyolların büyük bölümünün sevinci gayet anlaşılır birşey'. Zapatero'ya destek veren El Pais de 'yeni başbakanın Irak'ın sorunlarına yapıcı çözümler üretme vaadini' umutlandırıcı buluyor. El Pais'e göre bundan böyle İspanya'nın görevi, 'tercihen Avrupa Birliği çatısı altında, Irak'taki uluslararası varlığın Iraklılar nezdinde sömürgeci bir işgal gücü olarak algılanmamasını sağlayacak çözümler için çalışmak olmalı'. Ancak La Razon, Sosyalist liderin İspanya'nın eline geçen büyük bir fırsatı geri teptiği kanısında: Razon'a göre İspanya bir kez daha, 'tarihin önemli bir kavşak noktasında yer almamayı tercih etti.' Keza ABC gazetesi de, askerlerin Irak'tan geri çekilişinin İspanya'yı uzun vadede 'diplomatik bir belirsizliğin içine sürükleyebileceğinden' endişeli: ABC, İspanya'nın üye olduğu uluslararası kurumlar ve müttefikleriyle işbirliği yerine, 'doğaçlamaya' dayanan yeni bir dış politikayı benimseyerek, içinden daha yeni kurtulduğu 'diplomatik istikrarsızlık yıllarına' şimdi tekrar geri döndüğünü savunuyor. İngiltere gazetelerine geçecek olursak; Independent, İspanya'nın yanısıra koalisyonun bir diğer üyesi Portekiz'den gelen 'karışık sinyallere' dikkat çekiyor. İspanya'nın 1300 askerine karşılık, Portekiz'in Irak'taki personel sayısı 130 kişiyle sınırlı. Ama bu ülkenin de benzer bir adım atması, siyasi yönden koalisyondaki çatlağı epey belirginleştirebilir. Portekiz İçişleri Bakanı, 'Nasıriye'de konuşlanan polis birimini geri çekmek zorunda kalabileceklerini' söylemişti. Fakat Independent, Lizbon hükümetinden yapılan son açıklamaların bununla taban tabana zıt olduğunu yazıyor. Portekiz'de genel kurmay başkanı sıfatını da taşıyan Sosyalist cumhurbaşkanı, Birleşmiş Milletler onayı olmadığı için, Irak'a 'asker' gönderilmesini reddetmiş; ve bunun üzerine, Amerika'yla yakın işbirliğini savunan sağ kanat başbakan ise, sınırlı yetkisini kullanarak sadece 'polis birlikleri' yollayabilmişti. Independent, İçişleri Bakanı'nın kafalarda soru işaretleri uyandırmasına karşın, Başbakan Jose Durao Barroso'nun 'polislerimiz Irak'ta kalmaya devam edecek' diyerek net bir tavır koyduğunu; ve hatta İspanyol meslektaşını, 'terörizme tavizler vermekle' suçlayarak, resmi bir ağızdan duyulan en sert çıkışı yaptığını yazıyor. Independent, Irak tartışmasının yanısıra İspanya'da görevi devralan Sosyalist hükümetin bir başka 'yeniliğine' daha dikkat çekiyor. Başbakan Zapatero'nun seçim öncesinde verdiği bir diğer vaat de, kabinesinde kadın-erkek eşitliğini hedefleyeceği sözüydü; ki bunu da yerine getirdiği anlaşılıyor. Independent, 'İspanyol tarihinde bir ilk' diye yazıyor. Kabinedeki 16 bakandan 8'i erkek, 8'i de kadın. Böylece İspanya, Avrupa tarihinde, İsveç'den sonra bakanlar kurulunda cinsiyet eşitliğine sahip olan ikinci ülke konumunda. Independent, 'hem göstermelik de değil' diye eklemiş: Zapatero'nun büyük bütçeli, ağırlığı olan bakanlıklara, kadın siyasetçileri getirdiğini yazıyor. Bu sabah İngiliz gazetelerinin ön sayfalarını açacak olursak, hemen hemen hepsinin manşetinde şu iki sözcüğü görüyoruz. 'Blair' ve 'u-dönüşü'. Avrupa Birliği liderleri bu yıl sonundan önce, yeni bir anayasa üzerinde anlaşmayı umuyor. Son Brüksel zirvesinde uzlaşmayı denemiş, ama en başta, karar mekanizmasında ne kadar oy sahibi olacakları konusunda ortak bir paydada buluşamamışlardı. Sonunda bir anayasa üzerinde anlaştılar diyelim; iş bununla bitmiyor ama. En azından İngiltere'de, sırada bir de halkoylaması var. Başbakan Blair, böyle bir zorunluluk altında olmadığı gibi yakın zamana dek referandum çağrılarına kulaklarını tıkamayı yeğliyordu ama, Guardian'ın ifadesiyle, 'şimdi siyasi kariyerindeki en büyük u-dönüşünde karar kılmışa' benziyor. Guardian'a göre Blair, bu hafta yapması beklenen açıklamada, herhangi bir tarih belirlemeyecek, ama bir halkoylamasını gerekli gördüğünü söyleyerek, bu hususta muhalefetin sert eleştirilerine set çekmek istiyor. Financial Times, Blair'in referandum kararını İngiliz siyasi tarihinin yakın zamanlardaki en büyük sürprizi diye tanımlıyor. Gazeteye göre Avrupa anayasası konusunda bir referandum, İngiltere'de 2005'te yapılması beklenen genel seçimlerin sonrasına rastlayacağa benziyor; ki bu durumda, Başbakan Blair'in gelecek seçimlerdeki manifestosunda yer alan en önemli vaadlerden biri olacak. Financial Times, Blair'in referandum hamlesinin Avrupa Birliği'nin diğer ülkelerinde de büyük yankı bulacağı kanısında. Gazete, Fransa'da Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın aynen Tony Blair gibi bu konuda baskı altında kaldığını ve şimdi üzerindeki baskıların daha da artmasının olası görüldüğünü yazıyor. Peki Tony Blair, Avrupa çapında bir anayasaya soğuk mu soğuk yaklaşan bir muhalefetin ve kuşkucu bir kamuoyunun varlığına rağmen, halkoylaması çağrılarına neden boyun eğdi? Financial Times'ın konuştuğu bir Blair yandaşı, 'çünkü' diyor, 'siyasette yapılmaması gereken birşey varsa, defansta oynuyormuş gibi gözükmektir.' Ama Blair'in referandum atağı, İşçi Partisi'nden eleştirilere de hedef olmuş. Avrupa Birliği yandaşı kimi milletvekillerine göre, 'uzağı görmeden, önemli konulara ayak üstü çözümler bulma sevdası bu'. Basın turumuzu gene Financial Times'dan bir haberle, Irak'ta noktalayalım. 'Etnik denge' diye yazıyor: 'Yeni Irak ordusunun başına bir Kürt getirildi' Financial Times, Irak Yönetim Konseyi'nin savunmadan sorumlu yetkilisinin, yeni Irak silahlı kuvvetlerinin başına, Babekr ez Zibari adlı Sünni bir Kürdün atandığını açıkladığını yazıyor. Financial Times'a göre, bu atama, direniş hareketine karşı ülke çapında yoğun biçimde çatışan Amerikalıların yeni Irak ordusunun sadakatine daha çok güvenmek istediği bir döneme rastlamasıyla dikkat çektiği gibi; ordunun başına bir Kürdün getirilmesi, etnik ve dini azınlıklar arasında denge kurma stratejisinin yeni bir göstergesi gibi de duruyor. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||