|
7 Nisan 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngliz gazetelerinin bugünkü manşetlerinin çoğunda, yine Irak'taki son gelişmeler var. Independent'ın manşeti 'Bir savaş suçlusunun ayrılışı: Amerika Saddam'ı Irak dışına çıkardı' şeklinde.
Orta Doğu muhabiri Robert Fisk imzalı özel haberde, devrik Irak liderinin gizlice ülkesinden çıkarıldığı ve Katar'daki bir Amerikan üssüne götürüldüğü belirtiliyor. Fisk bu operasyonun gerekçesiniyse şöyle açıklıyor: "Irak'ta Amerikalılara karşı giderek artan gerilla saldırıları, endişeye neden oldu. İsyancıların, eski Irak diktatörünü, hapishaneden görkemli bir şekilde kaçırabilecekleri düşünüldü. Bu nedenle Saddam Hüseyin'in Orta Doğu'da tutulacağı yer olarak da, bölgenin en güvenli ülkesi Katar seçildi." Times gazetesindeki haberin başlığıysa, 'Amerika liderliğindeki işgalin sona erdiği gün' şeklinde. Necef'ten gönderilen James Hider imzalı haberde, Şii din adamı Muktada Es Sadr'a bağlı güçlerin, kentin kontrolünü ellerinde bulundurdukları belirtiliyor. Hider, 'Burada Irak'ın işgali, beklenenden üç ay önce bitmiş' diyor. Es Sadr'a bağlı militanlardan 21 yaşındaki Ebu Müslim ise şunları söylüyor: "İnşallah Amerika'nın çöküşü burada olacak. Onlara Iraklıların kim olduğunu göstereceğiz." Financial Times gazetesindeki bir haberdeyse, Muktada Es Sadr tanıtılıyor. Haberi destekleyen resimde, Şii din adamı, su içerken havaya baktığı bir sırada görüntülenmiş. Nicolas Pelham imzalı haberin başlığı 'Karışıklık çıkaran din adamı, işgalci Amerikan güçleri için sorun çıkarmakta kararlı' şeklinde. Pelham, Es Sadr'ın, Irak'taki Geçici Yönetim Konseyi'nden dışlanmasının ardından, koalisyon güçlerine cephe aldığını hatırlatıyor. Yazıda Şii din adamıyla ilgili şu analiz yer alıyor: "Es Sadr'la, Irakli Şiilerin en güçlü lideri büyük Ayetullah Sistani arasındaki mücadele hep sürdü. Es Sadr taraftarları, Ayetullah'ı, İran'dan aldığı destek nedeniyle eleştirdiler. Farsça aksanıyla konuşmasının, onun Irak'la ilgili konulara karışmasını imkansız hala getirdiğini söylediler. Muktada ise geniş kesimlerin desteğini almak için, Arap milliyetçiliğine sığındı. Filistinlilerle ve Lübnan'daki Hizbullah haraketiyle dayanışma içinde oldu. Müslümanların birliği adına, Sünni Iraklılara el uzattı." Yine Financial Times'ın bugünkü başyazılarından biriyse 'Ruanda'dan çıkarılacak dersler' başlığını taşıyor. Gazete, Ruanda'da, üç ayda yaklaşık 800 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan ve uluslararası toplumun engelleyemediği soykırımın üzerinden 10 yıl geçtiğini hatırlatıyor. Financial Times'a göre, uluslararası toplumun refleksleri, benzer olayları önlemek için çok yavaş. Yazı şöyle sürüyor: "Uluslararası toplumun niçin 10 yıl önce Ruanda'daki soykırımı zamanında önleyemediğinin en iyi özetini önceki gün, Kanadalı tuğgeneral Romeo Dallaire yaptı. O dönemde, Ruanda'daki Birleşmiş Milletler barış gücüne komuta eden Dallaire, bu soruya şu açık yanıtı verdi: 'Ruandalıların hiçbir önemi yok.' Acımasız gerçek, Afrika'nın ortasında hiçbir stratejik önemi olmayan bu küçük ülkenin, batılı hükümetlerce, askerlerinin yaşamlarını tehlikeye atmaları için yeteri derecede önemli bir yer olarak görülmemesiydi. Belki katliamın hızını ve ölçeğini tahmin etmek zordu, ancak uyarıcı tüm sinyaller de oradaydı. Ruanda'da meydana gelenler, bir istihbarat başarısızlığı değildi, siyasi bir iflastı." Guardian gazetesindeki Polly Toynbee imzalı yazının başlığı ise 'Trevor niçin haklı' şeklinde. Başlıkta ismi geçen kişi, İngiltere'de Irk Eşitliği Komisyonu'nun Başkanı Trevor Philips. Philips'in ilk olarak hafta sonunda yayınlanan bir demeci bir hayli tartışma yaratmıştı. Trevor Philips, İngiltere'deki Müslümanlara toplumla bütünleşmeleri çağrısı yapmış ve 'çok kültürlülüğün devrinin geçtiğini' söylemişti. Philips ayrıca, 'İngiltere'de Müslüman olmak, Riyad ya da İslamabad'da Müslüman olmakla aynı değildir' demişti. Bazı sol çevrelerin eleştirdiği bu sözlere Guardian yazarı Polly Toynbee destek veriyor. "Müslüman fanatiklerin, Regent's Park dışında İngiliz bayrağını yakmaları, Britanya Ulusal Partisi'nden holiganların, bir futbol maçında Türk seyircilere saldırmaları kadar çirkindi. İngiltere'de gelecekte, yüzlerce kişinin ölümüne, binlerce kişinin de yaralanmasına neden olabilecek, Madrid'dekine benzer bir ya da daha çok felaket bekleniyor. Belki içinde nükleer bomba bulunan bir çanta, Londra ya da Manchester'da infilak edecek. Bu katliam, kafirin yok edilmesi için yapılacak. Bizse, Irak Savaşı'ndan, Bush-Blair ikilisinin İsrail-Filistin sorununa çözüm bulmakta başarısız olmasından bahsedeceğiz. Ayrımcılık ve okullardaki kalitesiz eğitimle, genç Pakistanlı ve Bangladeşliler arasındaki yüksek işsizlik oranının, buna neden olduğunu düşüneceğiz. Ancak hiçbir 'çok kültürlülük', bu durumu anlayamaz. Trevor Philips'in haklı olmasının nedeni, İngiltere'de farklı ırklara sahip kişiler arasında gelecekte sorun çıkmasına yönelik tehlikeyi görmesinden kaynaklanıyor." Daily Telegraph gazetesinin iç sayfalarındaki Hugh Davies imzalı haberdeyse, ünlü Amerikalı şarkıcı Bob Dylan'ın, iç çamaşırı firması Victoria's Secret'ın reklamlarına çıkarak hayranlarını üzdüğü vurgulanmış. Davies'in haberi şöyle sürüyor: "Bob Dylan'ın dün, lüks bir iç çamaşırının tanıtıldığı bir reklam filminde görünmesinin ardından, Dylan'ın bazı albümleri üzerinde kan görünebilir. Dylan 1965'te, kendisini neyin baştan çıkarabileceği sorusuna, 'kadınların iç çamaşırları' yanıtını vermişti. Şimdiyse en şaşırtıcı rock sanatçısının, bir iç çamaşırı reklamında, manken Adriana Lima'yla birlikte görünmesi, Woodstock neslini sarstı." Bugünkü son haberimiz ise Times gazetesinden. Gazetenin spor sayfasındaki haberde, Manchester United kulübünün İngiltere'de yine yeni bir uygulamaya önderlik ettiği belirtilmiş. Habere göre, takımın idman yaptığı tesislere dün asılan bir tabelada şunlar yazıyor: "Bazı kişilerin imzalı ürünlerin internet aracılığıyla satışından kar elde etmeleri nedeniyle, artık oyuncularımız, taraftarlarımızın futbol toplarını ya da formalarını imzalamayacaktır. Değerli taraftarlarımızdan özür dileriz." Times bu gelişmeyi, 'Budalaca bir yol' başlığıyla, başyazısına taşımış. Gazete, "Ne zaman imza böylesine kaba bir para birimi haline geldi ? Spor dünyası ne hakla bu uygulamayla, genç taraftarların rüyalarına bu kadar az değer veriyor ? Oyuncular aceleyle her forma ve futbol topunu imzalamalı ve bu ürünlerin piyasa değerini düşürmelidir. Bir taraftarın, kulübüne yeniden inanç duyması ancak böyle sağlanır." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||