|
5 Nisan 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere'de gazetelerin bugünkü manşetlerinde; dün Irak'ın Necef kentinde yaşanan olaylar, İspanyol polisinin Madrid'deki son operasyonu, ülkedeki göç tartışması ve İngiltere-Fransa ilişkilerinde dönüm noktası olarak kabul edilen Entante-Cordiale'in 100. yıldönümü kutlamaları var.
Independent gazetesinin manşetinde, tecrübeli Orta Doğu muhabiri Robert Fisk imzalı bir yazıyı görüyoruz. Yazının başlığı, 'Üç saat süren çatışma 22 kişinin ölümüyle sonuçlanırken, Irak sorununa Şiiler de taraf oluyor' şeklinde. Fisk'in, Necef'te, Şii lider Muktada El Sadr'ın yardımcılarından birinin gözaltına almasıyla başlayan çatışmalarla ilgili yorumu şöyle: 'El Sadr, diğer Şii militanların da, silahlı kendi adamlarına katılacağını düşünerek kumar oynuyor olabilir. Bu durumda isyan diğer Şii kentlerine de yayılır. Irak'ın tümünün işgali de makul olmaz. Amerikalılar, Sünni Müslümanların isyanını güçlükle kontrol edebiliyor. Diğer bir toplumla savaşamazlar. Hele bir de bu toplum, Iraklıların yüzde 60'dan fazlasını temsil ediyorsa. Basra'yı kontrol eden İngiliz birlikleri Amerikalılara yardım etse bile, sonuç değişmez.' Independent'ın aynı konuyu ele alan başyazısında da, Amerikan yönetimine sert bir eleştiri var. Yazının başlığı 'Amerika Irak halkına saygı duymayı öğrenmeli' Gazete, Irak'taki en üst düzey Amerikalı yetkili olan Paul Bremer'in, Muktada El Sadr yanlısı bir gazeteyi kapatmasını eleştiriyor. 'Amerikalı yöneticinin bir gazeteyi kapatma kararı hiç akıllıca değil. Bu aynı zamanda, Irak'a tehlikeli bir de mesaj gönderiyor. Mesaj şu: Eğer Amerikan yönetimi için uygunsa, basın özgürlüğü dahil demokratik hürriyetler, askıya alınabilir. Oysa, Amerika Irak'a bu hürriyetleri getirdiği görüşünde. Necef'te olanlar ise şunu gösteriyor: Yerel yetkililere saygısızce davranmak, Iraklıların kalplerini ve akıllarını kazandırmaz. Amerika, Şiilerin Irak'ın geleceğinde oynayacakları rol karşısında, duyarlı olmalı. Bu da daha fazla diyalog, işbirliği ve herşeyden önemlisi de saygı gerektirir.' Financial Times gazetesinde bugün, CIA'in eski başkanı James Woolsey'nin bir yazısı yer alıyor. Yazının başlığı 'Kesin, kararlı ve yanlış' Woolsey'nin eleştiri oklarını yönelttiği kişi, Beyaz Saray'ın eski terörle mücadele danışmanı Richard Clarke. 'Clarke görev yaptığı yıllar boyunca açıksözlü ve kararlı bir politika danışmanıydı. Ancak bazı şeyleri inatla savunması, onu istihbarat faaliyetlerini değerlendirme açısından, daha az güvenilir bir kişi haline getiriyor. Clarke El Kaide'ye karşı sadece, Clinton yönetiminin de onayladığı iki eylemi övüyor: 1993'te, Irak İstihbarat Servisi'nin, boş olan merkezine yapılan füze saldırısı ve 1998'te Afganistan'da yine boş bir eğitim kampıyla, Sudan'da bir ilaç fabrikasına yapılan saldırılar. Ancak onun tercih ettiği bu füze saldırıları, Amerika'nın 20. yüzyılın sonunda, gücünü en etkisiz kullandığı eylemlerdi. Bir dönem yaptığı görev göz önünde bulundurulursa, Clarke teröre karşı savaşta görevini yerine getirmemiştir.' Guardian gazetesinin iç sayfalarındaysa, gazetenin diplomasi editörü Ewen McAskill imzalı bir haber var. Haberin başlığı 'Fransa, kavgayı önlemek için gizli bir Birleşmiş Milletler anlaşması teklif etti' şeklinde. McAskill, Vanity Fair dergisinin yaptığı araştırmada, Fransa'nın Irak savaşı öncesi Washington'la anlaşmaya çalıştığının ortaya çıktığını yazmış. '13 Ocak 2003'te Beyaz Saray'da bir yemekte, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın danışmanı Maurice Gourdault-Montagne ve Fransa'nın Washington büyükelçisi Jean-David Levitte, başkan Bush'un ulusal güvenlik danışmanı Condoleezza Rice'a bir anlaşma önerdi. Fransız yetkililer, Amerikalı muhtaplarına, eğer Irak'la savaşa kararlılarsa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden ikinci bir karar çıkartılması için çaba harcamamaları gerektiğini söyledi. Üst düzey Amerikalı kaynaklara göre, Montagne ve Levitte, konseyin daha önce aldığı 1441 sayılı kararın, savaş için yeterli olduğunu ve Amerika'nın bu karara dayanarak savaş ilan etmesi halinde, sessiz kalacaklarını belirtti. Bu anlaşmayla Fransa'nın Arap dünyasındaki 'iyi polis' statüsü sürecek ve Amerika-Fransa ilişkileri zarar görmeyecekti. Ancak İngiltere Başbakanı Tony Blair, kendi milletvekilleri ve savaşın meşruluğunu sorgulayanları ikna için, ikinci bir karar tasarısı arayışına girince, işler değişti.' Daily Telegraph gazetesi bügünkü başyazısında İngiltere hükümetinin göçmen politikasını sert bir dille eleştirmiş. Yazı, 'Göç politikası, sahtekarlık üzerine kurulu' başlığını taşıyor. 'İngiltere, Avrupa Birliği içinde, birliğin yeni 10 üyesinin vatandaşlarına hemen yerleşim hakkı veren, neredeyse tek ülkeydi. Verilen çalışma izinlerinin sayısında da artış vardı. Şimdi İçişleri Bakanlığı'nın, sığınma başvurusunda bulunabilecekleri gerekçesiyle, kaçak göçmenlerin gözaltına alınmamaları yolunda talimat verdiği anlaşılıyor. Tony Blair'in de, Romanya Başbakanı Adrian Nastase'yle, ülkesinden ziyaretçilerin vizesiz İngiltere'ye gelmeleri yolunda kişisel bir anlaşmaya vardığını öğreniyoruz. Tüm bu faktörleri alt alta sıraladığımızda sadece tek sonuca varabiliriz: Hükümet, yüzbinlerce ilave göçmeni, kendi koyduğu kuralları ihlal ederek ülkeye almayı kabul etti.' Times'ın aynı konudaki baş yazısı da 'Gerçek ve göç' taşıyor. Gazeteye göre, mantıklı bir liberal göç politikası ancak üç koşulda başarılı olabilir: 'Birincisi, ülkede kimin buraya gelebileceğini, kimin ise gelemeyeceğini belirleyen yasalar olmalı. Bu yasalar göçmenlerin toplumla bütünleşmesini sağlamalı. İkincisi, yasalar uygulanmalı. Son olarak da, halkın bu yasalara desteği muhafaza edilmeli. Ancak şimdi İngiltere'de bu koşulların hiçbirinin var olmadığı anlaşılıyor.' İngiltere ve Fransa arasında 1904'te imzalanan Entante-Cordiale Anlaşması'nın 100. yıldönümü de, İngiliz gazetelerinde bugün geniş yer bulan haberler arasında. Guardian'ın manşetindeki haberin başlığı '100 yıl sonra Fransa'ya aşığız. Fakat onlar bizi sevmiyor, biz de onları' Haberde İngilizlerden, Fransızlara yönelik itiraflar var. 'Biz onların yemeklerini çok seviyoruz. Onlar ise bizimkinden nefret ediyor. Biz tatilde onların ülkelerini ziyaret etmeyi seviyoruz. Ancak onların açıkça güvenilmez insanlar olduğunu hissediyoruz. İngiltere'de Fransızlara güven oranı yüzde 15. İspanyollarda ise, bu rakam yüzde 55.' |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||