BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 04 Nisan, 2004 - TSİ 19:45
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
4 Nisan 2004 Basın Özeti
İngiltere'de, hafta içinde, göçmen politikasını yürütmekten sorumlu İçişleri Bakan Yardımcısı'nın istifasıyla sonuçlanan tartışmalar, Pazar gazetelerinin de manşetlerinde.

İngiltere'de yayımlanan gazeteler

Sunday Telegraph; "Blair, göçmenlere kapıları açmak için Romanya Başbakanı ile anlaşma yaptı" manşetiyle çıkmış. Haberde, İngiltere Başbakanı ile Romanya Başbakanı Adrian Nastase'nin, geçen Kasım ayında, Roma'daki Avrupa Birliği Zirvesi'nde, Romanya'dan geleceklere vize kolaylığı gösterilmesinde anlaştığı anlatılıyor.

Bu ülkeden sahte evrakla yapılan vize başvuraları ile ilgili raporları dikkate almamakla suçlanan, İçişleri Bakan Yardımcısı Beverly Hughes'un hafta içindeki istifasına dikkat çeken gazete, bu gelişme ışığında, tüm sürecin Başbakan'ın bilgisi dahilinde olduğu sonucuna varıyor.

Aynı konu ile ilgili farklı bir gelişmeyi manşete çıkaran Sunday Times ise, "göçmen krizi İçişleri Bakanı Blunkett'ı vurdu" diyor. Haberde, hükümetin İngiltere'ye gelen mülteci sayısını çarpıttığı iddia ediliyor.

Gazete, Blunket'ın göçmen politikasını yürütmekle sorumlu Bakan Yardımcısı Hughes'un, yasadışı göçmenlerin tutuklanmaması talimatı verdiğininin ortaya çıktığını söylüyor ve bu talimatın gerekçesini de şöyle anlatıyor; "Gözaltına alınmaları durumunda göçmenlerin iltica başvurusunda bulunmasından korkuluyordu. Zira bu durumda, Başbakan Tony Blair'in mülteci sayısını yarıya indirme sözü tehlikeye girebilirdi".

Sunday Times gazetesi, Blair hükümeti döneminde İngiltere'ye göçün ciddi şekilde arttığına da dikkat çekmiş. Haberde, 1993-1997 arasındaki dönemde yıllık 50 bin olan göçmen sayısının, 1998-2002 arasındaki dönemde, üç kattan fazla artarak, 158 bine ulaştığı bilgisine yer verilmiş.

Beverly Hughes'un istifasının ardından sıranın İçişleri Bakanı David Blunkett'a geleceğini yorumunu yapan bir başka gazete de Independent on Sunday.

Gerekçesi ise şöyle; "Muhalefetteki Muhafazakar Parti, Beverly Hughes ile yetinmeyecektir. Kanın tadını aldılar bir kere. Şimdi daha fazlasını isteyeceklerdir. Tony Blair, ortada bir kriz olmadığını söylese de, bu İçişleri Bakanı'nı kurtarmaya yetmeyecektir". Bush ve Blair, Irak'a saldırma kararını 11 Eylül'den sadece 9 gün sonra aldılar. Observer'ın ilk sayfasında dikkat çeken haberin kaynağı, İngiltere'nin eski Washington büyükelçisi Sir Christopher Meyer.

İkiz kulelere yönelik saldırının 9 gün sonrasında, iki liderin Beyaz Saray'da yediği yemekte bulunan Meyer, aralarındaki konuşmayı şöyle anlatıyor.

"Blair, Bush'a, terörizmle savaşta ilk hedefin Afganistan'daki El Kaide ve Taliban varlığına son vermek olduğunu, bundan sapmamak gerektiğini hatırlattı. Bush'un cevabı ise şöyle oldu; 'Sana katılıyorum Tony. Önce bu konuyu halletmeliyiz. Ancak Afganistan'da işimiz bitince hemen Irak'a geçmeliyiz.' Blair hiç itiraz etmedi".

Observer, 2003 Mart'ında bombardıman başlayana kadar savaş kararı verilmediğinde ısrar eden Blair'ın, bu diyalog nedeniyle kamuoyu önünde zor durumda kalabileceği yorumunu yapmış.

Haberde ayrıca Başbakan Tony Blair'in bir sözcüsü tarafından bu konuda yapılan bir açıklamaya da yer verilmiş. Açıklamada, Irak'ın dış politikada uzun süredir bir öncelik olduğu ve iki liderin bir çok görüşmesinde konuşulduğu, ancak savaş kararının ancak, Mart ayında tüm umutlar tükendiğinde alındığı belirtiliyor.

Pazar gazetelerinde öne çıkan bir diğer konu da İngiltere'de terör saldırısı beklentisi.

Sunday Telegraph, dün Londra'da saldırı ihbarı alan polisin saldırganı takibe aldığı ancak elinden kaçırdığı bilgisine yer vermiş. Habere göre, Leciester Meydanı'ndaki bir restorana intihar saldırısı düzenlemeyi amaçlayan bir saldırgan polis tarafından takibe alınmış.

Ancak şüpheli izini kaybettirmeyi başarmış. Gerekçe ise ilginç. "Çünkü polisin telsizleri girdikleri metro istasyonunda çalışmıyordu" diyor Sunday Telegraph. Sunday Times ise, "İngiltere'de terör korkusu, iç düşman üzerinde yoğunlaştı" başlığını kullanmış.

Haberde, olası bir saldırıyı önleme konusunda, güvenlik güçlerinin dikkatinin dış güçlerden, İngiltere doğumlulara yöneldiği belirtiliyor. Örnek olarak, geçen hafta Londra'da bir iş merkezi ve Heathrow Havaalanı'na saldırı hazırlığındayken yakalananlar gösterilmiş.

Bu kişilerin, önceliğin iyi eğitim ve iş yaşamındaki başarıya verildiği iyi ailelerden geldiği hatırlatılıyor. Gazete, yakalanan 9 kişinin ailelerinin pakistan'dan İngiltere'ye 1960'larda ve 70'lerde geldiğini, ancak ülkeleriyle bağlarını korudukları ve bir çoğunun düzenli olarak Pakistan'a gidip geldiğini yazıyor.

On yılı aşkın süredir, genç İngilizlerin Keşmir ve Afganistan'a giderek, buralarda askeri eğitim aldıklarını hatırlatan gazete, bu noktada 700 gencin seyahatini düzenleyen Muhacirun adlı örgütün lideri Ömer Bekri Muhammed'in adını öne çıkarıyor.

Terörün İngiltere'deki kökenlerini mercek altına alan bir başka gazete de Independent on Sunday. Gazete bu konuyla ilgili özel dosyasına, terörü bir saatli bombaya benzetmiş.

Olası bir terör saldırısını önlemek için gece gündüz çalışan İngiltere güvenlik birimlerinin kabusu olarak niteledeği bir duruma yer vermiş Independent on Sunday.

Habere göre, El Kaide bağlantılı terörist gruplar, elemanlarını ikinci ve üçüncü nesil İngiliz gençlerinden seçmeye başladı. Örgütün hedef seçtiği gençlerin özellikleri şöyle anlatılıyor.

"İngiltere'de doğup, burada eğitim almış, 11 Eylül'ün ardından artan bir kimlik bunalımına girmiş gençler". Birmingham Üniversitesi Etnik Köken ve Kültür Çalışmaları Merkezi'nden Profesör Tahir Abbas'a göre bu gençler, bu tür eylemlere katılarak bir statü elde etmek ve erkekliklerini kanıtlamak arayışında.

Askeri eğitimlerini genellikle yurtdışında aldıklarını belirten Tahir Abbas, sanıldığının aksine camilerin bu zincirde etkili olmadığını da şu sözlerle belirtmiş.

"Gençler camilere gitmiyor. Zira orada kullanılan dil onları sarmıyor. Daha çok sağda solda buldukları broşürler ve internet siteleri aracılığıyla işin çine giriyorlar. Camilerin de bu işin içinde olduğu bilgisi tamamen yanlış."

İngiliz Pazar gazetelerinde dikkat çeken bir başlık da Sunday Telegraph'ın, İngiltere Kraliçesi'ni Saddam Hüseyin'e benzeten rap şarkıcısıyla ilgili haberi.

Haberde, kraliçeyi Saddam Hüseyin ile karşılaştıran ve kraliyet ailesini Prenses Diana'yı öldürmekle suçlayan "Great Britain" adlı rap şarkısının, BBC'de çalınmasının yarattığı tartışmaya yer veriliyor.

Yakın zamanda din değiştirerek İslamı seçen Scor-Zay-Zee adlı şarkıcının tartışma yaratan sözleri şöyle.

"Büyük Britanya zenginleri, servetlerini kölelikten elde etti. Kraliçenin mücevherleri çalıntı. Kocası bir mason. Leydi Diana'yı onlar öldürdü. Kraliçe Saddam Hüseyin'inki gibi bir evde oturuyor. İkisi de çok zengin. O yüzden ikisi de aynı".

Şarkıda, İngiliz toplumuna yönelik de ağır eleştiriler var. Gençlerin beyinlerinin yıkandığı, artık kontrolden çıkmış bir tüketim kültürü etkisinde uyuşturuldukları söyleniyor.

İngiltere'nin İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri ile olan yakın ilişkisini de yerden yere vuruyor Scor-Zay-Zee. Sunday Telegraph'ın haberinde, şarkıyı listesine almakla suçlanan BBC'nin açıklamasına da yer verilmiş.

Açıklamada, şarkının BBC'nin değil, bir şarkıcının kişisel görüşünü ifade ettiği ve tamamen müzikal kıstaslara göre seçildiği söyleniyor. Haberde, Buckingham Sarayı'ndan olayla ilgili herhangi bir açıklama gelmediği de hatırlatılmış.

BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik