|
28 Mart 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Sunday Times'ın birinci sayfasında Usame Bin Ladin'in gerçekleşmeyen bir saldırı planı ifşa ediliyor.
2001'de Amerika'yı hedef alan bombalı saldırılardan sonra El Kaide lideri, kurmaylarıyla Kabil'de toplanmış ve gazetenin iddiasına göre Londra Heathrow havalimanına bir saldırı emri vermiş. El Kaide'nin operasyon şefi KHalid Şeyh Muhammed'e böyle bir hazırlık yapması emrini veren bin Ladin'in İngiltere Başbakanı Tony Blair'i baş düşmanlarından biri saydığı belirtiliyor. Sunday Times, Şu anda hapiste olan Şeyh Muhammed'in sorgusundan elde edilen bilgilere ulaştığını kaydediyor. Gazetenin bu sorgu bulgularına dayanarak verdiği bilgilere göre, 11 Eylül saldırılarının hazırlığını yöneten Şeyh Muhammed aslında bu saldırıları kaçırılmış 10 uçakla yapmayı planlıyordu. Heathrow Havaalanı'nın böyle gündeme gelmesi, Londra Emniyet Müdürü Sir John Stevens'ın geçenlerde yaptığı uyarıyı gündeme getirdi. Sir John, 11 Mart'ta Madrid'de düzenlenen bombalı saldırıların Londra için bir uyanışa yol açması gerektiğini, çünkü İngiltere başkentinin bu tür saldırılara hedef olmasını kaçınılmaz gördüğünü anlatmıştı. Ancak bugün Sunday Telegraph'taki habere göre İçişleri Bakanı David Blunkett, Emniyet Müdürü'nün saldırı için "kaçınılmaz" sözünü kullanmasını eleştirdi ve bunun halkı paniğe sevkedeceğini söyledi. Blunkett, terörle mücadele için gündeme gelen ve tartışılan yasalar için kamuoyunu ikna etmek için halkın sakin olmasını istediğini belirtti. Sunday Telegraph'a yazan İsrail'in eski meclis başkanının makalesi, Siyonizm hayallerinin hüsranla son bulacağı korkusunu dile getiriyor. Siyonist devrimin iki temel direğinden birinin adil bir yol seçilmesi, diğerinin de liderlik etiği taşıması olduğunu belirten Avraham Burg, artık bu iki ilkenin de geçerliliğinin kalmadığını yazmış. İsrail ulusunun bugün yolsuzluğa, baskıya ve adaletsizliğe dayandığını ileri süren yazar, Siyonist projenin bu yüzden sona doğru yaklaştığını belirtiyor. İsrail devletinin İbranice'yi canlandırdığını, edebiyatı geliştirdiğini, para birimini güçlü kıldığını, Yahudilerin yine zeki olduğunu belirten Avraham Burg Telegraph'daki yazısına şöyle devam ediyor: Yazar, yasaları ihlal eden yolsuzluğa batmış siyasetçilerin idare ettiği, yerleşim devletine dönüştüklerini, idarecilerin hem düşmanlarına hem de kendi vatandaşlarına sağır olduğunu belirtiyor. Adalete dayanmayan bir devletin ayakta kalamayacağını vurguluyor ve bunun için çocuklarına "25 yıl sonra nerede yaşıyor olmayı bekliyorsun?" diye soran vatandaşların her gün arttığını anlatıyor. Sözünü esirgemeyen çocukların "Bilmiyorum" cevapları da ana-babaları şoka uğratıyormuş. İsrail toplumu için geriye sayımın başladığını ilan ediyor İsrail'in eski meclis başkanı. Halen İşçi Partisi'nden milletvekili olan Avraham Burg, Batı Şeria'daki yerleşimcilerle, orada yaşayan Araplar arasında çok büyük bir eşitsizlik olduğunu belirttikten sonra, "Araplar başlarını öne eğip, öfkelerini yutkunup, bunu gururlarına yedirseler de, bu böyle gitmez" diyor. İnsanlar arası umursamazlığa dayanan yapının çökeceğini, Filistinlilerin çocuklarını umursamayan İsrail'in, bu çocuklar kendilerini havaya uçururken, şaşırmaması gerektiğini belirtiyor. Filistinli çocukların, hayatları işkence haline geldiği için kendilerini Allah'a bıraktıklarını yazıyor. Sunday Times, Avrupa Birliği için yeni anayasa üzerinde uzlaşmaya varılırsa, bunun İngiltere'de referanduma sunulmasını savunuyor. Başbakan Tony Blair'in referanduma razı olmadığına dair haberler sıklaşmıştı. Times'a göre, Madrid'deki bombalı saldırıların, Avrupa Birliği'nin siyasi ve ekonomik bütünleşmesine hız kazandırmasını yanlış buluyor ama neticede anayasanın yeniden gündeme geldiğini de kabul ediyor. Polonya ve İspanya'nın, birlikteki karar mekanizmalarında oylarının ağırlığına ilişkin ısrarlarını sürdürmesi üzerine Aralık'taki anayasa denemesi uzlaşmazlıkla sonuçlanmıştı. Ama bu defa bu ısrarların ortadan kalkmış göründüğünü hatırlatan Times, 17 Haziran'a kadar yeni bir anayasa üzerinde uzlaşmaya varılması için mühlet verilmesinin, tehlikelerine işaret ediyor. "Avrupa Birliği için, pazarlığın yeniden çökmesinin sonuçlarının ağır olacağını" belirtiyor. "Masanın çevresindeki kimse, ulusal egemenlikle ilgili yetkilerini Brüksel'e devretmek istemez, itiraz edenler aptal" diyen Blair'i eleştiriyor. Times şöyle diyor: "Yani anayasaya karşı olanlar aptal.. Peki ceza muhakemeleri sisteminde egemenlik hakkını devretmekten kaygı duymak aptallık mı? Ulusal yasalarımız olması hakkını savunmak, soruşturma ve savcılık standartlarındaki ulusal niteliği kaybetmekten kaygılanmak aptallık mı?" Yeni anayasanın sosyal güvenlik ve istihdam konularını kapsayabileceğini belirten Sunday Times, "İngiltere'de işgücü piyasasındaki esneklikten geriye kalanı da bu mu götürecek" diye soruyor. İngiltere'de hükümetin, anayasayı, mevzuatı bir çatı altında toplamak gibi sunduğunu, oysa Avrupa'da bazı siyasetçilerin, "Büyük, Yeni Avrupa projesi"nden söz ettiklerini anlatıyor. "Bu gazete anayasa için referandum çağrısını tekrarlıyor" diyen Sunday Times, ardından, halkın üçte ikisinin anayasaya karşı olduğuna dair bir ankete değiniyor. Independent on Sunday ise, anayasa için referandumu şart koşanların dürüst olmadığını yazmış. "Muhafazakar Parti bizi Avrupa Birliği'ne sokarken referandum yapmadı" diyen gazete, anayasaya karşı olanların Avrupa karşıtı olduklarını yazıyor. Referandum kararını verecek Lordlar Kamarası'nın ise demokratik meşruiyeti olduğunu sorguluyor Independent. Parlamentonun bu meclisinin seçimle belirlenmediğini ima ediyor. Independent on Sunday'in asıl vurgusu ise anayasa diye anılan belgenin aslında gerçek bir anayasa olmadığı noktasında. Bu belgenin tek işlevinin, üye sayısı artan Avrupa Birliği'nin işlerliğini düzeltmek için yapılmış küçük reformları bir çatı altında toplamak olduğunu ileri sürüyor. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||