BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 22 Mart, 2004 - TSİ 10:16
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
21 Mart 2004 Basın özeti
"El Kaide tam olarak ne istiyor?" Observer'ın başlığı. El Kaide hakkında bir kitabın da yazarı olan Jason Burke, Modern İslami militanlığın çeşitlilik içerdiğini, karmaşık bir yapısı olduğunu anlatıyor.

El Kaide'nin sadece bir örgüt olmadığını aynı zamanda bir değerler dizisi, ideoloji olduğunu vurguluyor. Ve militanların değerleri, idealleri ve amaçlarının aynı olmadığını belirtiyor.

İngiltere'de yayımlanan gazeteler

Son dönemdeki İslami militanların çok değişik amaçlarla yola çıktığına dikkat çeken yazar ilk olarak New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne 1993'teki ilk saldırıyı hazırlayan Remzi Yusuf'u örnek veriyor. Yusuf'un namaz kılmadığını, dini amaçlarla değil, şiddete düşkünlüğü sebebiyle bu eyleme giriştiğini anlatıyor.

11 Eylül saldırılarına katıldığı söylenen Muhammed Atta'nın eyleme girişmesinin tek sebebinin, "cihad"ı emir olarak görmesiymiş. Yazar, bu emri yerine getirmek zorunda olduğu görüşüyle Atta'nın bu yola girdiğini savunuyor.

Endonezya'da Bali adasındaki gece kulüplerine düzenlenen bombalı saldırılarda eylemcilerden biri, oradaki beyazların kirli fuhuş hayatına duyduğu tepkiyle saldırıya katılmış. Bir başka eylemci ise Afganistan'daki savaş yüzünden katıldığını söylüyormuş.

Bombalı saldırıların birbirlerine benzemediğini de aktarıyor Observer yazarı. Madrid'deki saldırıların intihar eylemi olmadığına dikkat çekiyor ve eylemlerin, pratik, net bir amacı olduğunu vurguluyor. Bu amaç, İspanya'nın Irak'taki askerlerini çekmesini sağlamakmış....

İslami militanların Irak'taki saldırılarının da farklı olduğunu vurguluyor. Irak polisinin oluşumunu engellemek gibi kısa vadeli taktik kazanımlar amaçlasalar da, bir yandan eylemcilerin cesaretini ortaya koyuyorlar bir yandan da Amerika'nın, Batı'nın, müttefiklerini korumaktan aciz olduklarını kanıtlamaya çalışıyorlar.

Her şeye rağmen evrensel bir ortak payda da var, Observer yazarına göre, İslami militanlarda. O da, Batı'nın, İslam toplumuna, değerlerine karşı giriştiği taarruza direnişin son aşamasını yürütüyorlar. "İslami değerleri, kültürü, yaşam tarzını korumak için son hattı savunuyorlar" diyen yazar, "Kendi kendini savunma hakkını kullandıklarını düşünüyorlar ve böyle bir çabada biz Batılıların da kabul ettiği gibi başka zaman reddedilen taktikler de kullanılır."

İslami militanlık böyle kozmik hedefler taşıdığı için bununla mücadelenin kolay olmayacağını vurguluyor. Öncelikle İsrail-Filistin barışı sağlanırsa, bu militanların, İslam'a karşı savaş yürütüldüğü tezine sunduğu kanıtlardan en önemlisinin ortadan kalkacağını belirtiyor. Sonra baskıcı Arap devletlerinde reform yapılmasından söz ediyor. Radikallerin şiddetine karşı en güçlü silahın ise 1.3 milyarlık Müslüman nüfusun yüzde 95'indeki iyi niyet ve ılımlılık olduğunu, bunu korumak için, bundan yararlanmak için büyük mücadele verilmesi gerektiğini belirtiyor.

'Milyonlar yürüdü, ne için?'

Independent on Sunday'de ünlü film yönetmeni Ken Loach'ın makalesi var. Loach, Irak savaşından haftalar önce Londra'da iki milyon kişinin, savaşa karşı gösteri yürüyüşüne katıldığını anlatıyor.

Buna rağmen Tony Blair hükümetinin savaşa girişmesi, acaba bu yürüyüşe katılanları nasıl etkiliyor? Ken Loach, 15 Şubat 2003'teki yürüyüşe katılanların, savaş başlayınca kendilerini çaresiz hissetmesinin normal olduğunu belirttikten sonra ekliyor: "Ama şimdi şunu tahayyül edin bir kere: Ya o yürüyüşe kimse katılmasaydı? Savaşa örgütlü muhalefet olmasaydı? O zaman dünya şimdi çok farklı olurdu. Ortadoğu'da milyonlarca kişi çok net bir şekilde, "bir Arap devletinin yasadışı biçimde işgal edilmesi bizim umurumuzda değil" mesajını almış olacaktı."

Yazar şimdi ise, dünya çapında ve Ortadoğu'ya doğru dayanışma köprüleri kurduklarını, nasıl bir dünya istediklerine dair bu kanallar üzerinde tartışma yapabildiklerini anlatıyor. Amaçladıkları dünya düzeninde, petrol veya stratejik çıkarlara öncelik veren fetihler olmadığını vurguluyor.

Ken Loach, Independent on Sunday'deki yazısında, "Yeni İşçi Partisi dinlemedi ama göstericilerin mesajlarını İngiltere'de milyonlarca kişi duydu ve ülke çapında bir tartışma başladı" diyor.

Böyle bir protesto hareketinin gösterebileceği tesirin son olarak İspanya'daki iktidar değişikliğinde görüldüğünü öne sürüyor. Hükümetin savaş ve sonuçları konusunda halka yalan söylediğini, halkın görüşlerini umursamadığını, sonra başlayan kapsamlı protesto gösterileri sayesinde iktidarın değiştiğini, bunun dünyayı da değiştireceğini anlatıyor.

Ken Loach'a göre, bu mesajı Washington ve Londra görmezden gelemeyecek.

Irak'taki savaş konusunda Amerika önderliğinde kurulan koalisyonun şimdi parçalanmaya başladığını da ileri süren yazar, bütün bu yaşananların bir sınıf savaşı olduğunu, Amerikan başkentindeki en güçlü yönetici sınıfın başlattığı savaşta amacın, Ortadoğu'daki ekonomilerin yeniden yapılandırılması olduğunu belirtiyor.

Bütün bu kaygılarını artık siyasete yönlendirmek istediğini belirten Ken Loach, Respect Unity Coalition, Saygı Birliği Koalisyonu adıyla yeni bir siyasi oluşum kurulduğunu ilan ediyor. Kendisinin de Avrupa parlamentosu seçimlerinde bu listeden aday olduğu gazete tarafından belirtilmiş.

Kosova'daki sorun

Sunday Telegraph'ta savunma konularında uzman yazar Max Hastings Kosova'daki olayları değerlendiriyor. "Kosova'da da savaşı kazandık ama barışı koruyamadık" başlığı kullanılmış. "Dünya, Birleşmiş Milletler ve NATO sayesinde insanların birbirlerini öldürmelerini engellemek için önemli mesafe kaydetmiş olsa da", diyen yazar ekliyor: "Ne yazık ki, bunun ötesine geçemedik, uluslararası kurumlar, askerleri yerleştirdikten sonra siyasi süreci ilerletemedi."

Balkanlarda barış güçlerinin çok insanın hayatını kurtardığını ama bir toplum kurulamadığını vurguluyor. Bosna'da 1995'teki Dayton Antlaşması'nın ön gördüğü mültecilerin evlerine dönüşünün hala sağlanamadığını, çünkü cemaatler arası kinin aynen kaldığını belirtiyor. Bir NATO komutanının son olaylarda Kosovalı Arnavutları suçladığını ama bunun yersiz olduğunu çünkü Sırpları Kosova'dan atma amaçlarının canlı kalmasının sebebinin, siyasi boşluk olduğunu belirtiyor.

Kıbrıs'te 1964'te yeşil hat çekildiğini, Birleşmiş Milletler'in sivilleri korumak için asker gönderdiğini ama bunların ne Yunan darbesini ne de Türkiye'nin Kıbrıslı Türkler adına adanın üçte birini işgal etmesini önleyebildiğini vurguluyor.

Bütün yabancı askeri müdahalelerde ortak özelliğin, "Askerlerden sonra kim gelecek?" sorusuna cevap verilememesi olduğunu belirtiyor, Sunday Telegraph yazarı...

MI5'ın eski müdürü casus romanı yazdı

Sunday Times, Stella Rimington'ın yazdığı romanın bu yaz piyasaya çıkacağını ifşa ediyor. "At Risk" adlı roman, bir kadın casusla ilgili. Yazarın, İngiliz iç istihbarat servisi MI5'ın eski genel müdürü olması, Times'a göre, romanın kadın kahramanının içinde bulunduğu dünyanın tasviri konusunda fazlasıyla yetkin olduğunu düşündürüyor.

Rimington yıllar önce, James Bond'u eleştirirken, fazla erkek şövenizmi taşıdığını, bu yüzden MI5'a zarar verdiğini ileri sürmüş. Times, romanın casusların dünyasındaki erkek hakimiyeti imajını silme amacını hakkıyla yerine getirdiğini belirtiyor.

BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik