BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 04 Mart, 2004 - TSİ 05:04
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
4 Mart 2004 Basın Özeti
ABD'de Kasım ayındaki başkanlık seçiminde en büyük iki partinin adayları belli oldu: Demokrat John Kerry, Cumhuriyetçi Başkan George W. Bush ile çarpışacak... Ve Londra merkezli gazeteler gayet şiddetli bir mücadele yaşanacağını anlatıyor.

İngiltere'de yayımlanan gazeteler

Hatta Independent bunun belki de Amerikan siyasi tarihindeki en kirli savaşlardan biri olacağını bildiriyor.

"Demokrat Parti'de, başkanlık koltuğunda oturmayan bir siyasetçi, adaylığını hiç bu kadar kısa sürede kesinleştirememişti. Bu sayede Senatör Kerry, kampanyasını planlamak ve partinin tamamının desteğini almak için zaman avantajını elde ediyor. Ama aynı zamanda George Bush ve onun kirli oyunlar makinesi, rakibine karşı hiçbir selefinin elinde olmayan uzun bir hazırlanma süresine sahip oluyor."

Bush'in şimdiden John Kerry'nin Senato'daki liberal tutumuna saldırmaya başladığını anlatıyor Independent. "Sanki liberallik utanılacak bir şeymiş gibi" diye de ekliyor.

Bunun daha başlangıç olduğunu, Kerry'nin sağlam bir savunma hattı hazırlaması gerektiğini de belirtiyor. Independent'a göre Kerry, adaylık yarışındaki rakibi Senatör John Edwards'ı başkan yardımcısı adayı olarak seçerse, daha başarılı olacak.

Financial Times'a göre John Kerry, Demokrat Parti'nin sol kanadına mensup.

Asayiş ve suçla mücadele, kürtaj, ateşli silahların kontrolü, vergi ve harcama gibi, toplumu bölen konularda Senato'da yıllardır sürdürdüğü tutuma bakarak bu hükme vardığını belirtiyor gazete. Cumhuriyetçilerden bu noktada gelecek saldırıları fazla umursamaması, bu tartışmaların içine çekilmemesi gerektiğini, Kerry'nin böyle konularda, görüşlerini dürüstçe ifade etmesinin şart olduğunu bildiriyor.

Financial Times'a göre seçimdeki asıl mesele, Amerika'nın ulusal güvenlik ve ekonomiyle ilgili sorunları... Bu meselelerde seçmenin desteğini kazanırsa, başkanlığı da kazanacağını bildiriyor.

Daily Telegraph, ekonomideki gerilemenin son bulduğu bir dönemde, başabaş bir yarış geçeceğini yazıyor.

Ve Salı günü Irak'ta yaşananlar ışığında, seçimin sonucunu şer güçlerin etkileyebileceğini anlatıyor. Bu güçlerin, ekim ayında, dengeyi değiştirmek için nasıl bir sürpriz hazırladıkları sorusunu ortaya atıyor.

Guardian'a göre Demokratlar, Beyaz Saray'ı yeniden ele geçirmek için en iyi tercihi yaptılar. Bu tercihin sonucunu, sadece Amerikan halkının değil, İngiltere'de, dünyanın diğer yerlerinde yaşayanların da derinden hissedeceğini vurguluyor.

"Amerika'daki bir seçimde, özgür dünyayı Bush'un mağlubiyeti kadar etkileyecek bir dönem yaşanmamıştır. Senatör Kerry sadece milyonlarca Amerikalının değil, dünya vatandaşlarının umutlarını taşıyacak."

'Bush modernite ile savaşa girişiyor'

Guardian, eski başkan Clinton'ın danışmanlarından Simon Blumenthal'in bir makalesini yayınlıyor bugün. "Bush modernite ile savaşa girişiyor" başlığı altında yazar, "NEOCON-THEOCON" ittifakından ve Bush'un bu kesimleri bir arada tutarak iktidarda kalma umudundan söz ediyor.

Neocon, Richard Perle, Paul Wolfowitz gibi uluslararası ilişkilerde şahin siyasetçilerin temsil ettiği yeni muhafazakarlık akımı. Yeni-muhafazakarlar, yazarın da işaret ettiği gibi, özellikle Ortadoğu siyasetinde İsrail'i destekleyen tutumlarıyla öne çıkıyorlar.

Theocon ise Protestan muhafazakarlar, ki zaman zaman Evangelist kilise akımlarıyla gündeme geliyorlar.

Blumenthal, 2000'deki seçimlere 'Merhametli Muhafazakarlık' sloganı ile giren Bush'un, merkezden oy almayı amaçladığını, buna rağmen toplam oylarda Demokrat rakibi Al Gore'un yarım milyon gerisinde kaldığını hatırlatıyor. Yazara göre Bush bu seçimlerde farklı bir yaklaşım sergiliyor ve bunu Bush'un kültür cephesinde açtığı savaş diye nitelendiriyor.

Peki bu savaşı nasıl açmış Başkan Bush? Cumhuriyetçi Başkan, kendi sağcı tabanına yönelmeyi tercih etmiş. Kürtaj gibi birçok meselede muhafazakar Protestanların şiddetli bir savunucusu olmuş.

Dini muhazakarları bu şekilde heyecanlandıran Bush, dış siyasette de yeni muhafazakarları memnun ediyormuş.

11 Eylül ardından kendini mesih gibi bir lider tarzında sunmaya başladığını anlatıyor, yazar. 2001'de New York ve Washington'a düzenlenen 11 Eylül saldırılarından sonra Bush'un Yahudilerden aldığı destek artmış. İsrail-Filistin barış sürecini terk etmiş, bu kitlenin desteğini sürdürebilmek için.

İşte tam bugünlerde, tutucu Protestanlarla, Yahudi Amerikalıların kendisinde buluşacağını uman Bush'un çelişkilerinin ortaya döküldüğünü anlatıyor yazar...

Mel Gibson'ın İsa Peygamberin çarmıha gerilişini anlattığı filmine dikkat çekiyor.

'İsa'nın Çilesi' adlı film, ortaçağdaki Yahudi karşıtı eğilimleri yansıtıyor, yazara göre. Ve Amerika'da bir anda sinema salonlarında en çok izlenen film haline gelen İsa'nın Çilesi'nin, Amerikan muhafazakarlığındaki kültürel çelişkileri patlattığını belirtiyor.

Bush'un muhafazakar Protestanlığının canlanmasının da, Yahudi ve Katolikleri tedirgin etmeye, korkutmaya başladığını vurguluyor.

Bush'un rakibi John Kerry'yi ise yazar, Yahudi ve Protestan kökleri olan, kendisi Katolik ama modern görüşlü bir siyasetçi diye tanımlıyor ve şöyle devam ediyor:

"Siyasetteki bu yanlış hesapların ülke içindeki sonuçlarından çok daha kötüsü Ortadoğu'da getirdiği felaket. Çaresizliği arttıkça, Bush, köktenciliğin çeşitli yönlerini temsil ederek kampanya yürütmeye başlıyor. Amerika'daki modernliğe karşı sefere çıkarken, en büyük savaşına başlıyor."

Almanya gazeteleri de konuyla ilgili. Berliner Zeitung, muharip olduğu, madalya kazandığı Vietnam Savaşı aleyhindeki kampanyada da öne çıkan John Kerry'nin dış politika tecrübesi olan bir senatör olduğunu, ekonomide ılımlı, iç siyasette liberal tercihleri olduğunu, böylece çok çeşitli sınıf ve toplum kesimlerini cezbedebileceğini, Bush'u yenmek için iyi bir şansı olduğunu belirtiyor.

Der Tagesspiegel, sonucun şimdiden tahmin edilemeyeceği görüşünde. Kerry'nin artıları ve eksilerini sıralıyor. Savaşmış bir asker olarak vatanseverlik, senatör olarak dış politika tecrübesi avantaj hanesinde, seçim kampanyasının mali desteği; ölüm cezası ve eşcinsel evliliklerindeki liberal tutumu ise dezavantaj hanesinde.

Zaten gazete, Kerry kazansa bile Avrupa'nın Amerika ile ilişkilerde köklü bir değişiklik beklememesi gerektiğini de vurguluyor.

BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik